Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün525
mod_vvisit_counterDün477
mod_vvisit_counterBu hafta2765
mod_vvisit_counterBu ay10357
mod_vvisit_counterHepsi582240

Filler ve Çimen

Edward Said oryantalizmi emperyalizmin keşif kolu olarak nitelendirir.Nitekim oryantalistler öncelikle sömürülecek yerlerin etnik,mezhebi,demografik,kültürel gen haritasını çıkararak işgal için gelecek orduların işini kolaylaştırırlar.Oryantalistlerce Ortadoğu olarak adlandırılan bu coğrafyada meydana gelen hadiselerin 11 eylül eylemlerinin ardından dönemin ABD dışişleri bakanı Condelecca Rice’ın ‘’Ortadoğu’da sınırlar değişecek’’ diyerek dikkat çektiği bağlam üzerinden devam ettiği artık inkar edilemez bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.Tıpkı bu söz gibi Bush’un önce Afganistan,ardından Irak saldırısını ‘’haçlı seferi’’olarak nitelemesi dil sürçmesi yada alelade söylenmiş bir söz değildi.Birinci dünya savaşının yüzüncü yılını idrak ettiğimiz bu günlerde Dünya’da yeni nüfuz paylaşımlarının yaşandığı ve yeni bir yüzyıllık planlamalar çerçevesinde ülkelerin konumlandırılmaya çalışıldığını söylemek abartı olmaz.20.yüzyılın başında tarih sahnesinden silinen Osmanlı İmparatorluğu hinterlandında yaklaşık 22 ulus-devletin üretildiğini hatırlarsak nasıl bir süreçle karşı karşıya olduğumuz daha net anlaşılabilir.Tarihi vasatın 20.yüzyılın başındaki durumdan çok farklı olduğu ve güç dengelerinin farklılaştığı iddiasıyla anakronik değerlendirme hatasına düşme tehlikesi olmakla birlikte,modern paradigma çerçevesinde homojenleştirilen Dünyanın gidişatına tek direnç nokrası olarak İslam’ın/Müslümanların kalması bu yüzyılda da dünyanın alacağı şekilde İslam’ın belirleyeceği olacağını gösteriyor.

Bu coğrafyada bugün yaşananların her ne kadar stratejik ve jeo politik gerekçeleri olsa da asıl meselenin ideolojik olduğunun,Yahudi-Hıristiyan medeniyetinin Müslümanların yeniden tarih sahnesine çıkmalarını engellemek için azami gayret gösterdiklerinin ve bu nedenle 1991 de değişen NATO konseptiyle tüm dünyadaki sahih İslami Hareketleri bertaraf etmek ve Ortadoğu’da İsrail’den daha güçlü bir devletin oluşmasının önüne geçmek amacıyla hareket ettiklerini tekrar etmekte fayda var.Dolayısıyla Müslümanlar bugün yaşananları değerlendirirken ulus-devlet aklından ziyade ümmet aklını merkeze almak ve meselenin Batılı modern paradigmaya ram olup olmama meselesi olduğunu idrak etmek durumundadırlar.

