Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün325
mod_vvisit_counterDün665
mod_vvisit_counterBu hafta2959
mod_vvisit_counterBu ay14373
mod_vvisit_counterHepsi586256

Dünya Sistemleri Analizi

Filozoflar insanların rasyonel yetkilerini kullanarak doğrudan hakikatin farkına varabileceklerini öne sürdüler. Gerçeğin ampirik (deneysel)  analizce öncelik verilmesi gerektiği savunuldu.18. Yüzyılın sonlarına doğru felsefe ile bilim arasında boşanma meydana geldi.(Deneysel bilim) (tüme varım yapılıp-kurumsallaşmış olmalıdır.)19 yüzyılda felsefe ikiye bölündü: doğa bilimler-beşeri bilimler.Bilginin ikiye bölünmesi çok önemli bir problemi de ortaya çıkardı; doğruyu aramak ve iyi-güzelin aranması arasında engel oluştu. Böylece doğa bilimciler değerden bağımsız olduklarını iddia ettiler.

5-Fransız devrimi  ‘toplumsal gerçekliğin’ araştırılmasını zorunlu kılınca ortaya bu araştırmayı hangi fakülte yapacaktı problemi çıktı.

6-Değişimin doğası nedir? Halk aldığı kararlara nasıl ulaşıyordu? Bu sorular sosyal bilimlerin temelini atmıştı.

7-Bu metot ilk olarak tarih ilminde kullanılmak ve olayları tasvir eden, olayları geçtiği zamandaki belgeleri bulguları araştıran bir bilim olmalıydı.

8-Ülkeler tarihlerini bilimsel metotlarla araştırdıkça  ‘çağdaş milliyetçi ‘  duygular pekişti.

9-Politik liderler ülkeler hakkında daha çok şey söyleyebilmek için üç tane disipline ihtiyaç duydular  ‘iktisat, siyaset bilimi, sosyoloji’.

10- Tarihi anlamak için tek bir ilim(tarih) gerekirken bugünü anlamak için üç değişime neden ihtiyaç duyuluyordu?  Çünkü yeni ideoloji; Modernite’nin üç alana ayrışmasını istiyordu.’ Pazar+devlet+sivil toplum’ bunlar farklı mantıklarla işliyordu.

11-Sosyal bilimciler ön yargıdan kaçınmak için niceliksel verilerin kullanılmasını uygun gördüler. Bu bilim insanları beş ülkede çalışma yaptıkları için dünyanın geri kalanı hakkında bilgi sahibi değildiler. Dünyanın geri kalan kısmını araştırılması gerektiği ortaya çıktı.

12-Bu sömürgeci ülkeler yönetimleri altındaki hakları kabileleri yani küçük grupları inceledi. Bunun sonucu olarak antropoloji ilmi ortaya çıktı. Araştırmacı bir süre bu kabile içinde kalır, dilini kültürünü öğrenir ve buradaki sistemi kavramaya çalışır. Bu araştırmacılar sömürgeci yöneticilerine çok faydalı oldular.

13- Dünyada medeni ve ilkel kabilelerin dışında yüksek medeniyete sahip  ‘ Çin, Hindistan, İran ve Arap’ dünyasında vardı. Avrupa bu ilkeleri kendisi kadar güçlü olmadığı için modern olarak görmedi. Dinsel metinleri çözmek için ‘filoloji’ ilmine ihtiyaç doğdu. Ezoterik yeteneklere sahip bu araştırmacılara ‘Şarkiyatçılar’  denildi.

14- Şarkiyatçıya göre bu ülke modern olmak için Avrupa dünyasının yardımına muhtaçtır.

15.Her disiplindeki akademisyen üniversiteler üstü örgütsel yapılar kurdular. Dergiler bastı, dernekler kurdu, kitaplar çıkartıp kütüphane katalogları oluşturdu.( Bu süreç 1914’den 1960’ a kadar hızla devam etti.)

