Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün525
mod_vvisit_counterDün477
mod_vvisit_counterBu hafta2765
mod_vvisit_counterBu ay10357
mod_vvisit_counterHepsi582240

Homo Economicus Siyaseti

Seçimler yaklaştıkça şiddetini arttıran propaganda faaliyetlerinin merkeze aldığı konuların başında ekonomi geliyor.İstemeyerekte olsa maruz kaldığımız bu ‘’propaganda şiddeti’’nden umut ederiz ki bizden sonraki kuşaklar kendilerini kurtarabilsinler.Adına demokrasi denilen çirkinlikler harmonisi,oldukça soylu bir iştigal alanı olan ve yalnızca ehli tarafından yapılması gereken siyaseti,aleladeleştirerek/vulgarize ederek değersizleştirdi/bayağılaştırdı.Akıl sağlığımızı muhafaza ederek seçimleri atlatabilirsek eğer kendimizi bahtiyar saymalıyız.Çünkü bütün bir propaganda süreci ya aklımızla dalga geçiyor,ya da aklımızı iğdiş etmeye çalışıyor.Neredeyse bütün partiler ağız birliği etmişçesine ekonomik argümanlar üzerinden oylarımızı kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlar.Onlara göre insan,ekonomik olarak rahatladığında bütün diğer sorunlarını da çözmüş olarak hayatına devam edebilir.Ekonomi, adeta hayatın merkezi kavramlarından biri ve o olmadan varoluşsal sorunlarımızı çözmek mümkün değil.Bu münasebetle televizyon ekranlarında arz-ı endam eden ‘’uzmanlarımız’’ da partilerin ekonomik vaatlerini rasyonel veya irrasyonel olarak değerlendirmek suretiyle bizlerin zihinlerinin berraklaşmasına(!) yardımcı oluyorlar.

Çerçevesi belirlenmiş tartışmaların nesnesi olmaktan kendimizi kurtaramıyoruz.Ne kur hesaplarında meydana gelen dalgalanmaları ne de cari açık gibi olguları tam olarak bilemediğimizden çok kıymetli(!) uzmanlarımızın ağızlarının içine bakarak onların bizim için uygun gördükleri ‘’bakış açısını’’ kendi kanaatimiz haline getiriyoruz.Aslında bir bakıma düşündüğümüzü zannetme yanılsamasıyla yaklaşan seçimlerle ilgili tahminler yürütüyor,kurtuluş reçeteleri hazırlıyoruz.Kahvehanelerde ‘’al papazı ver kızı’’ yapanlar bir yandan da bu uzmanların serdettikleri fikirleri paylaşarak memleketin nasıl kurtulacağı üzerine fikir(!) yürütüyorlar.Futbolu ve eğlenceyi mukaddesatları arasında baş sıraya koyanlar,ülkenin nasıl felaha kavuşacağına dair uzmanlardan aparma formüller paylaşıyorlar.Şimdiye kadar genellikle laik-anti laik,mürteci-ilerici,cumhuriyetçi-ikinci cumhuriyetçi kamplaşmaları çerçevesinde gittiğimiz seçimler hatırlandığında, ekonominin merkeze alındığı bu seçimleri bir seviye atlama olarak adlandırmak bazılarınca mümkün olabilir.Ancak çerçevesinin nasılsa bizim dışımızda belirlendiği konuların değişmesi,meselenin bam teline dokunmayı mümkün kılmıyor.

 

