Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün313
mod_vvisit_counterDün437
mod_vvisit_counterBu hafta2696
mod_vvisit_counterBu ay11095
mod_vvisit_counterHepsi550244

Müstağniliğin Panzehiri Tevhid-VI

İnsanın yaratılış gayesi ibadettir. Kimin daha güzel eylemde bulunacağının Allah tarafından görülmesi için hayatın ve ölümün yaratılmışolması, insanın ibadet eksenli bir hayat yaşaması gerektiğini tazammun eder.(Mülk-2)İbadet ise yalnızca ritüellerden ibaret bir mahiyet arz etmez.Bilakis peygamberimiz(s.a.v)’in ifadesiyle yolda insanlara zarar veren bir taşın kaldırılmasından, Müslüman kardeşine tebessüm etmeye,kişinin ailesine karşı müşfikliğinden sahih bilginin peşinden koşturmaya kadar hayatın her veçhesini kuşatan bir bilinçlilik halinin göstergesidir.Bugün ibadet denildiğinde sadece mabetlere özgü bir ritüeller silsilesinin anlaşılıyor olması aslında Müslümanlar olarak ne kadar Kur’an’ın uzağında yaşadığımızın da göstergesidir.Mabetlerin gerçek hayattan arındırılmış mekanlar haline getirilmesi,dünya kelamının konuşulmasının dahi kabul edil(e)memesi,ataerkil kültürün etkisiyle kadın ve çocukların mabetlerden uzaklaştırılması ve ulus-devletin kutsallarının tebcil edildiği yerler olarak mabetlerin konumlandırılması nasıl bir krizle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.Rasul (s.a.v)’ün Medine’ye hicretle birlikte hemen mescit inşa etmesi ve mücadelesini bu mescit ekseninde yürütmesi gösteriyor ki Müslümanlar hayatı mabet/mescid/cami ekseninde inşa edemedikçe necat bulamayacaklar.Çünkü mabet/mescit/cami,toplum kavramına karşıcemaat olmayı,birey kavramına karşı kul olmayı,seküler paradigmaya karşı da muvahhit olmayı icbar eder.

İzutsu'ya göre,insanın Allah’la olan ilişkisi yukarıdan aşağıya vahiy aşağıdan yukarıya ise dua yoluyladır.Vahiy Allah tarafından belli bir tarih kesitinde belli bir mekana ve belli bir sürede peyderpey indirilmiş,üzerinde şek ve şüphe bulunmayan mutlak bir bilgi/eylem kaynağıdır. Kendisine tabi olanı karanlıklardan(zulumat) aydınlığa(nura) çıkarır.Yani sırat-ımustakim üzere kılar. Dua ise insanın hayatının her aşamasında ilahi yardıma muhtaç ve ilahi murakabe altında olduğunun bir nişanesi olarak acizliğin Allaha izhar edilmesidir.Allah’ın dua edenin duasına icabet edeceğini buyurması(Bakara-186) aslında Aristocu atıl tanrıfikrinin ne kadar kof olduğunun da bir göstergesidir.Allah kullarını sürekli olarak murakabe altında tuttuğundan kendisine ilticada bulunan kuluna bağış ve ikramını,keyfiyetini ancak kendisinin bildiği bir şekilde,yapar.Bu durum rasul(s.a.v)’ün ihsan tanımında-yani Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmek.Nitekim sen onu göremiyorsan da o seni görür-belirginlik kazanmaktadır.

 

Vahyin belli bir tarih-zaman kesitinde belli bir mekanda belli bir topluluğa gelmiş olması onun aşkınlığının önüne geçmez. O,yarattığını en iyi bilen tarafından indirildiği için her zaman ve zeminde muhatabını irşat edicidir.Kelam-ı ilahi zaman ve mekan değiştiği için değişen konuları ele aldığı için değil,zaman ve mekanın değişmesiyle değişmeyen konuları ele aldığı için aşkındır;yani zaman ve mekanı aşkın konular yoksa,zaman ve mekanı aşkın hükümler de yoktur.(Cündioğlu,2005:85)İlahi Kelamın dilinin geldiği topluluğun dili olması,hitabının ve ikna şeklinin o toplumun algısına uygun olması da onun aşkınlığına halel getirmez.Allah zaman ve mekandan münezzeh olduğundan ilahi kelamda zaman ve mekana bağımlı/mahkum değildir.Ele aldığı konular dikkatli bir şekilde tahlil edildiğinde görülecektir ki Kur’an, insanlık tarihi devam ettiği müddetçe ‘’mesele’’olarak gündeme gelebilecek tüm hususlarla ilgili en sahih kaynaktır.Hayatın bizzat içinde ve peyderpey nazil olması aziz kitabımızın soyut,afaki,hamasi,teorik gibi yaftalamalardan da uzak olduğunu,hayatın içinde yaşanan hadiselerle birebir bağlantılı olarak bir terbiye metodu izlediğini göstermektedir.

 

Kur’an meseleleri ele alış tarzıtamamen kendine özgüdür.İlahi kitabın kavramsallaştırmaları ve değerlendirmeleri modern bilimsel yöntemlerle açıklanamaz.Kur’anın tarihi bir meseleyi ele alıyor oluşu tarih biliminin metodolojisi çerçevesinde değerlendirilemeyeceği gibi evren ve insan tanımı da fizik,psikoloji,kozmoloji gibi bilim dallarının argümanlarından ziyade kendi hakikat telakkisinin bağlamına uygunluk arz etmektedir.Bu nedenle Kur’anın bir tarih,felsefe,psikoloji kitabı olarak değerlendirmek veya ondan bilimsel sonuçlar istinbat etmeye kalkışmak doğru bir yaklaşım olmayacaktır.(Mevdudi,2009:22)Bilimde ki sınırlılık ve değişebilirlik olgularının,aşkınlık hususiyeti bariz olan bir kelamın anlaşılmasında yeterli olamayacağı göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur.Bilimin bugün doğru dediğini yarın yanlışlaması mümkün ve muhtemelken,aziz kitabımızın bugün doğru dediğini yarın yanlışlaması mümkün değildir.Onu anlamak isteyen her kim olursa olsun evvela önyargılarından arınmak mecburiyetindedir.Var olan düşüncesini meşrulaştırmak ya da zaten kanıksadığı bir hayatı onaylatmak amacıyla Kur’ana yaklaşmak vahyin özne oluşunu kabul etmemek anlamına geleceğinden sorunludur.

 

Unutmamak gerekir ki vahyin muhatabı insandır.Allah yarattığı bu mükerrem varlığı muhatap almak suretiyle onun varoluş sancısını giderecek bir reçete sunarak,gerek hemcinsleriyle olan münasebetlerini nasıl düzenleyeceğini gerekse de yaşadığı dünyayı mamur etme sorumluluğunu nasıl yerine getireceğini ona öğretmiştir.Vahyin ilke ve prensipleri hayattan kopuk değil bilakis hayata tatbik edilebilecek yani pratiği olan ilke ve prensiplerdir.Bu yaşanabilirliği sayesinde aziz İslam,çölün verimsiz topraklarında yaşayan bedevi bir toplumu insanlık ailesinin en müstesna şahsiyetleri haline getirmiş ve bir benzeri daha olmayan bir hızla,adeta bir tusunami dalgası gibi,etrafını etkisi altına alarak çağının en kudretli medeniyetlerini dize getirmek suretiyle küresel/evrensel bir din olmuştur.Tevhit mefkuresinin bayraktarlığını yapmanın verdiği özgüvenle İslam ordusu neferi İran Kisra’sı karşısında ‘’sizi kula kulluktan Allah’a kulluğa çağırıyoruz’’ diyebilecek bir celadet ve şecaat abidesi haline gelmiştir.Azizİslam,Froud’un diyalektiğindeki öfke/gazap/şiddet duygusunu,Allah’ın muradına uygun bir ceht şuuruyla harmanlayarak,aklın otonomlaşması durumunda insanıden’ileştiren sufli duyguların dahi İslam’a ram olduğunda nasıl hayır hasıl ettiğinin en güzel örnekliğini vermiştir.

 

 

 

Kamil ERGENÇ

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis
 

Yorum ekle