Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün306
mod_vvisit_counterDün437
mod_vvisit_counterBu hafta2689
mod_vvisit_counterBu ay11088
mod_vvisit_counterHepsi550237

Ortadoğuda Modernleşme ve İslami Hareketler/Alev Erkilet BAŞER

Türkiye’de Şubat rüzgârlarının estiği zamanlarda çok trajik ve trajikomik olaylar yaşandı. Norveçli yazar Jostein Gaarder’in “Sofinin Dünyası” adlı eseri, 2000 yılının bahar aylarında Malatya İnönü Üniversitesi rektörlüğüne, bir yardımcı doçent tarafından irticai yayın diye ihbar edildi. Çünkü kitabın içeriğine bakılmadan sadece başlığına bakılarak ve “Sufinin Dünyası” zannedilerek, irticai yayın kapsamına alınıp kütüphaneden atılmak istenmişti. Neyse ki rektörlüğün incelemesi sonucunda, “zanlı kitap” kütüphaneden atılmaktan son anda kurtulmuştu.

2000 yılının güz aylarında ise başka bir trajedi yaşandı. Bu kez bir kitap değil ama bir kitabın yazarı üniversiteden atıldı. 1997-2000 yılları arasında Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi sosyoloji bölümünde yardımca doçent olarak görev yapan Alev Erkilet BAŞER bir doktora tezi hazırladı. Tezinin,  “Orta Doğuda Modernleşme ve İslami Hareketler” adıyla kitap olarak basılması üzerine, Devrim Kanunları ve İrtica ile Mücadele Yasa ve Yönetmeliklerine aykırı yayında bulunmakla suçlandı ve 20.09.200 tarihli YÖK kararı ile kamu görevinden çıkarıldı.

 

Doktora tezi olarak hazırlanmış, daha sonra 2010 yılında kitap olarak basılmış (Hece Yayınları, İstanbul-2010, 5. Baskı)olan bu eser, sosyoloji alanında yapılmış bir çalışmadır. Bunun için, ilk 130 sayfasında, sosyolojik açıdan toplumsal hareketler, din/ideoloji, modernleşme ve devrim olgusu ele alınmıştır. Kitapta bilimsel bir dil kullanılmıştır.

 

“Orta Doğuda Modernleşme ve İslami Hareketler”  başlığı altında yazar, İslam dünyasından üç model ülkeyi ele almış, Türkiye, Mısır ve İran’daki modernleşme hareketlerini ve buna tepki ve alternatif olarak doğan İslami hareket(lenme)leri incelenmiştir. Ancak bu ülkelerdeki İslami hareketlerin hepsini de ele almamış birçoğuna yeri geldikçe değinmekle birlikte, sistem karşıtı radikal hareketlere öncelik tanımıştır.  Türkiye’den Hizbu’t-Tahrir bağlamında, bu örgütten ayrıldıktan sonra da İslam Partisi ve İktibas dergisiyle ilgili olarak Ercüment Özkan’ın çalışmaları ele alınmıştır. Mısır’dan, Hasan el Benna dönemindeki İhvan-ı Müslimin hareketi incelenmiş, İran’dan ise Ali Şeriati’nin, laik okullarda eğitim görmüş öğrenci ve akademisyenleri; İmam Humeyni’ninse ulema ve halkı yönlendirmesiyle gerçekleşen İran İslam Devrimi ele alınmıştır.

 

Yazar, öncelikle İslami hareketlerin, batılı sosyologların kendi iç dinamiklerinden beslenmiş teorileriyle anlaşılamayacağını söyler. Örneğin sosyolojik teorilerden birisine göre, “kaybedecek bir şeyleri olmayanlar toplumsal hareketlere katılır”. Ancak yazar bunun, bir toplumsal hareket olan İslami hareketler için geçerli olmadığını, İslami hareketleri, “kaybedecek bir şeyleri olanların” yüklenip götürdüklerini ifade eder. Yazar, batılı sosyologların bu yanılgılarını bir temele dayandırmakta ve oryantalistlerin İslam bilgisinden beslenen bu sosyologların İslam hakkında temel yanlışlara düştüklerini ve İslami hareketler hakkında sağlam değerlendirme yapamadıklarını ileri sürer. Hâlbuki İslam, dolayısıyla İslami hareketler kendi içerisinde ayrı bir gerçekliğe sahiptirler. Bu gerçeklikler göz ardı edilerek İslami hareketler hakkında isabetli görüşler ortaya konulamaz.