Siyaset yapıcılar tarafından ekonomik argümanların hiç olmadığı kadar gündemlerimizi işgal etmesi toplum olarak kapitalizmi içselleştirmeye başladığımızın bir işareti sayılabilir mi? İnsanı ekonomik bir varlık olarak tanımlayan,ondaki sahip olma ve tüketme hırsının serbest kalması durumunda meydana gelecek rekabetten refahın/bolluğun doğacağını iddia eden Adem Scmitci anlayışın Avrupa da yaşadığı tecrübenin aynen bizlere de aktarılması sürecine şahitlik mi ediyoruz?Hobbes’tan mülhem ‘’İnsanı insanın kurdu’’ olarak gören bu anlayışa göre her bir insan tekinin nefsinin kışkırtılması ve bu münasebetle hem tüketim hem de üretimde bir yarışın meydana gelmesinin sağlanması gerekmektedir.Nitekim kapitalizm de gerek yeni tüketim alışkanlıkları oluşturmak,gerekse moda aracılığıyla,her yeniyi bir sonraki günün eskisi haline getirmek suretiyle insanda sürekli bir tüketim alışkanlığı oluşturarak çarkını döndürmeye çalışmaktadır.’’Homo economicus’’/ekonomi insanı olarak adlandırılabilecek bu süreç,eşrefi mahlukat olan insanı kışkırtılmış nefsinin kölesi haline getirerek esfeli safiline itmektedir.Bunu yaparken de kullandığı manipülasyon unsurları aracılığıyla insanı yücelttiğini iddia etmektedir.Tüketimi bir asalet nişanesi olarak takdim eden kapitalizm,tamahkarlığı muteber bir haslet haline getirmektedir.İcat edilen popüler kültür vasıtasıyla insana ‘’ait olacağı’’ bir dünya sunulmakta ve nihayetinde yapay mutluluklar ile insanın varoluşsal sorunlarının çözüleceği yanılgısı oluşturulmaktadır.Tüketimin kışkırtılması ve tüketim ihtiyaçlarında meydana gelen sürekli değişim, insanı benliğinde taşıdığı ait olma/beğenilme ve sahip olma duygularının sonuna kadar istismar edilmesinin önünü açarak düşüncesizleştirme sürecinin belirginleşmesini sağlamaktadır.İnsanın asla kendisiyle baş başa kalmaması üzerine kurulu bu sistemin devam edebilmesi için tüm insani yönlerimizin tüketilebilir,’’moda’’laştırılabilir hale getirilmesi gerekmektedir.Din dahi kapitalizmin çarkına hizmet ettiği müddetçe hiçbir zararı olmayan bir olgudur.Hatta din,kapitalizmin kabul edilebilir hale gelmesinin önemli bir unsuru olabilmektedir.Bundan dolayıdır ki mümin ve mümineliğin nişanesi olması gereken eylemlerimiz ‘’moda’’nın konusu olabilmektedir.

 

Tüketimin sadece mal/eşya/meta ile sınırlı kalmayıp insanında tüketimin nesnesi haline getirilmesi ise durumun vahametini göstermektedir.Mahlukatın en şereflisi olan insan,kapitalist/neo-liberal telakkide bir reklam malzemesi haline getirilebilmekte ve hem yeni ihtiyaçların oluşturulması hem de tüketimin kışkırtılması sürecinde hemcinsine karşı kullanılmaktadır.İnsanın reklam malzemesi olarak kullanılması karşısında çığlık atmak ve insanı içine düştüğü bu şahsiyetsizleştirme buhranından kurtarmak için kavga vermek,evvela ilahi olana ram olduğunu iddia eden bizler için elzemdir.Bir insana nasıl bu kadar hakaret edilebilir?Siyasetin bu gibi konulara kafa yorması gerekirken,zaten insanı kişiliksizleştiren bu sistemi daha da pekiştirecek ,onun gücüne güç katacak/semirtecek retoriklerle meydanlara çıkması kabul edilebilir değildir.Siyaset gibi oldukça soylu bir iştigal alanı,kapitalizmin ‘’tüketimin asaleti’’anlayışına teslim olmamalı ve bu anlayışı yerle bir edecek adımları atma cesaretini gösterebilmelidir.Terbiye etme çabası üzerine kurulu yönüyle siyaset, maruf olanı egemen kılma,fahşa ve münkeri yenilgiye uğratma azmiyle hareket etmelidir.Siyaset,insanı ekonomik bir  varlık olarak değil,yeryüzünün en mükerrem varlığı olarak tanı(mla)mak ve bu varlığın adalet,ihsan,izzet ve vakar çerçevesinde kemalat makamına yücelişini temin edecek ilke ve prensipler ihdas etmek suretiyle ceht etmek mecburiyetindedir.Ne hazindir ki bugün yönetim erkine talip olan bazıları,sadece ekonomik argümanlarla insanı değersizleştirmiyor aynı zamanda sapkınlıkları tescilli kimi grup/fırka/hizip yapılanmalarını özgürlük ve eşitlik adı altında siyaset yapma imkanına kavuşturmaya çalışıyor.Allah’ın hudutlarını  çiğneyen,selim fıtratı tağyir eden,fuhşiyatı ve münkeratı teşhir etmekte beis görmeyen,aziz kitabımızın beyanıyla Allahın gazabını celbeden tuğyan suçunu işleyen ve bu nedenle helak edilen,mükerrem olan insanı nefsi emmaresinin elinde oyuncağa çevirmeye çalışan zihniyetin, siyaset gibi soylu bir alana dahil edilmek istenmesi oldukça çirkin bir durumdur.