16.Bu süre zarfında 1 -ABD dünya sisteminin en güçlü ülkesi oldu.2-ABD’nin üniversite sistemi en etkili oldu.3- Üçüncü dünya ülkelerinde politik kapsamalar çıktı.4-Dünya ekonomisi ve demokratikleştirici eğilimler güçlendi.

17.Dünyadaki bu değişimi kontrol için ABD’de uzman tarihçiler, iktisatçılar, sosyologlar ve siyaset bilimcileri eğitildi.(Alan araştırması ve gelişim kavramı önem kazandı).

18.Zaman içinde batılı bu disiplinler araştırma yaptıkları ülkede kendilerine hoş bakılmadığı için“şikayetçilik“ terimi ortadan kalktı ve bu araştırmacılar tarihçilere dönüştüler. Modern ve modern olmayan alanlar arasındaki bütün olmayan ayrım çözülmeye başlandı.

19.Geleneksel hakikatler git gide bir belirsizliğe girmeye başladı. Böylece sapkın eğilimler arttı.

20.Asya sistemleri analizi için dört temel araştırma alanı ortaya çıktı.

-Birleşmiş Milletler Ekonomi Komisyonu(Bağımsızlık teoremi)

-Marx’ın Asya tipi üretim tarzı

- Feodalizmden Kapitalizme geçiş

-Bütünsel Tarih

“Merkez Çevre Modeli“:Dünya sistem teorisine göre Dünya Merkez ve Çevre olarak bölünür. Merkez: teknolojik ilerlemeye sahip, ileri düzeyde ürünler üretir. Çevre ise merkezin temsilcilerine ham madde, tarımsal ürün ve ucuz iş gücü sağlar. Çevre ürünlerini ucuzdan, merkez ise ürünlerini pahalı satmak zorundadır. Merkez ve Çevreye göre bir de yarı çevre vardır: “Doğu Avrupa, Çin, Brezilya” gibi

Wallerstein’e  göre 1945’den beri hakim güç ABD bu özelliğini 11 Eylül’den itibaren kaybetmektedir.

KAPİTALİST BİR DÜNYA-EKONOMİ OLARAK-MODERN DÜNYA SİSTEMİ

1)DÜNYA-EKONOMİ: İçinde iş bölümü olan, temel malların mübadelesinin yapıldığı, sermaye- emek gücü akışının gerçekleştiği büyük bir coğrafi alandır. Birleştirici bir politik sınırı yoktur. İçinde pek çok politik birimler vardır. Yapıyı birleştiren, onun içindeki iş bölümüdür.

2)Kapitalist bir dünya ekonomi birçok kurumun toplamıdır. Temel kurumları pazarlardır. Rekabet eden firmalar, devletler, hane hakları(aileler) sınıflar ve statü guruplarıdır.

PAZARIN ÖZELLİKLERİ

3) PAZARLAR: Hem bireylerin hem de firmaların malları alıp sattığı somut yapılardır. Pazarlar olmadan kapitalizm işlenmez. Kapitalistler tam anlamıyla serbest pazarı desteklemezler.  Mükemmel olan serbest bir pazarda alıcının pazarlık şansı vardır ve satıcı için az kar oranı demektir.

4)Satıcılar, her zaman tekel olmasını isterler. Bu şekilde geniş kar marjı bulurlar. Bunun en temel yolu icadın haklarını saklı tutan “patent sistemidir.” Patentler dışında ithalat ve ihracat üzerinde devletin korumacı tedbirleri, devlet sübvansiyonları ve vergi indirimleri başka yöntemlerdir.

5)Tekeller zamanla yok olsa da büyük sermaye sahipleri yeni ürünler piyasaya koydurarak rekabetçi bir yapıyı meydana getirirler.

6)Güçlü olanlar ve kıvrak davranabilenler hayatta kalabilirler. İflas etmek başka bir işletme için ekmek kapısıdır. Sermaye sürekli belirli ellerde yoğunlaşır.

