Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün559
mod_vvisit_counterDün487
mod_vvisit_counterBu hafta559
mod_vvisit_counterBu ay12221
mod_vvisit_counterHepsi551370

Cahit ZARİFOĞLU'ndan/Türkistanlı Nasıl Düştü?

Necip el-Kiylanî’nin Türkistan Geceleri isimli romanından:

-“Rus ve Çin araştırmacılar, ‘İslâm’ı Türkistan halkının kafasından söküp hayatından uzaklaştıramazsak başarılı olamayacağımız gün gibi açıktır. İşgal ile ihtilal ile her şeyin bitmeyeceği mükerrer tecrübelerle sabittir. Düşüncelerimizi onların arasında dinden tokat yemiş ilerici görüşlü kişilerin kafasında yerleştirmeliyiz. Aksi takdirde onlar bozguna uğramış olsalar bile, tevhid inancı ile bizleri kovacaklardır’ demektedir.”

Türkistan’ı kontrol altına almak amacıyla 1933’de Kızıl Çin ile Rusya arasında yapılan anlaşma sonucu Doğu Türkistan’a yollanan Rus birliklerine kumanda edenlerden Molinkof şöyle diyor:
-Elimizde Rusya’da özel olarak komünist kültürle eğitilmiş Doğu Türkistanlı yüzlerce genç bulunmaktadır. Onlara güveniyoruz. Onlardan faydalanmamız pekâlâ mümkündür. Askerî ve idarî vazifeler vererek, Çin’e, işgal işinde yardımcı olmalarını temin edebiliriz. İşte o zaman Hoca Niyaz (Türkistan mücadelesinin şehid edilen liderlerinden) gibi gericilerle, Haşim Caci gibi ilericiler arasında gerçek (bir iç) savaş başladı demektir.”
Bu iki paragrafta ortaya konan metot aynen uygulamaya konur. Dünyanın her tarafında Müslümanları çözmek için uygulandığı gibi. Türkistan’da küçük yaşta Rusya içlerine kaçırılıp komünist olarak yetiştirilen ve sonra ülkeye sokulan yerli komünistler teşkilatlandırılır. Silah zoruyla elde edilemeyen şeyler bu yolla kazanılmaya çalışılır.


İşgalin bu ilk yıllarında yöneticilerinin çoğunluğu yerlilerden seçilen bir sorgu merkezi açılmıştır. Sorgular, suçlamalar, işkenceler, katiller yanında yoğun bir propaganda bu merkezden yönlendirilir.
İşkence ile Müslümanlara imzalatılan veya imzalatılmış görünen itiraflar basılıp her tarafa yayılarak mücahit liderleri hakkında tereddütler meydana getirilir.


Müslüman liderlerle ilgili iftiralara montaj fotoğraflar da ilave edilir. Bunları işret sofralarında gösteren montaj fotoğraflar gibi...
Bu belgeler suçlu olarak toplananlara gösterilir, okunur, günlerce anlatılır ve ikna olanlar serbest bırakılarak halkın arasına salıverilir. İnanmayanlar, direnenler, oyunu anlayanlar, acımasızca katledilir.


Sorgu merkezinin altındaki bodrumlara üst üste tıkılan binlerce insan aç susuz bırakılarak ölüme terkedilir. Ölenlerin cesetleriyle baş başa aç ve susuz kalan yüzlerce insan inleye inleye şehid olurlar.
Ele geçirilen ileri gelenler sorgularından sonra vücutlarından küçük küçük parçalar koparılarak saatlerce süren işkencelerden sonra öldürülürler.
Ve bütün bunlarla halka gözdağı verilir, korkutulur, dehşet duygularına kapılan insanların teşkilatlanmalarına imkân verilmez ve en ufak bir kıpırdanmada bir suçlunun yanında on’larca suçsuz yakalanıp yok edilerek şiddet kullanılır.
İftira, tezvir, fotomontaj, uydurma haberler, düzmece senaryolarla nihayet Müslüman halk saçma sapan söylentilerin münakaşasına başlar. Bölük bölük bölünürler. Her mahalleye, her eve ispiyoncular yerleştirilir. Sorgu merkezince maaşa bağlanan ispiyonculara yeni yeni katılanlar olur. İspiyonculuğu kabul etmeyenlerin evleri başlarına yıkılır, yaşlı ana ve babalarına gözleri önünde işkence edilir, annelerine, karılarına veya kız kardeşlerine yüz kızartıcı fiillerde bulunulur.


