blank

Üye Girişi

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün158
mod_vvisit_counterDün475
mod_vvisit_counterBu hafta3859
mod_vvisit_counterBu ay10084
mod_vvisit_counterHepsi990515

Kimler Sitede

Şu anda 19 ziyaretçi çevrimiçi

İslami Hareketin Entelektüel Kökenleri-3

İslam’ın kapitalizmle savaşı adlı eserinde Kutup’un İhvan hareketine teslimiyeti aşikar bir boyut kazanır. Artık akide kavramı Kutup’un düşüncesindeki en merkezi kavramlardan biri olur.Ona göre akide kişiyi devrimci bir vizyona sahip kılan, hareketi teşvik eden ve tanrı ile iletişimi her daim canlı tutarak aciz insanı harekete geçiren en önemli amildir.İslam ve evrensel barış adlı çalışmasında ise Kutup ;karşılaşılan bütün siyasi,ekonomik ve ahlaki bunalımların aşılması için Müslümanların güçlerini birleştirici olarak akide kavramına değinir.Tüm bu çalışmalar Kutup’un İhvan sonrası dönemde akide kavramını merkezileştireceğini ve İhvan hareketinin entelektüel zeminini inşa ederken akide kavramından oldukça fazla istifade edeceğinin göstergesidir.

 

Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez/Kemal SAYAR

''Gönül arşdan uludur , nice bin arş

Gönül zerresinün bir danesidür..'

Eşrefoğlu Rumi


''Ruh sağlığı uzmanları günümüz kültürel şartlarında iyiden iyiye aşikar olan bir ''ruh ölümü''nden bahsediyor. Çoğu zaman bu durum iç sıkıntısı şeklinde tecrübe ediliyor ve Batı dünyasının karşı karşıya geldiği en yaygın hastalık halini alıyor . Sıkıntı herhangi bir şey hissetme kabiliyetini inkar eder . Kronik sıkıntı adeta modern Batı kültürüne hastır.Paylaşılmış etkinliklerin , yüzyüze iletişimin , geniş aile etkileşiminin , toplumsal katılımın ve anlam sağlayan diğer manevi ve sosyal çabaların yaygın olarak bulunduğu geleneksel toplumlarda, sıkıntı pek tanıdık bir duygu değildi .''

 

Zaaf ve İmkanlarıyla Türkiye'de İslamcılık-III

Bu süreçte önceki iktidar döneminde yaşananlarda göz önünde bulundurularak daha naif ve daha light diyebileceğimiz bir politika izlendi. Yıllardır sistemin tokadını yemiş olan İslamcılar bu süreçte teenni ile hareket ederek sistemin bünyesindeki curufları ayıklamayı ve daha şeffaf ve halkla barışık ,yani bu toplumun genetik kodlarında saklı olan değerleri ortaya çıkaran bir politika izlemeyi ve bunu yaparken de, en azından ilk dönemlerde, fincancı katırlarını ürkütmemeyi gaye edindiler.Sistemin gadrine uğramışlığın verdiği psikolojiyle Türkiye İslamcılığı  siyasal tecrübesini mümkün olduğu kadar Kemalist elitizmin zayıflatılması mücadelesine hasretti.Bu alanda da ciddi mesafe aldı denilebilir.

 

Zaaf ve İmkanlarıyla Türkiye'de İslamcılık-I

Geçtiğimiz yıl içerisinde Türkiye sathında devam eden İslamcılık tartışması, bu topraklarda hala en güçlü fikriyatın İslamcılık fikriyatı olduğunu bir kez daha izhar etmiştir. Bitti, bitiyor derken İslamcılık düşüncesi, yaşadığı onca badireye rağmen kendisini yeniden ihya etmenin potansiyellerini de bünyesinde barındırmaktadır.21.yüzyıla sistemin çöküşüyle merhaba diyen Türkiye’de , son 10 yılda yaşanan siyasal gelişim sürecinin İslamcılık cereyanına darbe vurduğu; bu nedenle artık İslamcılıktan bahsedilemeyeceği;İslamcılığın iktidarla imtihanı kaybettiği ve devlete entegre olduğu yönündeki kanaatler, zarfa bakıp mazrufu ihmal etmenin çok açık bir göstergesidir. 

 

İslami Hareketin Entelektüel Kökenleri-2

Dikkat edilirse tartışmaların odağında sürekli olarak düşüş,gerileme  ve mağlubiyet gibi daha çok zafiyet ve edilgenlik ifade eden kavramlar bulunmaktadır.Dolayısıyla kalkış noktası itibariyle batı medeniyetinin argümanları olan ilerleme,modernite,rasyonalite gibi kavramların ‘’özne’’ liği kabul edildiğinden önerilen çözüm yolları da bir tür edilgenlik barındırmaktadır.Bu edilgen bakışın netameli oluşu hakkında bugün bizlerin elinde çok fazla veri var.Ancak unutmamak gerekir ki bu kanaatlerin dillendirildiği yıllarda modernite ve rasyonalist bakışın zaafiyetleri toplumsal alanda henüz tebarüz etmemişti.

 

İslami Hareketin Entelektüel Kökenleri-1

Tunus’la başlayan ardından Mısır ve Libya’ya sıçrayan ve yaklaşık iki yıldır da Suriye’de devam eden sosyal patlamaların tarihi arka planını anlamak, yaşadığı döneme şahitlik yapma mükellefiyetiyle karşı karşıya bulunan bizler için oldukça büyük bir önem arz ediyor.Arap coğrafyası olarak tarif edilen bu beldelerdeki sosyal patlamaların, 20.yüzyılın sonunda dillendirilen medeniyetler çatışması ve tarihin sonu argümanlarıyla,basmakalıplaştırılmış/tekdüze/homojen bir dünya ve insan vaadinin yeganeliği üzerine mutabık kalmış modern anlayışlara bir reddiye olup olmadığının da ayrıca sorgulanması gerekiyor.

 

Zaaf ve İmkanlarıyla Türkiye'de İslamcılık-II

 Cumhuriyet modernleşmesinin oluşturduğu tahribat Türkiye de İslamcılığın yol haritası açısından önemli izler taşır.Türlü meşakkatlerle 1.dünya savaşının buhranlı sürecini atlatan Anadolu halkı  asıl darbeyi ,hiç beklemediği kişilerden, kendisini kurtaran(!) bir avuç seküler/laik elitten yemiştir.En önemli ilmi/entelektüel birikim Çanakkale savaşında yitirildiğinden ,Cumhuriyet elitlerinin yaptıklarına karşı koyacak  entelektüel ve ilmi bir direnç noktası da kalmamıştır.Buna rağmen gerçekleştirilen kıyamlar şiddetle bastırılarak halk cebren modernleştirilmeye ,dinin en son izlerinin de bu coğrafyadan silinmesine çalışılmıştır.

 

Sezai KARAKOÇ'un Eserlerinde Şehir Düşüncesi

Uzasan, göğe ersen,

Cücesin şehirde sen;

Bir dev olmak istersen,

Dağlarda şarkı söyle!

(Necip Fazıl)

 

Çağımızın büyük düşünür ve şairlerinden biri de Sezai Karakoç’tur.O,sadece bir şair değil,çok yönlü eserler ortaya koymuş bir yol göstericidir.Bir dava adamıdır.

S.Karakoç birçok yazısında şehirden,ideal bir şehrin nasıl olması gerektiğinden söz ederek büyük İslam şehirlerine göndermelerde bulunur.Bu konuda şehir –uygarlık ilişkisine vurgu yaparak,”kent” başlıklı yazısında şöyle der: