Üye Girişi

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün554
mod_vvisit_counterDün487
mod_vvisit_counterBu hafta554
mod_vvisit_counterBu ay12216
mod_vvisit_counterHepsi551365

Kimler Sitede

Şu anda 24 ziyaretçi çevrimiçi

El Fenerinin Kısa Macerası

 

Bir zamanlar eski zamanlardan kalma bir eski makine varmış. Bu makinenin adı el feneriymiş.El feneri yeni makinelerin üretildiği bir fabrikaya gelmiş.Oradaki yeni makineler hep el feneriyle dalga geçmişler.El feneri:Ne oldu? Niye bana gülüyorsunuz? Benim nerem komik? diye sormuş.Makineler de şöyle demişler:Senin bir yerin komik değil.Sadece eskisin.Burada ne işin var ki? El feneri şöyle demiş:Ben burada yeniletilebilirim,ama şu anda bunu istemiyorum.Ben sadece buraya arkadaş bulmaya geldim.Oradaki makineler kendi aralarında fısıldaşmışlar.En sonunda bir karara varmışlar.En iyisi sen gel bizimle arkadaş ol demişler.El feneri şöyle demiş:Ama siz az önce benimle dalga geçiyordunuz.Şimdi niye benimle arkadaş olmak istiyorsunuz ki?diye sormuş.Yeni makineler: sen o kısımları unut.Şimdi gel bizimle arkadaş ol, demişler.El feneri bu teklifi kabul etmiş. Ve gezmek için yola koyulmuşlar. Ardından bir mağaraya girmişler.Mağara çok karanlıkmış.El feneri ışığını yakmış.

 

Yanıltıcı İyimserlikler Biriktirmek

Düşünmeyi terk eden toplumların özgürlüğünden bahsetmek hayaldir.Sahih bilgiye aşık olması gerekenlerin-yani Müslümanların-, yanıltıcı/ayartıcı/iğdiş edici bilgiye müptela olması kadar bayağı bir durum düşünülemez.Yaşadığı zamana/çağa gerçek anlamda tanıklık etmesi gereken Müslümanların sanki bu çağda değil de yüzyıllar öncesinde yaşıyormuş gibi davranması, hem çağın efkarına nüfuz etmeyi imkansızlaştırıyor hem de yanıltıcı iyimserlikler biriktirmemize sebep oluyor.Günlük hayatın dağdağası içinde hayati olan soru ve sorunları konuşmak yerine, asla gündem olmaması gereken hususlar etrafında laf ebeliği yaparak zamanımızı tüketiyoruz.’’Şanlı tarih’’ ve ‘’yüce medeniyetimiz’’ klişeleri etrafında sürekli spekülasyon yaptığımız için; bugüne gelmeyi,bugünün gerçekleriyle yüzleşmeyi,bugüne dair çözümlemeler yapmayı,bugünün efkarını müdrik olmayı ve bugüne söz söylemeyi başaramıyoruz.Ülke olarak kendimizi kaptırdığımız bu romantizm,sadece zihinlerimizi felç etmekle kalmıyor.Aynı zamanda İslami bir geleceğin inşa edilmesi umudunu törpülüyor.

 

Cemaat Olgusu Üzerine(*)

 

.......

Gebermek istemezsen, yoksa izmihlal için niyyet,

‘’Şu vahdet tarumar olsun!’’ deyip saldırma İslam’a;

Uzaklaşsan da imandan,cema’atten uzaklaşma.

İşit,bir hükm-i kat’i var ki istinafa yok meydan:

‘’Cema’atten uzaklaşmak,uzaklaşmaktır Allah’tan.’’

Nedir iman kadar yükselterek bir alçak ilhadı,

Perişan eylemek zaten perişan olmuş ahadı?

Nasıl yekpare milletler var etrafında bir seyret?

Nasıl tevhid-i aheng eyliyorlar,ibret al,ibret!