Tunus’la başlayan ve ardından Libya,Mısır,Bahreyn,Yemen derken Suriye’ye kadar uzanan ve Prag Baharı’ndan mülhem olarak Arap Baharı olarak adlandırılan sosyal patlamaların, başladığı yer de dahil olmak üzere eskisinden daha kötü bir duruma gelmiş olması üzerinde tefekkür etmek durumundayız.Adlandırmasını dahi kendimizin yapamadığı bu süreçlerin yine bizim dışımızda bir adlandırmayla ‘’Arap Kışı’’na dönüşmüş/dönüşüyor oluşu dikkati muciptir.Ulus-devlet belasının ceberutluğu altında yıllarca onursuzluğa mahkum edilen adı geçen beldelerdeki müslüman halkların birikmiş öfkelerinin yerinden ettiği yerel ve seküler diktatörlerin yerini,öncekilerden farksız seküler diktatörler doldurmaktadır.Geçtiğimiz haftalarda Tunus’ta Raşit Gannuşi’nin hareketinin seçimlerden mağlup ayrılması,Libya’nın NATO tarafından yeniden sömürgeleştirilmesi ve bu vesileyle Tafataona Mahoso’nun Global Research’de 2011 yılında dikkat çektiği Africom projesinin hayata geçirilmeye çalışılması,Mısır’ın Nasır dönemindeki sürek avına benzer bir duruma dönüşü ve nihayet Suriye de yaklaşık dört yıldır devam eden kaos göstermektedir ki halkların öfkesi,sonucu etkilemekte belirleyici olamamıştır.Bu durum elbette ki öfkeyi haksız çıkarmayacaktır.Ancak diktatörlerin gidişinin ardından neyin geleceği noktasındaki belirsizlik ve isyancıların sadece mevcut diktatörün değişmesi yönündeki kanaatleri ile,hassaten Libya ve bugün Suriye’de tipik bir ‘’celladına gülümseme’’ haliyle küresel küfür cephesinden umulan medetler,sonucun isyan eden halkın aleyhine gelişmesine sebep olmuştur.Nitekim isyan hareketlerinin olduğu en ciddi devlet olan Mısır’da kurulu düzenin değil de sadece aktörlerin değişmesi,Mübarek diktasının devrilmesinde aktif rol oynayan Otpor eğitimli 6 Nisan Hareketi’nin Mursi iktidarının devrilmesinde de rol alması toplumdaki dengelerin nasıl teşekkül ettirildiği açısından önemlidir.Napolion’un sadece silahlı ordularla değil entelektüel ordularla da işgal ettiği ve Ezher’in müfredatının revizyonuna kadar müdahil olduğu sömürgeleştirme süreci bugün Mısır’da ki kurulu düzenin oluşmasında oldukça etkili olmuştur.Ve şimdi Nasır döneminde merhum Seyyid Kutupların idam edildiği sürece benzer bir süreç yaşanmakta ve Müslüman Kardeşler avı pervasızca yürütülmektedir.

Halihazırda ise Suriye adeta savaş temrinleri yapmak isteyen devlet ve örgütler için bir deneme sahası haline gelmiştir.Başlangıçta gitmesine kesin gözüyle bakılan ve hatta süre verilen Esat yaklaşık dört yıldır her türlü vahşet araçlarıyla saldırmakta ve vaktiyle kendisini oraya vekil tayin eden ‘’fillerin’’ rızasına muvafık bir eylemlilik sergilemekte ve Suriye halkını ‘’çimen’’leştirmektedir.Suriye, Fransız sömürgesinden çıktığından beri sadece Suriye olarak kalmadı.Rusya’nın Akdeniz’e açılan tek kapısıydı.İran’ın ‘’vekalet savaşlarını’’ yürütmesinde anahtar role sahipti.Lübnan Hizbullahı’nın lojistik merkezi olması hasebiyle İsrail ile yakın temas halindeydi.Türkiye ile Hatay meselesi,Ermeni tehciri ve Şeyh Sait hareketi dolayısıyla oldukça yakın bağlara sahipti.PKK/PYD gibi örgütlere yıllarca ev sahipliği yapması,İslami Cihat ve Hamas gibi İslami hareketlerin karargah merkezi olması dolayısıyla da sürekli bir tarassut altındaydı.11 eylül sonrasında şer ekseni olarak tarif edilen ve aralarında Kuzey Kore ve İran’ın bulunduğu hattın en önemli unsuruydu.Dolayısıyla Suriye’nin istikrarsızlaştırılması yıllar önce planlanan ve fakat uygulama zemini yeni oluşan bir süreçtir.1974-1989 arasında cereyan eden Lübnan iç savaşı hatırlandığında bu istikrarsızlığın daha uzun süre devam edeceği söylenebilir.Son aylarda ise Esat’ın yıllarca kimlik vermekten dahi imtina ettiği Suriye Kürdistan’ı üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan ve Türkiye’yi de yakından ilgilendiren hadiseler yazının başında işaret ettiğimiz sınırların değişmesinden bağımsız düşünülmemelidir.