7)Büyük firma olmak maliyetleri aşağı çeker. Bunun yanı sıra büyük olmak idare ve koordinasyon maliyetler getirir, idaresizlik riski artar. Bunun sonucu olarak şirketlerin zikzak şeklinde büyüdüğü bazen de küçüldükleri görülür.

8)Kısmi tekeller güçlü devletlerde konumlanıp, yaşam bulurlar. Merkeze özgü süreçler büyük ülkelerde meydana gelir.

9)Tekeller kendilerini tükettiği için bugün için merkeze özel olan bir süreç yarın çevresel bir süreç olacaktır. Modern dünya siteminin ekonomi tarihi ürünlerin ilk önce yarı çevre ülkelere,  ardından da çevre ülkelere kaydırılması ile doludur. 1800’lerde tekstil merkeze özgü bir üretim süreciyken 2000’lerde en az karlı çevresel üretim süreçlerinden biri olmuştur. 1800’lerde İngiltere ve Kuzeybatıda üretim varken bugün dünya sisteminin her köşesinde üretiliyor. Daha rekabetçi bir hale gelen ve sonra da ilk önce konumladıkları devletlerden başka yerlere koyan süreçlerin yerine geçen yeni merkeze özgü süreçler her zaman olmuştur. Yarı çevre ülkeler aynı zamanda merkez üretimlerin baskısı altında, çevre ülkelere baskı uygulayan konumdadır. Çevreye kaymaktan koruyan, merkeze doğru kayarak ilerlemeye çalışır. Bu ülkeler en saldırgan ve korumacı politikalar uygular.

10)Modern dünya sisteminde beş ayrı gelir türü vardır.

a) Ücret gelirdir. Hane halk üyesinin üretim sürecinde aldığı gelirdir. Ödemeler zamana göre değişir. İşverenler hayat boyu ödeme desteği sağlamak istemezler. İşverenler daha çok işçiye ihtiyaç duyarsa, ekonominin genişlediği zaman olursa hemen işçi bulma garantisi kaybolur.

b)Hayatı sürdürmek için zorunlu şeylerin yapılması faaliyeti evde yemek pişirmek, kırsal kesimde insanların kendilerine üretmesi vb.

c) Kendine özgü küçük meta üretimi: Hane halkı içinde üreticiler ve büyük pazarda satılır. Yoksul ülkelerde çok yaygındır.(Serbest çalışma) (çocuğun sokakta sigara satması)

d) Rant: Sermaye yatırımından elde edilen gelir. Evin bir odasını kiraya vermek.

e) Transfer ödemeler; Miras, karı kocanın birbirine hediye ya da borç verdiği gelirler, sigortalarda örnektir. Bir ekonomik sınıftan bir diğerine yerden bölüştürme yapılır.

11)Proleter hane halkı: Ücret gelire göre çalışıyor.

Yarı proleter hare halkı: Belirli bir ücretle çalışır:

İşverenler yarı proleter hare halkı çalıştırılması daha avantajlı görür.

12) Kapitalist bir sistemde sınıflar vardır, farklı çıkarlara sahip, farklı gelir düzeyindeki ekonomi sisteminde farklı şekillerde konumlanmış kişiler vardır.

13) Hane halkları aynı zamanda statü grupları ya da kimliklerinde üyesidir. Bu gruplara üye olmak modernitenin bir parçasıdır. Kapitalizm arttıkça bu statü gruplarının önemi artacaktır.

14) Hane halklarının sosyalleşme kurumlarıdır. Toplumda uymamız gereken kuralları öğretmeyi hedefler, okul, askeriye, dinsel kurumlar medya tarafından burası desteklenir. Hane halkını en çok devlet etkiler. Çünkü dolaysız baskı araçlarına sahiptir. Devlet ne zaman az güçlü olursa, dinsel yapılar, etnik örgütlenmeler hane halkının önemini vurgular.

15) Hane halkı iki karşıt ideolojinin saldırısı altındadır; Bir yandan evrenselcilik, diğer yandan ırkçılık ve cinsiyetçilik genel kurallara öncelik verilmesidir. Pozitif bir normdur. Herkes onun erdem olduğunu iddia eder. Irkçılık ve cinsiyetçilik negatif bir normdur. Çoğu insan ona inandığını reddeder.

Evrenselcilik sistemden faydalananlara bir rahatlık sağlar. Sahip olduklarını hak ettiklerini düşünmelerine yol açar. Diğer yandan ırkçılık, cinsiyetçilik gibi normlar modern dünya sisteminde çalışmanın, kudretin ve imtiyazın dağıtılması da eşit derecede önemli görevler yerine getirir. Birilerinin toplumsal alandan dışlanmasını gerektiriyormuş gibi görünürler. Bu normlar tabi olmayan, doğal, ebedi karşıtlık içeren bu ikili hakikat yasaları olarak sunulur. Sistem açısından önemli iki özelliktir.

3-DEVLETLER SİSTEMİNİN YÜKSELİŞİ

( Devletlerarası sistem, egemen- ulus- sömürge kavramları)

1-     Modern dünyada “egemenlik” önemli bir kavramdır ve modern devlet, egemen bir devlettir. (Özerk devlet iktidarı)

2-Egemenlik sağlamak için devletler “bürokrasiyi” buldular.

3-İktidarlar göreve getirdikleri bürokrasiye her türlü siyasi, işlev (vergi toplama, mahkemeler, polis-ordu vb.) için kullanır .”Fransızlar ilk olarak valilik sistemini geliştirdi.”

4-Egemenlik sadece dahili değil, dış ülkelere karşı da bir otorite olma iddiası taşır. Egemenlik bir iddia olduğu için, başkaları tarafından ne kadar tanınıyor, saygı gösteriyorlar, meşru görülüyor. Devletler karşılıklı olarak birbirlerini tanırlar. ÖRN: KKTC egemen bir devlet olduğunu iddia eder. Sadece Türkiye Cumhuriyeti onu tanıdı. Türkiye’nin kuvvetli bir ordusu olmasaydı KKTC’ni varlığı anında biterdi.

5-Devlet ne kadar güçlüyse, demokratik aygıtı da o kadar büyüktür ve dolayısıyla sınırlar arası işleriyle ilgili kararları uygulama yeteneği daha büyük olur.

6-Mülkiyet hakkı kapitalist sistemin en önemli konusudur. Biriktirilen sermaye elde tutuldukça sınırsız sermaye olur.

7-İşverenler, işçilerin devlet tarafından düzenlenen hakları ile yakından ilgilenirler. (Ücret düzeyleri, çalışma koşulları, güvenlik temaları, işe alma ve işten çıkarma biçimidir.)

8-Şirketler maliyetleri dışsallaştırırlar; zehirli madde maliyetleri, malzemelerin tükenme maliyetleri, nakliye maliyetleri. Atıklarla uğraşmanın en kolay yolu başka yerlere tahliyedir. Ekolojik çevrenin dönüşümüyle uğraşmanın en ucuz yolu da bunu görmezden gelmektir. Geriye kalan maliyet ise devlet vasıtasıyla vergi mükellefleri öder.

9-Fransız devriminden sonra halk artık yurttaşlar olarak tanımlandı.(TEBAA-YURTTAŞ) Yurttaş demek devleti temel karar alma süreçlere, diğer tüm yurttaşlarla eşit düzeyde katılma hakkıdır.(Onay verme hakkı).

SORU: Halk kimdir? Yabancılar, reşit olmayanlar, aklı olmayanlar, kadınlar, mülksüzler, suçlu olanlar, bunlar oy kullanır mı? Bu dışlananlar içerilmelerini sağlamaya çalışırken, içerilmiş olanlar ise yurttaşlık haklarının dar tutulması eğilimini gösterirler.

10-Bunun sonucu olarak üç grup düşünce oluştu:

-Muhafazakârlar: Halk egemenliğini reddedenler

-Liberaller: Bir kısım seçili insanların oy kullanma hakkı var.

