Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün559
mod_vvisit_counterDün487
mod_vvisit_counterBu hafta559
mod_vvisit_counterBu ay12221
mod_vvisit_counterHepsi551370

Hayırlı Haber/Selvigül Kandoğmuş ŞAHİN

 Selvigül Kandoğmuş Şahin, 1971 Tokat doğumlu. İlk hikâye kitabı Gülendamın Renkleri Yediiklim Yayınları’ndan çıktı. Hızırla Yolculuk, Eylül Sancısı, Hayırlı Haber, Yusufhan adlı kitapları da bulunan Şahin, hikâyelerini ağırlıklı olarak Hece, Öykü ve Yediiklim dergilerinde yayınlamakta. Kur’an ile olan aşinalığını göz önünde bulundurarak Şahin ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Edebî eser kurulurken sanatsal malzemeyi göz önünde bulundurarak inşa edilen bu yeni dünyada temel hayat Kitab’ımız Kur’an’ı Kerim’in ciddi, belirleyici ve özgün konumu nedir sizce?

Sanatçı, İlahi Bakış’ın şahitliğinde yaptığı tüm eylemlerle beraber, eserlerini ortaya koyar. Onun yaptığı, bir dünyanın kapılarını zorlarken, kelimelerle, harflerle, çizgilerle, renklerle ve nice malzemeyle taklit makamında, acizliğini duya duya eserlerini ortaya koymaktır.

“Onlar ki, boş ve anlamsız şeylerden yüz çevirirler. Arınmak için yapılması gerekeni yaparlar.” (Müminun Suresi: 3,4) Sanatçının neyle muhatap olması gerektiğini bu ayetler bizlere apaçık bildirir. Bizler her bir ayeti kendimizi daha yakından bilmek, tanımak ve yaşamak için okuruz. Kur’an bize daima seslenişler gönderir. Bu seslenişler, sanatçının sadrını ilahi olana açarak onu, ruhsal dinginliklere, sekinete ve sorumluluk bilinciyle arınmaya taşıyacaktır. İcra ettiği sanatı da uhrevî olanla ölçen sanatçı, söz ustalığı yaparken, çizerken, boyarken de Yüce Kitab’ı adeta icra ettiği sanata formatlayarak yaşadığı dönemin şahitliğini yapar.

Ne söyler biz edebiyatçılara Şuara suresi?

Şuara Suresi, mümin bir sanatçının nasıl davranması gerektiğini ve sanatçının özelliklerini bizlere apaçık söyler. Sözün büyülediği zamanlarda Muhammed aleyhisselam, çaresiz, kimsesiz kalıp, yakan kavuran çöllerden geçip imanî arayışlarla, hakikat yolculuğunda, nice çileli günlerden sonra Kur’an ayetleri nazil oldu. Rabbimin seslenişi mübarek Peygamberin çaresiz ve yetim yüreğine muştu yağmurları gibi dökülürken, o dönemin fikir işçisi olan birçok şairin de dili tutuldu. Söz ustalarının, kanaat önderlerinin, şamanlıkla şairliği beraber yürüten, ilahi olana sırtını dönmüş sapkın şairlerin dili tutuldu ayetler nazil oldukça.

“Görmez misin her vadide (sözcüklerin, hayallerin peşinde) şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve (çoğu zaman) yapmadıklarını söyleyegeldiklerini?” (Şuara Suresi 225,226)

Sanat kaygan bir zemin; bohem durakların, uçların yaşandığı, fırtınalı dalgalarda gemi yüzdürmek… İntihar eden sanatçıların sayısı az değildir. Bu kaygan ve kırılgan zemin sağlam duruşlara, ötelere ait bakış açılarıyla ilahi referanslara dayanmadığı sürece, vadide hep boş ve aylak dolaşırsınız. Boş sözlerin ve işlerin müsebbibi olursunuz. ‘Yapmadıklarını söyleyenler’. Amelleriyle, niyetleriyle, yaptıkları sanatın örtüşmemesi… Ayetler böyle bir sanatı ve sanatçıyı hep kınar.

“Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah’ı sıkça anan, haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapanların hangi devrimle devrileceklerini er geç görecekleri (konusunda Allah’ın vaadine güvenen şairler) bu hükmün dışındadır!” ( Şuara 227) Hüküm belli, gerisi sanatçılara kalmış…

Sürekli ve yazarak yaşanası bir dünya özlemi içinde bulunan bir edebiyatçının hayatının biçimlenişinde ilke ve edim bazında Kur’an’ı Kerim’in işlevi, hususiyetleri öz olarak nedir?

Yüce değerlere ayarlı bir sanatı icra eden sanatçı, tutarlı, apaçık, ayakları sabit, hakikat yolculuğunda sanatını icra etmeye çalışacaktır. Bunu yaparken de yaslandığı ve ilham aldığı yegâne değer Kur’an’dır. Hayatındaki duruşu, seccadesindeki duruşu, icra ettiği sanata yansıyacak ve onu besleyecektir. Aliya İzzetbegoviç, “Sanat, iç dünyamızın hakikatlerine aittir, gerçeklerin dış dünyasına değil.” derken tam da bunu anlatmaya çalışır.