                                                                                    (M.Akif ERSOY /Safahat,yedinci kitap,Alınlar Terlemeli)

 

15 temmuz gecesi ülke olarak maruz kaldığımız vahşetin icracıları arasında dini iddialı bir grubun bulunması, Türkiye’de zaten sorunlu olan, din-devlet ilişkisinin boyutlarıyla alakalı tartışmaların daha da kızışacağını gösteriyor.Nitekim meş’um saldırının ardından anaakım medyada meseleyi değerlendirenlerin ekserisi,Kemalist paradigmanın ve onda içkin laikliğin ulviliğinden dem vurmak suretiyle, süreci dinle/İslam’la hesaplaşmak için fırsata dönüştürme çabası içerisinde görünüyorlar. Bu ülke insanının talihsizliklerinden biri, belki de en önemlisi, öteden beri cephede kazanıp masada kaybetmesidir.20.yüzyılın ilk çeyreğinde verdiğimiz İstiklal Mücadelesi’nde tebarüz eden bu talihsizlik, ne yazık ki bugün de devam etmektedir.İstiklal Harbi, İslam’a dayanarak verilmiş bir mücadeleydi.Nitekim bu sayede Anadolu coğrafyası bir sığınak olarak elimizde kaldı.Ancak İstiklal Harbi sonrasında duruma vaziyet edenler, bağımsızlığımızı kazanmak için tek sığınak olarak gördüğümüz İslam’ın umdelerine taarruz ederek halkı düş kırıklığına uğrattılar.Pozitivizmin ulviliğine iman etmiş Osmanlı askeri ve siyasi bürokratlarından oluşan bu kadro, 18.yüzyılın başından beri devam eden modernizasyon sürecinde ultra-radikal adımlar atarak İslam’ı iktisadi,içtimai,hukuki ve siyasi hayatın dışına ittiler.Hıristiyanlık içi mücadelenin ürünü olan moderniteye Türkiye’yi entegre etmek için atılan bu radikal adımlar, yeni bir düşünme ve eyleme biçiminin oluşmasına sebep oldu.

 

KURBAN

Kurban bayramı vesilesiyle ‘’kurbiyet’’ kesbedenlere ne mutlu.Bu bayramı bizlere ikram eden;

 

Kendisinden başka ilah olmayan; mutlak alim,mutlak kadir ve mutlaklıkla ifade edilen tüm makamların yegane sahibi olan;hiçbir şeye muhtaç olmayan fakat her şeyin kendisine muhtaç olduğu;sinelerde gizli olanları ve gözlerin hain bakışlarını bilen;tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçiren;mustazafların yegane melcesi;müstekbirleri zillete düçar ve azaba gark eden;rahmeti her şeyi kuşatan;kendisinden istenildiğinde isteyene istediğini istediği ölçüde veren ve bu vermesi mülkünden hiçbir şey eksiltmeyen;yarattığı bütün mahlukatın itaat etmesi halinde, mülkünde ve otoritesinde herhangi bir artış olmayacak olan;yarattığı bütün mahlukatın asi,baği ve münkir olması halinde mülkünden ve otoritesinden hiç bir şey eksilmeyecek olan;insana şah damarından daha yakın;zatını tazim ve takdis etmede  kelimelerin kifayetsiz kaldığı ve kendisini ancak yine kendisi kamilen tanımlayabilen;en güzel isimlerin sahibi;nimetlerini saymakta ve lütfunu ve ihsanını tasvir etmekte şairlerin,ediplerin,alimlerin,ariflerin,zahidlerin,zakirlerin ve şakirlerin aciz kaldığı;şaşmaz terazileri olan;en,boy,derinlik,hacim gibi maddeye has hususiyetlerden beri ve bundan dolayı mekandan ve zamandan münezzeh olan;hiçbir surette ihata edilemeyen fakat zerreden küreye habbeden kubbeye herşeyi ihata edebilen;Yahudilerin iddia ettiği gibi altı gün çalışıp yedinci gün istirahata çekilmeyen;Hıristiyanların iddia ettiği baba-oğul-ruhul Kudüs gibi üç uknum şeklinde olmayan;Aristocuların/Deistlerin dediği gibi sadece göksel mekanında kendisini temaşa eylemeyen;Ateistlerin dediği gibi yalnızca bir fikirden ibaret olmayan;Panteistlerin dediği gibi yarattıklarıyla bütünleşmeyen;tanınabilen fakat bilinemeyen Allaha hamd olsun.