 

Her üç ülkedeki modernleşmenin halka rağmen gerçekleştirildiğine vurgu yapan kitap, aynı zamanda bu ülkelerdeki modernleşmenin, Cezayir’de olduğu gibi doğrudan sömürgeci ve işgalci güçler tarafından değil, bizzat o ülkenin insanı olan, dışarıda okumuş ve toplumu içerden dönüştürmek isteyen yabancılaşmış aydınlar tarafından gerçekleştirildiği vurgulamaktadır.

 

Her üç ülkede de modernleşmenin paralellikler arz ettiği, özellikle Türkiye ve İrandaki modernleşme macerasının hem zaman hem de yöntem açısından çarpıcı bir şekilde benzerlik gösterdiği örneklerle ortaya konulmaktadır.Nasır, Atatürk ve Şah Rıza Pehlevi, Mısır, Türkiye ve İran modernleşmesinin sembol isimleri olarak sayılmaktadır. Modernleşme sürecinde her üç ülkedeki aydınların ve devlet adamlarının İslam öncesi uygarlıklarına dönüşü savunduklarına işaret edilmektedir. Yazar bunlara somut örnekler de vermiştir. Örneğin Şah, hanedanına Pehlevi adını sonradan koymuştur. Zira “Pehlevi”, İslam öncesi İran’ında konuşulan dilin adıdır. Aynı şekilde Mustafa Kemal de kendisine soy isim olarak “Atatürk” ismini seçmiş, İslam’dan ziyade ulusalcı damara dönüşe işaret etmiştir.

 

Yazar bu üç ülkeden hangisini inceliyorsa önce o ülkenin modernleşme sürecini sonra orada doğan İslami hareketleri ele alıyor. Zira İslami hareketleri doğuran faktörlerden biri dayatılan modernleşme hareketleridir. Bu modernleşme İslami olana karşı olduğu için ilk fırsatta karşı devrimini de doğurmuştur. Yazar eserinde bahsi geçen ülkelerdeki belli İslami hareketleri incelemiş, bu hareketlerin liderleri, fikirleri, yöntemleri ve eylemleriyle ilgili çok değerli bilgiler vermiş, bu bilgileri sosyolojik tahliller eşliğinde ele alıp değerlendirmiştir.

 

Yazarın, birçok İslami hareketi inceledikten sonra, “HALKIN DESTEĞİ OLMADAN HİÇ BİR HAREKET BAŞARILI OLAMAZ” tespiti önemlidir.

Kitabın cevabını bulmak istediği temel sorulardan birisi de, bu üç ülkede İslami hareketler yoğun olmasına rağmen neden İslam devriminin İran’da gerçekleştiğidir. Yazar diğer ülkelerdeki İslami hareketleri, bir anlamda bu soruya da cevap bulmak amacıyla incelemiş, devrimin İran’da gerçekleşmiş olmasını özetle şöyle değerlendirmiştir:

 1-Ulemanın özerk bir statüsü vardı ve devrime öncülük ettiler.

 2-Ulema, halkın geleneksel yaşam biçimlerini sorgulamadan onları devrime kanalize etmesini becerebilmiştir.

 3-İran devriminin başarıya ulaşmasındaki en önemli etkenlerden biri, sistemin kullandığı tüm askeri yöntemlere “şehadet” temasıyla karşılık verilmesi ve karşı-şiddete yönelinmemesi olmuştur.

Yazar özellikle İran İslam devriminde Humeyni faktörünün altını kalın çizgilerle çizmiş, Humeyni’nin, Şia düşünce yapısının içinde önemli değişimler yaptıktan sonra ancak devrimi gerçekleştirdiğini söylemiştir.

Yerli ve yabancı zengin bir kaynak listesi olan bu çalışmanın, geleceğimizi anlamak adına okunması gerekir diye düşünüyorum. İyi okumalar..

 

Yahya MACİT


AddThis
 

Yorum ekle