blank

Üye Girişi

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün402
mod_vvisit_counterDün442
mod_vvisit_counterBu hafta402
mod_vvisit_counterBu ay12001
mod_vvisit_counterHepsi976631

Kimler Sitede

Şu anda 32 ziyaretçi çevrimiçi

Celladına Kur Yapmak

George Orwell kült romanı 1984 te geleceğin toplumu üzerinde mutlak egemenlik ve kontrol tesis etmek isteyen iradeye ‘’geçmişi denetim altında tutan geleceği de denetim altında tutar’’cümlesini söyletir. Pekiyi geçmiş nasıl denetim altına alınır? Diyelim ki denetim altına alındı. Bunun geleceği denetim altına almakla ne ilgisi var? Tarih disiplini bizlere, kabaca, geçmişin hikayesini anlatır.Bundan dolayıdır ki iyi bir öğretmendir.Ancak bu anlatış çoğu zaman objektif olmaktan uzaktır.Çünkü anlatıcının dünya görüşü,siyasal pozisyonu,sosyal sınıfı,kültürel aidiyeti gibi hususlar onun tamamen objektif olmasını engeller.Malum, durduğumuz ‘’yer’’le  gördüğümüz ‘’şey’’ arasında yakın bir ilişki vardır.Bu durum, bugünün tarihini yazacak olanlar için de geçerlidir.Enformasyon unsurlarının tarihte hiç olmadığı kadar yaygınlaştığı,bilginin oldukça hızlı yayıldığı bugün bile tarihe tanıklık etmek nerede durduğumuzla alakalıdır.Örneğin bir Amerikalı veya Amerikan değerlerini benimsemiş biri için Irak’ın işgali, o ülke insanlarının  demokrasiyle tanıştırılmaları yani medenileştirilmeleri ve dünya için oldukça tehlikeli olan kitle imha silahlarının çılgın bir adamın elinden alınması amacıyla yapılan oldukça kutsal/değerli bir eylemken,işgale doğrudan ya da dolaylı olarak muhatap Müslüman toplumlar için durum,emperyal karakteri bariz bir ülkenin kimi stratejik ve ideolojik emellerine ulaşmak amacıyla gerçekleştirdiği barbarca bir müdahaledir.Kimilerine göre 12 eylül askeri ihtilali Türkiye’de ki kaos ve anarşiye son vermişken ve yalnızca bu hususiyeti nedeniyle bile taktiri hak ederken,aynı ihtilal kimilerine göre Türkiye’nin küresel kapitalizme ve neo-liberal siyaset tarzına entegre edilmesinin önünü açmıştır.Örnekleri çoğaltmak mümkün…Pekiyi aynı olayın birbirine tamamen zıt  yorumlanmasının önüne nasıl geçilebilir?Ya da bu zıtlığın minimize edilmesi nasıl mümkün olabilir?

 

Eğitim Üzerine

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte duyduğum bir söz ile beynim allak bullak oldu. Aklıma deli sorular geldi. Ey bu  aleminin en yüce varlığı insanlık ailesi! Lütfen sorularıma defans yapmadan ve vicdanınızın sesini dinleyerek, gönül gözüyle okuyarak cevap verin.

1.Bütün insanlar zeka bakımından eşit midir?

2.Matematik bilmeyen bir insan çöp müdür?

3.Dersleri zayıf olan iyi biri olabilir mi?

4. İnsanlara bir selamı bile vermekten acizlenen zeka abidesi haşmetmeap, Dünya’nın etrafında döndüğünü kişi her şekilde haklı mıdır?

5.Zeka seviyesi ile gelir seviyesi doğru orantılı mıdır ?

6.Hayali olmayanın özgür bir hayatı mümkün müdür?

7.Dünya zenginliği -para- her derdin ilacı mıdır?

 

Gri Zaman

Yazar ,acının hüznün gurbetin ve hasretin yaşandığı; türküler de gide de gelmeye zalim bu sene diye de neşvü nema bulan yıllara tanıklık ettiriyor kitabında ..

Kitap okurken Çoruh havzasında yaşayan bir insan olarak yaşanan bu acıları dile getiren kıymetli yazara teşekkürü bir borç biliyorum. Fakat yıllardır üç maymunun oynandığı;  kör, sağır ve dilsiz kalınan bu dönem gençlerimizin dimağlarına yerleştirilmesi lazım. İşte o zaman farklılıklarımızın bir güzellik olduğu anlama yolunda bir mesafe kaydederiz.

 

İkonoklast Peygamberler Şehri Kudüs

Tarih çok iyi bir öğretmendir. Sadece bugünü anlamamıza yardım etmekle kalmaz, geçmişle yüzleşmenin imkanlarını da öğretir. Böylece geleceği nasıl inşa edeceğimize dair bir perspektif sunar. Oldukça cömerttir.Ancak her öğretmen gibi öğrettiklerinin pratiğini görmek ister.Bu nedenle iyi bir talebe olmasını bekler muhatabından.Atıl,meraksız,hayretsiz,felsefesiz talebelerden nefret eder.Onlara kendisini açmaz.Onun gerçek muhatapları vakanüvistler de değildir.Malumatfuruşluk taslamak için kendisine müracaat edenleri paylar.Bilakis ‘’ilişkilendirme’’ yeteneğine sahip olanlardan ve yaşadığı zamanın tanığı olmayı şiar edinenlerden hoşlanır.Böylelerine bütün açıklığıyla konuşur.Sanki geçmişi değil şimdiyi konuşuyor zehabına kapılırsınız.Lineercilikten hazzetmez.Olaylar arasında zorunlu ilişki kurma niyetinde olanları zaman zaman uyarır.Olaylara değil olgulara odaklanmaları gerektiğini salık verir.Tikelin değil tümelin,cüz’inin değil küllinin peşinden gitmeyi öğretir.Mutlak determinizmden yana oldukları ve iktisadı, tarihin açıklanmasında haddinden fazla önemsedikleri için Marksistlere mesafelidir.İnsanlığın tarihini teolojik-metafizik-pozitivist olarak kategorize eden Comtçu çizgiyi fazlasıyla materyalist bulur.Modern çağı,zaman algısında meydana getirdiği oldukça ideolojik değişimden dolayı ‘’kriz kültürü’’üretmekle itham eder.İnsanlığın ilkellikten medeniliğe doğru doğrusal bir hareket içinde olduğunu,dolayısıyla bugünün geçmişten iyi ve ileride,geleceğin ise bugünden daha iyi ve daha ileride olacağı düşüncesini ‘’katastrofik’’bulur.

