Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün313
mod_vvisit_counterDün437
mod_vvisit_counterBu hafta2696
mod_vvisit_counterBu ay11095
mod_vvisit_counterHepsi550244

Tevfik Fikret'e

Öncelikle Tevfik Fikret'i idrâk etmeye ve aktarmaya çalışmanın epeyce zor olduğunu belirtmeliyim. Günümüz zâviyesinden bir asrı aşkın bir süre kadar geriye dönüp bakmaktan bahsediyorum. Devriyle, zihniyetiyle Fikret'in şahsını yorumlamak...

Tevfik Fikret bir devrin şairidir. Kimilerine göre bir aktüalite, bir öğretmen, bir ibret kimilerine göre ise tutarsız bir şahsiyet, hâti protestan zangocudur. Ancak herkese göre o Servet-i fünûn neslinin yadsınamaz bir gerçeğidir. Fikret hakkında bu gibi çeşitli yorumlar yapılmasının ardında onun yaşamındaki evrelerin payı büyüktür. Hayatına dönüp baktığımızda otuz yaşının öncesi ve sonrası olarak kabaca ayırabiliriz; otuz yaşına kadar mütedeyyin, otuzdan sonra karamsar olduğunu görürüz.

Bunda sosyal çevresinin ve aile efrâdının etkisi vardır. Şöyle ki; Fikret'in büyük dedesi Sakızlı bir gayrimüslim iken müslüman olup Çankırı'dan İstanbul'a taşınır. Yani, bu göçün ve din değiştirmenin sebebi yaşam tarzından duyulan bir memnuniyetsizlik olabilir. Ayrıca annesi Hatice Refia Hanım aşırı dindar bir hanımdır. Fikret'in, yaşamının bir kısmında dindar olmasının nedeninin annesi olması muhtemeldir. Buradan hareketle ona sirâyet etmiş olan memnuniyetsizlik, kaçma ve din ile arasındaki mesafe gibi hususların onun ırsiyetinden geldiğini söyleyebiliriz. Fikret'te çevre faktörü ise okul yıllarında etkili olmaya başlar ve Robert Koleji'nde öğretmen olup Servet-i fünûn topluluğuna katılmasıyla katmerlenir. Belli bir kesimde, siyasi ve sosyal koşulların tabii bir getirisi olarak, Tanzimat döneminden itibaren yurt dışına giderek millete farklı bir cenaptan bakma fikri Fikret'te yurt dışına gitmediği halde zuhûr eder. Bu hususta da yine çevresinin etkili olduğunu söylemek mümkündür.
Tevfik Fikret'te icraatten ziyâde fikir bazında kalmışlık durumu söz konusudur. Bunlardan biri "O Belde'ye" kaçma emelini gerçekleştirememesi, bir diğeri de hayalindeki yeni mektebi kuramamasıdır. Meşrutiyet isteğindeki ısrarı ve yeni mektebi kurmak istemesi arasında paralellik vardır çünkü her ikisi de bireye ve bireyin toplumdaki yerini belirlemeye yöneliktir. İngiliz Anglo-Sakson eğitim sistemine göre kurmayı planladığı yeni mektep için Tanin gazetesinde bir nizamnâme hazırlar. "Yeni Mektebin Maksad-ı Tesisi" bölümünde mektebin kuruluş maksadının; sağlam karakterli gençler yetiştirmek olduğunu, çocukların sırf hafıza ve zekâsını kuvvetlendirmeye çalışmaktan bir şey çıkmayacağını, hayatta başarı için onlara kuvvetli bir irade ve sağlam bir karakter kazandırmak gerektiğini söyler. Bu noktada Fikret'in insana, bilhassa gençlere, inandığını ancak parlak bir nesil elde etmek için eğitim sisteminin değiştirilmesini istediğini görüyoruz. Fikret'in bu gibi fikirlerini icraate geçirememesinin ardında; devrin zihnen hazırlıksız olması, onun fikirlerinin dayanak noktalarının kimi kesimlerce yadırganması (örneğin; yeni mektebi Anglo-Sakson eğitim sistemi üzerine, yani İngiliz menşe' li olarak kurmak istemesi- ve Fikret'in bizzat şahsı etkili olmuştur.

 Yürürdüm biraz güç, biraz bî-huzûr

 Dikenlik, çetin, taşlı bir sahâdan;
 Önüm bir yokuş, hep çakıl, hep diken,
 Yürüdüm fakat, ben muannid, sâbur.
  ...
 Geçerdim basıp bir takım izlere,
 Eğildim, biraz dikkat ettim yere;
 O izler benim, hep benim izlerimdi.


İzler şiirinden aldığımız bu kısım ışığında, Fikret'te; yalnızlık, tek başınalık ve ardından özgürlük düşüncesinin oldığunu görürüz. Mehmet Kaplan bu şiir için; "Gittiği yolda yalnız olduğunu hisseden ve bundan gurur duyan bir adamın şiiri" der. Öyle ise Fikret bedbinliği ve yalnızlığı benimsemiş, bunlarda adeta özgürlüğü bulmuştur diyebiliriz. Bu buluş da onu tabiata ve hatta kimi yaklaşımlara göre Panteizm'e sürüklemiştir. Mehmet Akif Ersoy'un Fikret'e atfen yazdığı söylenilen; "...şimdi Allah'a söver, sonra biraz bol para ver, hiç utanmaz; protestanlara zangoçluk eder" mısralarına cevaben yazdığı ve Akif'e "Molla Sırat" diye hitap ettiği, Tarih-i Kadîm'e Zeyl'in şu mısralarında Fikret'in maneviyatını tabiata dayandırdığını görebiliriz;


Peygamberlere göstermem ilgi,
Bir örümcek götürü Hakk'a beni
  ...
Kitabım tabiatın kitabı
Bendedir iyinin de kötünün de sebebi
  ...
Dîn-i Hakk bence bugün dîn-i hayat
Sen ne dersin buna ey Molla Sırat?


Cemil Meriç'e göre gerek Akif gerekse Fikret dönemlerini kendi zâviyelerinden anlatan, ülkelerinin meseleleriyle dolu birer Osmanlıdır. Yani ne Fikret politikacıların kalemindeki bir sosyalist ne de Akif muhafazakarların bayrağıdır şiir karşısında. Bu yüzdendir ki Fikret'e ve Akif'e "İki düşman kardeş" yakıştırmasını yapmıştır.

En başta söylediğim gibi bugünün penceresinden Fikret'in dönemini ve Fikret'i anlamak oldukça güç. Belki onun anlatmak istediklerini bir ucundan tuttum, belki de hiç anlayamadım, yaklaşamadım onun düşüncelerine veya da yersiz alıntılarla destekledim Fikret'ten anladığımı. Ben de Fikret'in özgürlüğü gibi onu idrâk etmekte özgür bıraktım kendimi. Fikret'in kendimcesini çizmeye çalıştım, yanılmak pahasına. Evet! Fikret, düşman kardeşleri olan çağdaşları, dostları ve biz... Şimdiye kadar aktardıklarımın tümünü bir kenara koyarak hepimizin bir merâmı olduğu paydasında ortağız. Fikret'in de merâmı vardı, kimilerince doğru, kimilerince yanlış ama hep birilerince yorumlanmış ve hakîkati hep Fikrette var olmuş.
 
Mervenur TUNÇ

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis
 

Yorum ekle