 

Klişelerin Tasallutundan Kurtulmak

Büyük değişimler büyük riskler alarak başlar. Niteliğin egemenliği için çaba göstermeyi şiar edinenler gerçek anlamda risk alabilir.Gerçeklerle yüzleşme bilinci dumura uğramış toplumların , içinde yaşadıkları zamana ve mekana tanıklık etmeleri mümkün değildir.Gerçek tanıklıklar, ancak gerçek sorumluluklar almak suretiyle gerçekleştirilebilir.Tarih/iy/le yüzleşemeyenler veya tarihi hamaset edebiyatı olarak okuyanlar gerçek sorumluluklar alamazlar.Put kırıcı fikirler inşa etmek için, evvela kalplerimizin ve zihinlerimizin kolonyal/oryantalist/modern prangalardan kurtulması gerekir.Kolonyal tarih anlatısının,resmi tarih anlatısının,muhafazakar tarih anlatısının tahakkümünden kurtulmayı başaranlar, put kırıcı bir tavır alışın mümessili olmaya adaydırlar.Geçmişi karizmatik kişiler ve efsanevi olaylar bağlamında tekrar edenlerin, yanıltıcı iyimserlik biriktirmekten başka yapabileceği bir şey yoktur.Gelenek ve moderniteyle müteşerri bir dil aracılığıyla hesaplaşmak, bugünü müdrik Müslümanlar üzerine vaciptir.

 

Melezleşmenin Konjonktürel Vecheleri

İlahi kaynaklı hakikat manifestoları tarih boyunca başkaları tarafından değil bizzat mensupları tarafından, kimi zaman konjonktürel gerekçelerle kimi zaman dünyevi menfaatler karşılığında kimi zamansa, özellikle pagan Roma’nın İsa(a.s)’nın mesajını resmi din olarak kabul etmesinden sonra yaşanan süreçte olduğu üzere, batıl üzerine tesis edilmiş müesses nizamın beka sorununu ortadan kaldırmak amacıyla müdahaleye maruz kalmışlardır.Aziz Pavlus’un Hıristiyanlığı Roma ve Grek kültürünün içinde yetişmiş insanlara beğendirmek için şeriattan arındırması din içi yozlaşmanın en somut örneklerinden biridir.Hıristiyanlığı manevi bir tatmin vasıtası haline getirerek içeriksizleştiren Pavlusçuluğun İslam geleneği içinde Müslüman kılıklı şahıs/lar tarafından devam ettirildiği gerçeği izahtan varestedir.Yani İslam’ın mensupları arasından da İsa’nın ardından gittiğini iddia edenlerin İsa’nın mesajına gadretmelerinde olduğu gibi bir takım sufli emellerin gerçekleştirilmesine müteveccih olarak dini sündürme ve sulandırma çabaları ya da aziz ve mübarek İslam’ı egemen batıl ideolojilerle mezcetmek veya uzlaştırmak amacıyla kadükleştirmek isteyenler olmuştur/olmaktadır.Ancak hem aziz Kur’an’ın bizzat Allah(c.c) tarafından korunan müstesna dili, hem de peygamberin(s.a.v) 23 yıl boyunca hayatın içinde inşa ettiği dinamik sünneti bu kadükleştirme çabalarını başarısızlığa mahkum etmiştir/edecektir.Hıristiyanlığın monist karakterinin önce Aziz Pavlus sonrasında ise Luther-Calvin ikilisi tarafından tağyir edilerek sanayi devrimini ortaya çıkaracak şekilde yorumlanmasına benzer bir müdahaleyi, Müslümanların da aziz İslam’a yapmasını bekleyen Yahudi-Hıristiyan ittifakından oluşan küresel sistem, içeriden devşirdiği kimi Müslüman Lutherler ve Calvinler aracılığıyla ‘’Dünyayı mü’minin zindanı kafirin cenneti’’ olarak görmesi gereken Müslüman’ı ‘’dünyayı müminin de cenneti’’ şeklinde yorumlamaya teşvik ederek ahiret gerçekliğini talileştirmeye ve böylece kapitalist/neo-liberal değerler sisteminin kavileşmesini sağlamaya çabalamaktadır.