 

''Vatan''a Dair...

Modernliğin tarihi, 1648’i ulus-devletin temellerinin atıldığı yıl olarak kodlar. Avrupa’nın kendi içinde yaşadığı mezhep eksenli yüzyıl ve otuz yıl savaşlarının sona erdirilmesi amacıyla imzalanan Westphalya anlaşması, aynı zamanda bir ulusa ait mekanın başka uluslarca kabulünün tescillendiği bir süreci imler.Nitekim bu tarihten sonradır ki Avrupa’nın prenslikleri, egemenlik alanlarındaki toprağın mülkiyetinde hak sahibi olduklarını,başka ulusların iç işlerine karış/a/mayacaklarını,özellikle inanç farklılıklarının bir kavga sebebi sayılmayacağını kabul etmişlerdir.’’Tolerans’’ kavramı da bu sürecin ürünü olarak sözlüklerdeki yerini almıştır.Bizde anlaşıldığının aksine tolerans, tamamen dini içerikli kavgaların sona erdirilmesini sağlamak amacıyla merkezileştiren ve ‘’katlanma’’yı içkin bir kavram dır.Toleranslı olmak,kendisinden nefret edilen bir inanca,düşünceye,tavra ve tarza katlanma anlamını Westphalya sonrasına borçludur.

 

Suyun Fısıldadıkları

Medeniyetlerin etrafında kurulduğu iki gazın bir araya gelmesinden mucizevi bir şekilde oluşan Aziz su ile biraz hasbihal edelim. Batı Materyalizm ne sıkışmış seküler bilgilere inat Su’ya halimizi arz edelim. Yağmurlu Bir Günde gökyüzünden fren yapa yapa inen meleklerin indirdiği damlaları Nasrettin Hocanın hicivli anlatımıyla üstüne basmadan o yüce sözler eşliğinde temaşa edelim.

“Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?” (Vakıa Suresi 68-69)

Allah gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır.” (Nahl 65)

“Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rûm 24)

“Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de onu yeryüzündeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkarıyor. Sonra ekinler kuruyor da onları sapsarı kesilmiş görüyorsun. Sonra da Allah onları kurumuş çer çöp haline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.” (Zumer 21)

 

Bilincin Eşekleştirilmesi

Bilincin Eşekleştirilmesi  doyumsuz bir felsefenin kapısını aralayan bir cep kitapçığı …

                İnsanın gündelik hayatında yıktığı, elden çıkardığı ,elveda dediği  ve feda ettiği ilk şey İsyan diyerek başlıyor satırlar….Yazar, insanlığın dünyada Tanrı benzeri yapan isyanı kaybettiğine değiniyor. İsyanı kaybetmenin nedenini bazen taksit için iki üç beş yıllık senet imzalamaya bağlıyor. Böylece yerinden canlanmayan, başına gelen talihsizliklere bu tiplerin baş üstüne dediğine değiniyor. Taksitlerin bireyin maaşına, gelirine ve mevcut durumuna göre ayarlandığını, insanın tanrı benzeri olmasının bir buzdolabına bir eve bir otomobile feda edildiğini söylüyor. Sonra bu insanın neleri kaybettiğini bunlara karşılık neleri kazandığını ve nerelerinden zevk aldığını anlayamadığını tespit ediyor.

 

İde/oloji/siz Dindarlık

 

Evvela şunu söyleyelim ki; muhteviyatında ütopya olgusunu da barındıran ideoloji, mensubunu/muhatabını harekete geçirici hususiyeti nedeniyle, her ne kadar  muti kullar arzulayan ‘’otorite/ler’’ tarafından tehlikeli ve tehditkar bulunsa da , zihn-i müşevveş halinin tebellür etmesini temin etmesi sebebiyle kendisine saygı gösterilmeyi hak ediyor.Bir ideolojiye bağlanmak bir fikre bağlanmakla,bir fikre bağlanmak ise bir davaya bağlanmakla eşdeğerdir.  Ancak buna rağmen günümüzün sevimsiz kavramlarından biridir ideoloji. Bu sevimsizliğini büyük oranda 20.yüzyılın ilk yarısında meydana gelen savaşlara borçludur. Sosyalizm, nasyonalizm, faşizm,Maoizm,kapitalizm gibi ideolojilere yaslanılarak yapılan savaşlar,talanlar,katliamlar ve yağmalar, insanlık ailesini ideolojilerin kötü olduğuna ikna etmiştir.Özellikle 2.dünya savaşının sebep olduğu yıkımın büyüklüğü düşünüldüğünde, ideolojilere karşı biriken öfke makul bile karşılanabilir.