Rusya’nın  Kırım’ı ilhak etmesinin ve Ukrayna ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynamasının Batı açısından meydana getirdiği rahatsızlık Suriye de kendini göstermektedir.Suriye, Batı ile Rusya-İran hattı arasında ‘’Proxy War/vekalet savaşı’’ sahası olmuştur.Tabiri caiz ise Batı Rusya’nın Doğu Avrupa’da yaptığı darbenin intikamını,Rusya’nın Akdeniz’de ki tek ayağı olan Suriye’de almak istemektedir.Dolayısıyla Suriye de ki savaş aslında İran-Rusya-Çin hattıyla,ABD-AB-İsrail hattının bir savaşıdır denilebilir.Adı geçen taraflar ne zamanki Suriye’nin pozisyonu hakkında mutabakat sağlarsa savaşta o zaman bitecektir!.Rusya-İran-Çin hattının Suriye üzerinden batı hegemonyasını tahfif eden bu direnci,Dünya’nın önümüzdeki yıllarda alacağı şekil itibariyle de bizlere fikir verebilir.Kapitalist blokun yine aynı havzanın ürünü olan komünist(!) bloka mağlup olması,Dünyanın ağırlık merkezinin batıdan doğuya doğru kaydığının işareti sayılabilir.Ancak bu kayış yeni bir paradigmanın üremesi ve dünyanın batılı paradigmanın tahakkümünden kurtulması anlamına gelmemelidir.Çünkü kapitalizm ve komünizm aynı memeden süt emen ikiz kardeşlerdir.

Ulus-devlet formunun Müslüman halklarda meydana getirdiği zihinsel travma yukarıda işaret etmeye çalıştığımız bölgesel revizyon planının fark edilmesini engellemektedir.Her ulus devlet kendi stratejik çıkarlarının peşinden gitmekte ve diğer Müslüman halkların durumunun ne olacağıyla ilgilenmemektedir.Ümmet perspektifi, uzun yıllar süren ulus-devlet zehirlenmesinden dolayı gündemleştirilemediği için küresel istikbar karşısında sahih eylemlilikler geliştirilememektedir.İran örneğinde olduğu gibi, vaktiyle ABD’yi büyük şeytan olarak yaftalayan ve halen anayasasında tüm dünya mustazaflarıyla dayanışma ilkesi bulunan bir devlet,ulus-devlet formuna büründüğü için ABD ve İngiltere’yle işbirliği yapabilmektedir.İran’ın ulusal çıkarları için daha önce Afganistan ve Irak’ta yaptığı işbirliklerinin yanında şimdi de Suriye’de,gerek bir zamanlar İsrail’i mağlup ederek tüm Müslümanların kalbinde taht kuran Hizbullah’ı kullanarak gerekse doğrudan askeri,istihbari ve stratejik yardımlar yaparak ve mezhebi unsurlar üzerinden acısı yıllarca sürecek bir ayrışmanın da fitlini ateşlemektedir.Türkiye’nin Esat’ın gitmesi yönünde gösterdiği hassasiyetin İran tarafından kabul görmemesinin en büyük nedeni ise İran-Suriye ittifakının 1980-1988 İran-Irak savaşına dayanmasıdır.İran her ne kadar Nusayriliğin Şiiliğin batıl bir yorumu olduğunu iddia etse de Suriye de Sünni bir Müslüman Kardeşler Hareketi’nin olmasındansa batıl da olsa Şii bir Nusayriliği yeğleyerek ümmet perspektifinden ne kadar uzak olduğunu ortaya koymuştur.Körfez emirliklerinin ise İSİD’i desteklemek suretiyle Suriye’yi de içine alan Şii hilalini kesintiye uğratma hedefi şimdilik gerçekleşmiş ancak mezhebi argümanlarla işlenen cinayetler Irak ta olduğu gibi Suriye’de de acısı yıllarca sürecek bir durum meydana getirmiştir.

