Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün310
mod_vvisit_counterDün437
mod_vvisit_counterBu hafta2693
mod_vvisit_counterBu ay11092
mod_vvisit_counterHepsi550241

Dua/Ali ŞERİATİ

"Deki; Eğer duanız olmasa Rabbimin katında ne ehemmiyetiniz var." (Furkan suresi 77.Ayet)

Ayeti kerimesinin üzerimizde bırakması gereken derin tesir; dünyanın meşgaleleriyle uğraşan, ezeli düşman şeytanın hilelerine yenilen biz Âdemoğullarında ne yazık ki tam yerini bulamamıştır. Pazarlıklı imanı tercih eden, dara düşen gönüller için bir tür uyuşturucu olarak hafızalarımızda can bulmuş dua…

Bu meyanda bizi “RAHATSIZ ETMEYE” geldiğini söyleyen büyük düşünür Ali Şeriati; duanın gizemli  iklimine doğru okuyucuyu sürüklüyor. Özellikle Hıristiyan dünyası ve İslam dünyasındaki “Dua” nın karşılaştırmasını yapıyor. Hıristiyan dünyasında yoksulluk ve aşk yönü olan duanın, İslam dünyasında yoksulluk ve aşkın yanında sosyal ve siyasal bir yönünün olduğunu vurguluyor.

Kitap dört bölümden oluşuyor, fakat yazar bir bölümünü daha doğrusu eklerini talihsiz bir kaza sonucu kaybettiğini söylüyor.

Yazar Alexis Carrel ve İmam Seccad’dan çok etkilendiğini ifade ediyor. İkinci bölümde Alexis Carrel’in dua kitabının tercümesini yapıyor. İki kez Nobel ödülü almış bir bilim adamının, batının akılcı yaklaşımına rağmen ruhi öğelerle birleştirme çabalarından bahsediyor. Carrel duanın en derin ve en fikri ihtiyaç olduğunu, Allah sevmesini bilen bir kimseye kendini kolayca hissettirdiği halde anlamaktan başka hiçbir şey bilmeyen kimsenin gözünden gizlediğini ifade ediyor. Düşünce ve anlatım bineği duanın ayak bastığı yerde hareketsizlikten aciz kalır, çünkü dua aklın karanlık gecesi içindeki aşk en yüksek beyaz zirvesinde bulur. İnsan nasıl oksijene muhtaç ise o kadar tanrıya muhtaçtır.

Yazar üçüncü bölümde İslam’da Seccad’dan bahseder.

Duanın sadece zaafların değil, alınacak bütün önlemlerden sonra tıpkı Peygamberimizin Uhut’taki, Hendek’teki duaları gibi olması gerektiğinden bahseder. Duanın yiğitlik ve mertliği öldürmemesi gerektiği bilakis canlandırması gerekliliği üzerinde durur. Sabahları dua edip akşama kadar vahşi gibi yaşayanların hiçbir zaman dualarının kabul olmayacağını Carrel ’in dilinden vurgular.

Hiç sıkıntı çekmeden yiyip içmenin insanın sabrını taşırdığını ,bu meyanda Avrupalı sanat ve felsefe anlayışının burjuva hayatındaki boşluğu doldurmak için meydana geldiğini vurgular.

Duanın insanın ihtiyaçlarına göre şekillendiğini dua ederken bir çocuğun babasıyla konuştuğu gibi (Carel ve Seccac da aynı şeyi söyler.) olmalı. Tıpkı alacaklı gibi ısrarcı olmalıdır diyor ve kendince duayı şöyle yorumluyor.

Dua kendi benliğinin zindanına düşmüş, zindanda olduğunun farkına varmış, oradan kurtulma isteğine duyduğu aşk kendini kararsız hale getirmiş bir insan kaygısının ve ıstırabın tecellisidir.

İslami dua metinlerinde bir musiki vardır. Akıl, siyaset, teslimiyet ve isyan, başarı isteme, işleri Allah’a ısmarlama, felsefeli yoksulluk.

Duanın gücüne inanıp ezberleri bozmanın vakti gelmiştir. Artık rahatsız edildiğimize göre içten büyük bir aşkla içimizi rabbimize dökmeli, dünyadaki Müslüman coğrafyada akan kanın hesabının ödetilmesi için dualarımızı kullanmalıyız. Ezeli düşman şeytanın alt edilebilmesi için duanın güzelliklerine Şeriati’nin değimiyle zindanlarımızla en büyük zindanımızdan çıkarak kendimizi bırakmalıyız.

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis
 

Yorum ekle