Böylece Rus ve Çin birliklerinin barbar saldırılarına yıllarca karşı komasını bilen Müslüman Türkistan halkı kendi içinde hiziplere bölünmek suretiyle içerden çökertilir.
Müslüman toplulukları kuvvet kullanarak alt etmenin mümkün olmadığını anlayan düşmanlar çıkar yol olarak onları içten bölmeyi başarıyla uygulamışlardır.
Bunun yakın tarihteki en kanlı örneği batı ve doğu Türkistanların Ruslar ve Çinliler tarafından işgal edilip esir alınmasıdır.
Komünist Çin’in hâkim olduğu Müslüman bölgelerde, işgalin daha ilk yıllarında çocukların süt kokan ağızlarına sosyalizm sloganlarının yerleştirilmesi, bunların Rusya’ya kaçırılarak eğitilmeleri, sonra ülke içinde önemli mevkilere getirilmeleri ülkenin kaderini tayin eder.
Yoğun propagandaya, Marksist eserlerin tercüme edilerek kitapçı vitrinlerinin bunlarla doldurulmaları ilave edilir. Süratle hareket eden Marksistler maddî güçlerinin de yardımı ile bazı zayıf karakterli olanları da satın alarak, 1930’lu yıllardaki işgal faaliyetini, dağlara çekilmiş mücahitlerin bütün direnmelerine ve İkinci Dünya Harbinin Rusya ve Çin’in dikkatini başka tarafa çekmesine rağmen devam ettirirler. Yerli komünistlerin yetiştirilmesi Türkistan mücadelesinin dönüm noktası olur.


Şehirlerde, kasaba ve köylerde ajanlar, ispiyoncular cirit atmaya başlar. Suçlu suçsuz ayırımı yapılmaksızın toplanıp götürülenler, işkence edilenler, zindanlara atılanlar yüzünden şehir halkı bir türlü derlenip toparlanma imkânı bulamaz. Her mahalleye, her eve yerleştirilen ispiyoncular sebebiyle herkes birbirinden şüphe etmeye başlar. Güven kaybolur. Bu bulanık hava ise işgalcilerin işlerini kolaylaştırır.
Bir dönemde Ruslardan da yardım alan 400 milyonluk işgalci bir güce karşı, onların yirmi beşte biri bir nüfusla karşı koymayı bilen kahraman Doğu Türkistan halkı, üzerlerine yollanan zırhlı araçlara, uçaklara ve öldürmekle bitmeyen, hayvan sürülerini andıran askerî birliklere değil, kendi içlerine sokulan fitnelere yenik düştüler.


Kızıl Çin, “İslâm’ı Türkistan halkının kafasından atıp, hayatından çıkarmanın” yollarını bularak galip gelir.
Türkistan parçalanır. Ölenler ölür. Göç edenler eder. Hem de ne şartlar altında. Yıllarca süren ve Finlandiya, Amerika, Avustralya’ya kadar uzanan göçler sırasında binlercesi yollarda ölür. Göç sırasında adeta yeni nesiller doğar. Kaçamayanlar Kızıl Çin diktası altında nefes almaya vakit bulamadan yaşayıp giderler ve gitmekteler.
Fakat gerek Kızıl Çin, gerekse Kızıl Rus idaresi altındaki Türkistan’larda, bütün kuşkulara, tereddütlere, fitnelere, yoğun propagandaya rağmen içten içe o İslâm ateşi yanmaktadır. Aynı ateş diğer esir Müslüman toplumlar içinde de yanmaktadır.
Yurtlarından göç ederek dünyanın dört bir yanına dağılan, görünüşte kaybolmuş Müslümanlar arasında da, umuyoruz, bazı ticarî ilişkiler şeklinde de olsa bir ilgi ağı örülmektedir.


İrili ufaklı bütün irtibatların, alevlerin birbirine uzanma, birbirinin ısısı ile parlama istekleri, doğru bir orantı ile sömürücü yönetimler arası ilişkileri ve bunlar arasındaki denge pazarlıklarını etkilemektedir.
Onlar, karşılarına çıkmak üzere kabul ettikleri bu müşterek tehlike karşısında yeni yeni yöntemlerle parçalama hareketlerine girişirken, diğer yandan kozlar elinde olan (ABD), bu tehlikeyi (Edirne’den Sibirya içlerine kadar uzanan geniş bir hat üzerinde aynı dili konuşan, aynı dine mensup insanların bulunuşunu) ötekine karşı gerektiğinde Demokles’in kılıcı gibi Sallayacağını belli etmektedir. Müslüman ulusların güç kullanarak veya daha çok içten çökertilerek parçalanmalarını gösteren grafik, şu anda, yüksele yüksele geldiği tepe noktasında eğleşiyor gibidir.
Bu noktaya Türkiye’nin Pakistan’daki Afganistanlı göçmenlerle ve yurtlarından göç etmiş iki milyonu aşkın insanın yurtlarına dönmeleri gerektiğiyle yakından ilgilenişini ve bu göçmenlerden Türk asıllı olanlardan bir bölümü kabul edip iskân etmesini de ilave etmek gerekir.
Tepe noktasına gelmiş olan komünist işgal grafiğinin inişi, herhalde Müslümanların lehine ve pek heybetli olacaktır…

 

 


AddThis