Sürekli bir koşuşturmacanın içinde çırpındığımız gündelik hayatımızda Kur’an’ı Kerim’i sıklıkla okuyor muyuz? Okuyorsak daha çok hangi zamanlarda Kur’an’a vakit ayırıyoruz? Kur’an’la aşinalığımız ne derecede?

Kur’an’ı gerçek anlamda okusak acaba böyle mi olurduk? Ramazan geliyor. Kur’an mevsimine doğru yol alıyoruz. Yine hatimler okunacak sayısız. Gerçek okumalara doğru yolculuğa çıksak ne güzel olur. Ayetler kalbimize nazil olsa.

Kur’an okumalarımı en çok yüreğimin ayetlere açık olduğu zamanlarda yapıyorum. Düzenli olarak takip ettiğim tefsir dersiyle beraber, Kuran’la olan bağımı koparmamaya çalışıyorum.

Peygamberimiz (sav), ‘Beni Hud suresi ihtiyarlattı’ der, bir hadisinde. Bizim yanılgan, beşeri varlığımızın özünü, mahiyetini, kimyasını dönüşüme uğratacak bir ayet veya sure adı söylemeniz mümkün mü? Sizi etkileyen, hayatınızın dönüm noktası diyebileceğiniz bir ayet veya sure adı söyler misiniz?

Kur’an okumalarımı hayret makamında yapıyorum. “Bu ayeti nasıl görmemişim” dediğim oluyor sıklıkla. Tabii ki mübarek Kur’an’ın tüm ayetleri muhteşem. Beni Asr Suresi çok etkilemiştir. İlk dönüş yaptığım günlerde bu sure ile tanışmış ve çok etkilenmiştim. Hâlâ etkisi devam ediyor. Sanatımı yaparken de Asr Suresi benim için bir manifestodur adeta.

İfadelendirmek isteseniz, Kur’an’da anlatılan Yusuf ile Züleyha kıssası hakkında hikmet ve anlam açısından ne söylersiniz?

Yusuf ile Züleyha kıssası hakkında çok şeyler söylendi şimdiye kadar. Romanlar yazıldı, nice hikâyelere konu oldu. Daha da olur kanaatindeyim. Her çağa evrensel seslenişler gönderen Yüce Kur’an’ın bağrındaki bu sure, bu çağın insanı olan bizlere de çok şeyler anlatır. Aşk ve sevgi anlayışı noktasında tüyolar verir. Aşkın ve sevginin, ruhsal boyutundan sıyrılarak tensel birlikteliklere taşındığı müddetçe, insanı nice tükenişlere taşıdığını görürüz. Sureyi okurken, iffetin, doğruluğun, erdemin ve ilahi olana teslimiyetin karşısında her şeyin nasıl güçsüz kaldığına şahit oluruz. Sure, gerçek sevginin ve aşkın ne olduğunu ne olması gerektiğini anlatır.

Züleyha’nın şahsından; İlahi olana dayanmayan bir aşka akmakla, haram bir sevgiyi damarlarına içirdiğinde, tükenişi, acziyeti, ihaneti, zafiyeti öğreniriz.

Yusuf Peygamber’den, yüzü gibi ahlakı da güzel peygamberden; sabrı, gerçek ve hakiki aşkın nelere vesile olabileceğini, iffeti ve sadakati öğreniriz. Affetmeyi ve paylaşmayı öğreniriz. Ve daha pek çok şey…

Edebiyatçının manevi tekamülünde Kur’an’ın katkısı nedir? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Cahiliye döneminde kanaat önderleri şairlerdi. Cahiliye’nin fikir babalarıydı onlar bir bakıma. Bulundukları toplumu harekete geçiren, yönlendiren, heyecanlandıran, hak ve hakikat duraklarından ayaklarını kaydıran yine onlardı. Şimdi de sanat üzerinden nice tartışmalara şahit oluyoruz. Herkes kendi üzerine düşeni sonuna kadar yapmaya kararlı.

Bizim önümüzden yürüyen nice güzel insan var. Bunlar tekâmüle katkısı olan güzel insanlar. Bir halka gibi, hayatın damarlarından süzülerek gelen, kurtuluş ve muştu sedalarını barındıran seslenişlerle kuşanan bugünün sanatçısı önden gidenlerin arkasından sorumluluk bilinciyle yürürse ne gam. Yukarıda zikrettiğimiz ayetler çok açık bir şekilde her şeyi anlatıyor. Benim kalemim aciz kalıyor bu ayetler karşısında. Geriye bu ayetleri sıklıkla okuyup ne için ve niye yazdığımızı sorgulamamız kalıyor.

Mustafa Celep sordu

 dunyabizim.com


AddThis