Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün306
mod_vvisit_counterDün437
mod_vvisit_counterBu hafta2689
mod_vvisit_counterBu ay11088
mod_vvisit_counterHepsi550237

İslam,Sekülerizm ve Geleceğin Felsefesi/S.Nakıp ATTAS

Farklı zamanlarda verilen derslerden müteşekkil olan eser yazarının ifadesiyle her ne kadar zamanları farklı olsa da birbirini tamamlayan parçalardan oluşuyor. Malay dili ve edebiyatı üzerine çalışmaları olan Nakıp el-Attas’ın bu önemli eserinin ilk baskısı Modern Çağ ve İslami Düşünüşün Problemleri başlığıyla yayınlanmıştır.

Sekülerlik bir kavram olarak bugün gündemimizi çok fazla işgal etmiyor olmasına rağmen sekülerizmin hedeflediği  insan ve hayat algısı farkında olalım yada olmayalım bir çoğumuzu ciddi olarak esir almış durumdadır.Kilise merkezli bir hayat yaşayan batı dünyasının tarihi süreçte kilisenin bir kurum olarak zulüm üreten bir mekanizmaya dönüşmüş olmasından dolayı meydana gelen muhalif damarın kilise ile arasına kesin çizgiler çekmesiyle  tezahür eden bir kavramdır sekülerlik.Zamanla din dilinin mümkün olduğu kadar hayatın dışına itilmesi olarak anlam kazanmış ve bugün profan/ladini bir mahiyet kazanarak insan,hayat,evren ve tarih yorumu ortaya koyan bir kavram  haline gelmiştir.

Tanrının hakkı ve Sezar’ın hakkı şeklinde bir ayrımı meşrulaştıran sekülerlik dine ait olanla dünyaya ait olanın farklı zeminleri olduğundan hareketle dini olanın ancak manevi bir enstrüman olabileceği ,insanın toplumsal bir varlık olarak mevcudiyetinin sağlıklı temeller üzerine oturtulması için dini olanla arasına mesafe koyması gerektiği gerçeğini tazammun eder.Dini olanın toplumsal olandan dışlanması doğal olarak siyasi,ictimai, hukuki,iktisadi tüm alanların din dilinden soyutlanmasını da beraberinde getirmiştir.Bugün batı dünyası  dediğimiz yer sekülerlikle birlikte aklın egemenliğini/mutlaklığını kabul etmiş ve hayata ait her ne söylenecekse bunu din dilinden bağımsız olarak söylemek gerektiğine inanan bir coğrafyadır.

Yazarın batı zihin yapısını ortaya koyarken esas problemin varlığı tanımlama problemi olduğunu ifade etmesi üzerinde durulmayı hak ediyor.Varlığın kendisinde içkin olan bir potansiyelle hareket ettiğini dolayısıyla yoktan var olmadığı ve var olanın yok olamayacağı kanaati ilahi olanın varlığa müdahil olamayacağı kanaatini de beraberinde getiriyor.Bu anlayış 17.yy da bilimin bir kavram ve değer olarak ortaya çıkması ile daha da meşruiyetini perçinliyor.Bilim ve bilimsellik ilahi olandan soyutlanmış veya ilahi olana cephe almış bir aklın ürünü olarak tebarüz etmesinden buyana,bugün de,somut veriler üzerinden bir tanımlama yaparak varlıkta içkin olan fıtratı dışarıda bırakmaya devam etmektedir.

Fıtrat Allahın bütün her şeyi ona göre yarattığı bir model bir yöntemdir.Bu Allahın yaratışı yani sünnetullahtır(s81).Fıtratın insanın bütün bir hayatı boyunca kendisine uygun olarak yaşayacağı bir ilahi düzen olarak tanımlanması ve bunun  sünnetullah olarak ifade edilmesi insanın her ne  suretle olursa olsun fıtratının dışına çıkamayacağı gerçeğini de açık eder.Fıtrat dejenere olur,örselenir ve fakat ortadan kaldırılamaz.İnsan fıtratı gereği her zaman sevmeye ,nefret etmeye,inanmaya,nankörlük etmeye,aceleci olmaya,aile kurmaya….temayül besleyecektir.