-Radikaller: Sistem karşıtı olanlar.

11-Güçlü devlet nasıl anlaşır? Diktatörce davranışlar genelde gücün zayıfladığının işaretidir. Ancak fiilen uygulanabilecek yasal kararlar alma yeteneği, devletin gücüdür.

Vergilerin yüzdesi: Güçlü devletlerin toplayabildikleri (%80) ile zayıf devletleri topladıkları (%20) arasındaki fark büyüktür.

12-Devlet güçsüzleştikçe, servet azalır. Makamlar ve görevler bürokrasi görevini yerine getirmez. Şaibeli seçimler yapılır. İktidar kanunsuz bir biçimde el değiştirir. Sonuç olarak ordunun siyasi rolü büyür.

13- Zayıflık yerel eşrafın ( toprak ağaları, savaşan gruplar) gücünü artırır. Devletin olmadığı bölgelerde bunlar kendi hâkimiyetini dayatma gücüne sahiptir.

14)- Bu tür ağalıklar, Kapitalizmin mafya ( mafyöz ) yanını meydana getirdi Mafyalar üretim sürecinden beslenen yağmacılardır. Mafyözler sermaye birikimi konusunda bir kez başarı sağladığında, paralarını aklamak, kendileri yasal girişimciler haline getirmek için uğraşır.

15- Devletler kendi kontrolünü artırıp, mafyaların gücünü kırmak için nüfuslarını “ ulus” haline dönüştürür. Hayali olan bu “ulus” kavramı, devletler tarafından inşa edilir. “Ulus-devlet” kavramı, etkin devletlerin meylettiği bir asimptat gibidir (Sonu olmayan hedef). Bazı devletler bunu yapmadıklarını iddia ederler, ama bu tür devletler bile bir birleşik devlet kimliği yaratmaya çalışırlar.(Sovyetler Birliği)

16- Ulusçu temaların devlet liderleri tarafından aleni kullanımı, devletin zaten güçlü olduğunun kanıtı olarak değil, devleti güçlendirmeye yönelik bir çaba olarak analiz edilmesidir. Ulusçuluk yaratmada devletler iç araçları kullanır: Devlet okulları, askerlik hizmeti, kamuya açık törenler.

17-  Tüm devletler egemen olduğunu iddia ederler, ancak güçlü devletler zayıf devletlerin iç işlerine çok daha kolay müdahale ederler. Dil konusunda, eğitim politikasında medyanın işleyişi, gibi konularda baskı yaparlar. Liderlerini satın alarak ya da etkileyerek yönetimi kontrol ederler. Bunun karşısında zayıf devletlerde güçlü devletlerden devlet düzeyinde koruma satın alırlar.

18- En zayıf ülkeler güçlü ülkeler tarafından sömürge haline getirildi. Sömüren güçler kendi otoritelerini pekiştirmek için yerel halka değil kendi gönderdiği kişilere görevler verdi; yerel halkın kültürel olarak aşağı olması, ırkçı söylemler buna delil olarak gösterildi, sömürge yönetimi uygarlaştırıcı role sahiptir. Bu şekilde kendilerini meşrulaştırdılar.

19- Dünya imparatorluğu kurmak için tarihte birçok deneme yapıldı. 16. yy da Charles 19. yy da Napolion, 20.yy da Hitler. Bunlar hedefe ulaşmasa da Hegemonya kurmayı başardı. ( Hegemonya, oyunun kurallarını belirleyen güç)

17. yy da Birleşik eyaletler, 19. yy da Birleşik krallık, 20. yy da Birleşik devletler.

20- Sınırsız sermaye birikimine uygun olmayan dünya imparatorluğu kapitalizmin işine gelmez. Ne zaman bir dünya imparatorluğu kurulmaya niyet edilse, nihayetinde karşılarında kapitalist firmaları bulurlar.

 

HAZIRLAYAN: MURAT ÇİNİCİ

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

 


AddThis
 

Yorum ekle