 

Gelenek ve Modernlik Arasında Eğitimde Özgünlük

 

Eğitim,modern eğitimciler tarafından genel olarak,davranış değiştirme süreci olarak tanımlanır.Bu sürecin başarıya ulaşabilmesi için, kişinin bile isteye sürece dahil olması gerektiği ifade edilir.İcbara dayalı eğitim süreçlerinin görünürde bazı davranış değişiklikleri oluşturmasından söz edilebilirse de,icbar ortadan kalktığında tekrar eski hale dönme durumu ihtimal dahilinde olduğundan,gerçek anlamda bir davranış değişikliğinden söz edilemez.Bu yönüyle eğitim kadim bir meseledir.Prof.Dr.Süleyman Hayri BOLAY’ın Felsefe Doktrinleri ve Terimleri Sözlüğü’nde ise eğitim ‘’kişinin iyi yetişmesi için kabiliyetlerinin/melekelerinin muhtelif araç ve yöntemlerle gelişmesini temin eden,böylece kişiyi,bir grubu veya bir toplumu belli bir istikamete,bir alana yönlendirerek verimli olmasını sağlayan faaliyetler bütünü’’ olarak ifade edilmektedir.Demek ki eğitim sürecinde ,her halükarda, kişide bir değişim meydana getirme veya kişinin mevcut potansiyellerini harekete geçirerek belli bir alana doğru yönlendirme durumu söz konusudur.

 

Okuma Üzerine

 

''Göz Medeniyeti'' tarafından ayartılmaya çalışılan ''söz ve yazı medeniyetinin'' çocuklarına selam olsun.

Okumanın her türlü ayartıcılık,manipülasyon,dezenformasyon ve spekülasyon dayatmasına karşı bilinci diri tutmaya yarayan soylu bir eylem olduğunu söylemek mümkün.Bu sayededir ki insan hakikatle temas kurma imkanına kavuşur.Bilgi-fikir ve eylem arasında birbirini tamamlayan bir ilişki vardır.Nitelikli fikirler nitelikli bilgilerle, nitelikli eylemler ise nitelikli fikirlerle ortaya çıkar.Sahih bilgiye dayanmayan eylemler kof/sığ/yavan,sahih eylemler üret(e)meyen fikirler ise donuk ve hikmetsizdir. Okumak eylemi, fikir oluşturma sürecinin ilk aşamasını oluşturduğu için değeri tartışılmazdır. Ancak okumayı salt yazılı bir metni kıraat etmek şeklinde anlamak yanlış olur. Okumak aynı zamanda olayları,olguları,varlığı ve varoluşu okumak şeklinde gözleme/müşahedeye dayalı olma hususiyetine de sahiptir.Aklın bağ kuran hususiyeti, böyle bir okumada sebep-sonuç,makul-makul olmayan v.b.çıkarımlar yaparak sürecin sağlıklı işlemesine yardımcı olur.Böylece insan, varlık sahasını işgal etmeye başladığı andan itibaren edindiği malumatlar ekseninde bir düşünme eylemi gerçekleştirir ve bazı temel sorulara yanıt aramaya başlar.