Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün325
mod_vvisit_counterDün665
mod_vvisit_counterBu hafta2959
mod_vvisit_counterBu ay14373
mod_vvisit_counterHepsi586256

Şair ve Patron

Prof. Dr. Halil İnalcık; yirmi beşten fazla kitabı ve üç yüzü aşkın makalesi bulunan bir bilim insanı, tarihçidir. Siyasi tarih, sosyal ve ekonomik tarih, Osmanlı toprak rejimi ve tımar sistemi, Osmanlı hukuku, Osmanlı şehir tarihi, Osmanlı ticaret tarihi, Çözülme ve Reform dönemlerinde sosyo-ekonomik değişimler ve dönüşümler gibi konularda eserleri bulunmaktadır ve Osmanlı tarihinin hemen hemen tüm dönemleri hakkında araştırmalar yapmıştır. Burada, İnalcık'ın, "Patrimonyal Devlet ve Sanat Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme" alt başlığını taşıyan "Şair ve Patron" adlı eserini inceleyeceğiz. Şair ve Patron'un ilk baskısı 2003 yılı nisan ayında, beşinci ve son baskısı ise 2013 yılı eylül ayında, Doğubatı Yayınları tarafından, Ankara'da yapılmıştır. Eser, seksen sekiz sayfa olup, doksan dört adet kaynak, eser üzerinde ustalıkla kullanılmıştır, Türkçe olarak kaleme alınmıştır ve henüz herhangi bir dile çevrilmemiştir. Eser;"Patrimonyal Devlet ve Sanat, Osmanlı Saray Kültürünün Gelişmesi ve Osmanlı Divan Şu'arâsı, Patron ve Klasik Şiiride Sanat Anlayışı, Şu'arâ Tezkirelerinde Şair ve Patron, Fuzûlî ve Patronaj, İn'âm Defterlerinde H.909-917 Yıllarında Bağış Alan Şâirlerin Menşei ve Mesleği" olmak üzere altı bölüm ve kaynakçadan oluşmaktadır. 