Bilginin nasıl elde edileceği ve elde edilen bilginin hakikati meselesi eserde etraflıca incelenmiş. Burada batı zihninin bilgiyi-yol gösteren bilgiyi- verili kabul etmeyip kendi aklının ürünü olarak kabul etmesi ilahi olanın rehberlik edemeyeceği anlayışını da beraberinde getirmektedir.İslam noktayı nazarından bakıldığında ise insana klavuzluk edecek bilgi verili bir bilgidir.Peygamberler bu bilgiyi Allah’tan alarak insanlara ulaştırırlar.Tüm peygamberlerin esas gayesi insanın yalnızca Allah’a kulluk yapmasını sağlamak ve Allah dışındaki rablik  iddiasında bulunan her türlü otoriteyi reddetmektir.

Bilgiyi elde etme gayesi noktasında da Müslüman zihin ile diğerleri birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaktadır.Müslüman zihin bilgiyi daha iyi Müslüman olmak yani Allaha olan teslimiyetini kemal mertebesine çıkarmak için isterken-tam bu noktada Rasul (a.s)’ün faydasız bilgiden/ilimden Allah’a sığınırım sözü hatırlanmalıdır-Batı zihni bilgiyi tahakküm aracı olarak elde etmek istemektedir.Batılı zihin bilgiyi güç olarak niteleyerek hegemonyasını kavileştirmenin aracı olarak bir bilgi talebinde bulunmayı seçmiştir.Ona göre bilgi insanı tanrının tahakkümünden bağımsızlaştırarak-Yunan mitolojisindeki Prometeus karakteri bunun için iyi bir örnektir-özgür iradesini ortaya koyma noktasında bir serbestlik ortamı oluşturmaktadır.

Tahakküm unsuru olarak değer kazanan bilgi bugün dünya insanlığını ciddi olarak tehdit eden bir heyulaya dönüşmüştür.Kur’an’ın kendi elleriyle yaptıklarından ötürü karada ve denizde fesat baş gösterdi dediği durum tamda bilgiyi gerek insana gerekse de eşyaya ve tabiata hakim olma argümanı olarak gören zihnin durumunu ifade etmektedir.Bu anlayışın neticesi olan bilimsellik maalesef bugün eşya ve tabiat üzerindeki ilahi tasarrufu göz ardı etmiştir.

Yazarın İslam’da eğitim kavramı başlığı altındaki değerlendirmelerinin de önemli olduğunu düşünüyoruz.Tüm Müslüman halkların ıstılahatlarına İslam’ın semantik müdahalesinin girmiş olduğunu ifade eden yazar(s.172-173) bu ıstılahın kültürel ve fiziki düzeyde özümsenerek kendi dilleri haline geldiğini ifade etmektedir.Bu süreci Müslüman halkların Arapça olmayan dillerinin İslamlaşması olarak nitelendiren yazar bu sürecin aklın ve hakikat görüşünün de İslamlaşmasını tazammun ettirdiğini ifade ediyor.

İslam’ın kendine özgü kavramsallığının tarihin her döneminde özgünlüğünü muhafaza ettiğini, bu nedenle her zaman ve zeminde insan,tarih, evren ve hayat hakkında kendi hakikat telakkisini mubin olarak izhar edebileceğini evvela kendi nefsimize kabul ettirmemiz gerekiyor.Bir yerde düşünceyi değiştirmenin yolu kavramların içeriğinin değiştirilmesinden geçer.Bugün maalesef Müslümanlar kendi dinlerinin kavramlarıyla konuşamamaktadır. Kur’an-i kavramlarla hayat,evren,tarih ve insan tasavvuru geliştirmeye kalktığımızda terörize edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktayız.Modern argümanlar hayatımızı öylesine işgal etmiş ki her şeyi onlarla açıklamak zorunda bırakılıyoruz.

Bugünün müslümanının en esaslı vazifelerinden biride; insana,hayata,tarihe ve evrene Kur’an-ın zaviyesinden bakabilmektir.Nakıp el Attasın bu eseri sekülerliği farklı vecheleriyle tanımak için önemli bir imkan…Vesselam….

 

 

Kamil ERGENÇ

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis
 

Yorum ekle