Suriye’de ki bölünme sürecinden en fazla etkilenecek olan ülke Türkiye olacaktır.Nitekim Ayn-el Arap(Kobani) hadiseleri olarak tarihe geçen 6-7 ekim olayları göstermiştir ki Suriye de gerçekleşecek bir bölünme Türkiye’nin çözüm süreci olarak adlandırdığı sürece zarar verecektir.Bu noktada bölünmeden yana olmayan Öcalan’ın İran-Batı ittifakıyla bertaraf edilerek Kandil’in özneleştirilmeye çalışılması önemlidir.Son yaşanan hadiseler, PKK/HDP çizgisinde ortak bir aklın olmadığını;derinlerde planlanan ve şahinler olarak adlandırılan grupların süreci Öcalan’ın inisiyatifinden çıkarmaya çalıştığını göstermektedir.Esat’ın yıllarca kimlik vermediği Suriye Kürdistan’ının yönetimini bir anda seküler PYD’ye bırakması üzerinde dikkatlice durmak gerekir.Bu stratejik hamle tamamen Türkiye’nin elini zayıflatmak ve Suriye’ye olan müdahalesinin bedelini ödetmek içindir.ABD-AB hattının da Kobani ekseninde gelişen olaylarda inisiyatif alması ve Kobani’nin düşmemesi için devreye girmesi,bu konuda, Türkiye-ABD-AB hattının çatladığını göstermektedir.Görünen o ki  Kuzey Suriye’de,1991 körfez savaşı sonrasında oluşturulan Kuzey Irak’takine benzer bir yapılanmaya gidilecektir.Türkiye şimdilik bu süreci ÖSO üzerinden dengelemeye çalışmaktadır.Nitekim Kobani’ye ÖSO desteği birazda orada inisiyatifin tamamen PKK/PYD çizgisinde kalmasının önüne geçmek içindir.Türkiye ile arası kısmen açılan ABD-AB hattı ise yeni müttefik olarak Suriye Kürdistan’ını seçmiş ve şimdilik İŞİD ortak tehdidine(!) karşı Suriye Kürtlerini ‘’lejyoner’’ olarak kullanma yoluna girmiştir.İŞİD’in,Suriye’ye ABD müdahalesini meşrulaştıran bir unsur olması bu örgüt hakkında daha önce ifade ettiğimiz ‘’oryantalizmin asistanı’’ iddiamızı güçlendirmektedir.Nitekim İŞİD Suriye’ye müdahaleyi meşrulaştırdığı gibi,el-Kaide Afganistan-Pakistan hattına,Boko Haram ve eş-Şebap’ta Afrika kıtasına küresel istikbarın müdahalesini meşrulaştırmaktadır.Fransa’nın hala Mali’de olduğunu unutmamak gerekir.Bu nedenle adı geçen örgütlerin küfür cephesinin emellerine hizmet ediyor oluşu gözden kaçırılmamalıdır.

Sonuç olarak denebilir ki,Müslümanlar ümmet olma imkanlarını kaybetmişlerdir. Şam,Bağdat,Halep gibi İslam ilim/irfan geleneğinin aziz şehirleri iğrenç vekalet savaşlarının yıkımına maruz kalmaktadır.Burada yitip giden ümmetin hafızasıdır.Dolayısıyla sorun göründüğünden daha büyüktür.Ümmet şuuru zedelendiği için Müslümanlar meselelerini küfür cephesinin inayetiyle çözmeye çalışmaktadır.Allahın,elçisinin ve müminlerin velayeti yerine küfür cephesinin velayeti yeğlenmektedir.Etnik,mezhebi,kültürel,coğrafi farklılıklar birer muarefe nesnesi olmaktan çıkmış,mukatele öznesi haline gelmiştir.Bu koşullarda Allah’ın nusretini beklemek beyhudedir.Allah zalim,cahil ve fasık bir topluluğa nusretini göndermez.Cahili değerlerin modern kavramlarla soslanarak şiarlaştırılması karşısında ‘’yevmunnefri/seferberlik günü’’ilan etmek boynumuzun borcudur.Vesselam…

 

Kamil ERGENÇ

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis
 

Yorum ekle