Max Weber'e göre ortaçağda doğuda ve batıdaki monarşilerde, devlet patrimonyal yapıdadır ve bu patronaj sanatçıya hâmilik etmede de kendini göstermektedir. Halil İnalcık, Şair ve Patron'da tam olarak Weber'in bu "Patrimonyal Devlet" kavramını eserin temeline oturtarak, Osmanlı yüksek kültüründeki patronajı, bilhassa edebiyat alanında, sosyolojik bir değerlendirmeye tabi tutmuştur. İnalcık'a göre özellikle patrimonyal toplumlarda sanatın ifade edilişi belli bir kültür çevresi ile sınırlı kalmıştır, yani matbaanın kullanılmasına kadar sanatçının hâmisi hükümdar olmuştur, ne zaman ki matbaa ile daha geniş kitlelere ulaşılmış, o vakit sanatçı hükümdar ve seçkin sınıfın desteğine ihtiyaç duymamıştır
Esere göre patrimonyal devletlerde yüksek kültür yalnızca "yüksek saray kültürü" olarak var olmuş ve bilgin ve sanatkarlar sarayın prestijini yüceltmek için gerekli öğeler olarak görülmüştür. En iyileri pâyitahta çekme eğilimi bu düşünceyi destekler niteliktedir; Fatih ve II.Bayezid'in Molla Câmi'yi İstanbul'a getirmek için birçok fedakarlıkta bulunması buna örnek gösterilebilir. Ancak yüksek saray kültürü ile yerel halk kültürü arasındaki kopukluk üzerine yapılan gözlem mutlak bir gerçeklik gibi değerlendirilmemelidir, yerli olan ile ithal olanın sentezine gayret edilmiştir. Örneğin; Uşak ve İran halı motifleri sentezlenerek halıcılıkta bir "saray stili" meydana getirilmiştir, aynı zamanda bu algı sanatta saray patronajının bir kanıtı dasayılabilir.
Divan dilinde ulema ve şâirlere yapılan para bağışına; in'âm, câ'ize, hil'ata câme denir. Genellikle câ'ize bin ilâ üç bin akçe (yirmi-altmış altın) arasında değişirdi. İnalcık'a göre in'âm kayıtları incelendiğinde bu bağışların devlet hazinesinden çıktığı anlaşılmaktadır. Daha ileriye gidilecek olursa Sultan Süleyman'ın câ'izeyi abartarak Bâkî'yi Şeyhulislamlık vazifesine tayin ettiğini, II. Murat'ın mansıpsız ediplere sâliyane sağladığını ve daha sonra bu sâliyaneyi kaldıran Rüstem Paşa'nın tarihe harîs ve mürteşî olarak geçmiş olmasına şaşmamak gerektiğinibelirtir.
İnalcık'a göre divan şiirinde lirizm değil tasannu' esastır. Bu çeşit eserler sembolik zihni incelik ister. Buna karşı halka yönelen, mesela Karacaoğlan, sanatçı sayılmaz. İnalcık burada bir dipnat koyar; "Hangi divan şairinin sanatlı beyiti, sevgilisine gücenen Karacaoğlan'ın şu ince doğal yakınışı kadar şiiridir: Yeşil başlı ördek olsam/ Sular içmem gölünüzden". Patronun aradığı ise "hayâl-âmîz tasannu' "dur. Patron batıdaki naturalizm gibi çıplak gerçeklik yerine, hayal ve sembolizm içerisine gizlenmiş gerçekliği arar.
Tezkirecilerden Sehi Bey patronajı gerekli ve yararlı gören kişilerdendir. Şöyle ki Sehi Bey patronajın fonksiyonlarını sayarak; "... onun bir kerameti de insanı cömert yapmasıdır" der. Bunun yanında eserini takdir edecek kimseyi bulamadığından yakınan Latifi herkesin dünya hırsına ve gösterişine kapıldığını, sanata sırt çevirdiğini, sanat hamiliği için gerekli vasıfların kimsede bulunmadığını söyler. Aşık Çelebi ise bir eserin değerini patronunun değerinin belirlediği görüşünü savunur. Kınalızâde Hasan Çelebi ise patronlardan şikayetçidir; onların sanattan anladıklarının süslü redifler olduğunu, şuara tezkiresi nedir bilmediklerini kaydeder.
Yukarıda, eser içerisindeki bazı kısımlardan kısaca alıntıladığımız bilgiler ışığında yorumlamalarda bulunmak gerekirse ilk olarak Osmanlı kültüründe, olumlu veya olumsuz manada, bir patronajın olduğunu kabul etmek gerekir. Olumlu taraftan baktığımızda sanatçı kendine bir hâmi bulmuştur ve sanatını yaşatması adına bu gereklidir. Tabi bu husus sanatını metâ olmanın ötesinde görenler için geçerlidir, tam olarak burada ince bir çizgi vardır ve ele aldığımız esere yöneltilebilecek en mühim tenkitlerden birinin odağını oluşturur: sanatçının hami aramasının nedeni nedir? Bu sorunun üç türlü cevabı verilebilir; ya sanatını geniş kitlelere yaymak ve yaşatmak (çünkü o devirde henüz matbaa yoktur ve nüfuzlu bir haminin taktiri kazanıldığı vakit eser vakıflar ve işret meclisleri gibi kurumlar aracılığıyla yayılma fırsatı bulacaktır), ya maddi kazanç sağlamak ya da belirttiğimiz durumların her ikisi. Şair ve Patron'da daha çok belirttiğimiz ikinci sebep üzerinde değerlendirmelerde bulunulmuştur ve bunun en somut örneklerinden biri olarak Zâtî örneği verilmiştir (şiirlerini en alt rütbelerden kimselere yazdığı ve değerini bir altına kadar düşürdüğü ibaresi yer alır). Eserde ilk bölümün başında Muallin Naci'nin "Ma'rifet iltifâta tâbi'dir/ müşterisiz metâ' zâyidir" sözüne yer verilmiştir. Aslında bu söz eserin ilerleyen kısımlarında yer alan bir çok hususu açıklar niteliktedir. Konumuz açısından baktığımızda buradaki iltifat çoğu zaman maddi manada olmakla beraber, eserin yayılmasına katkı yapması bakımından da önemlidir. İnalcık'a göre de sanatçılar patronun gözüne girmek için başkalarından daha mükemmeli ortaya koyma çabasındadırlar, böylece patronaj sanat bakımından gerçekten olumlu rol oynar. Ancak bu sonuç patronun sanat düzeyine ve kamuoyunun duyarlılığına bağlıdır.
Eserin Fuzuli ve Patronaj kısmında; Şikayetname'nin patronun lutf ve keremine el açan her şâirin hayat trajedisini özetlemekte olduğu, burada patronlarla ruh zengini fakirlerin bitmez tükenmez karşılaşmasının var olduğu ve böyle bir dönemde efendiden dilenmek zorunda kalan şairin çaresizliğinin dile getirildiği belirtilir. Şikayetname'nin patronajın gerçek yüzünü, o dönemde yaşayan şair psikolojisini en gerçekçi biçimde yansıtan bir belge olduğu savunulur. Tam olarak burada ve eserin genelinde İnalcık Hoca'nın patronaja bakışında ağırlık verdiği tarafı görmek mümkündür. Bu, İnalcık'ın üslup farklılığı olarak da algılanabilir fakat fikri arkaplanı da muhakkak vardır. Şair adeta bir dilenciye benzetilmiştir. Eser belki de bu yüzden, olumsuz manada, çokça eleştirilmiştir fakat yöntemi bakımından yadsınamayacak derecede gereklidir. Şâir ve Patron'da iddialara delil olarak bir çok kaynak gösterilmiştir bu yüzden eserin hakkıyla değerlendirilebilmesi için öncelikle söz konusu tarihi arka plan hakkında yeterli donanıma sahip olmak ve ardından bahsi geçen eserlere göz atmak şarttır.

 

Mervenur TUNÇ
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız  
 
 
 
 


AddThis
 

Yorum ekle