 

Kadim geleneğimizle temas kurduğumuzda devlet ve siyaset kurumunun beş temel vazifesi olduğunu görürüz. Bunlar;mal,can,akıl,ırz ve din emniyetini sağlamaktır.Şayet bunlardan biri veya bir kaçı ifsat olursa orada toplumsal bütünlük zedelenmeye başlamış ve kokuşmuşluğun önü açılmış demektir.Üzülerek müşahede ediyoruz ki bugün siyaset alanını işgal eden bazıları bu saydığımız temel ilkeleri bir bütün olarak değil,kimi parçalarını önceleyip diğerlerini saf dışı ederek adım atmaya çalışmaktadır.İnsanların sadece mal ve can emniyetini sağlamak yetmez.Aynı zamanda ve belki daha da önemlisi akıl emniyetinin sağlanması da gerekir.Zira akıl emniyeti tehlike altında olan biri, ne malı üzerinde adil bir tasarrufta bulunabilir,ne ırzını namahremden koruyabilir ne de dininin kendisinden beklediklerini kamilen yerine getirebilir.Akıl nimeti,ancak doğru kullanıldığında insanı yücelten ve ondan faziletli davranışlar sadır olmasını sağlayan bir melekedir.Aklını doğru kullanamayan/aklı iğdiş edilmiş insanlardan doğru ve faziletli davranışlar beklemek mümkün değildir.Dolayısıyla siyaset kurumu evvela muhatap olduğu insanların akıl emniyetini sağlayacak önlemler almak mecburiyetindedir.Yalnızca ekonomiyi merkeze alan gündemler insanı değersizleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.Akıl emniyetinin sağlanamadığı bir yerde insanların ekonomik olarak refahları üst düzeyde de olsa sonuç ifsat olacaktır.Çünkü doğru düşünemeyen bir insanın refahı eline geçirmesi durumunda ortaya koyacağı davranışlar fahşa ve münkerin egemenliği olabilir.Aziz kitabımız, ‘’mele’’ ve ‘’mütref’’ kavramlarını refahtan şımaranlar için kullanır ki,bunlar tüm peygamberlerin en azılı düşmanlarıdırlar.Bu nedenledir ki siyaset,evvela insanların akıllarını doğru işletebilecekleri zeminin temin edilmesini sağlamalıdır.Hassaten genç kuşakların enformasyon tazyiki altında nasıl bir zihinsel iğfal hali yaşadıkları,bu gençlerin öfke ve heyecanlarının nasıl manipüle edildiği,gençlik enerjilerinin beyhude çabalar içerisinde nasıl yönlendirildiği ortadayken,siyaseti ekonomik argümanlar üzerine konumlandırmak kabul edilebilir değildir.Mümin bir kişi bilir ki,namaz her ne için kılınıyorsa siyasette onun için yapılır.Müminin hayatında tevhidi bütünlük esastır.Dinin ve siyasetin birbirinden ayrılması gerektiğini iddia edenler ne dini ne de siyaseti bilmemektedirler.Siyaset ancak ve ancak vahiyden beslenirse adil olabilir.Aksi taktirde zulüm tecelli eder.

 

Şanlı peygamberimiz ‘’hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz’’ buyurarak aile babasından başlamak suretiyle en üst düzeydeki yöneticilere kadar herkesin maiyeti altındakilere karşı sorumluluk sahibi olduğunu beyan eder.Nasıl ki baba,ailesinin sadece karnını doyurmakla babalık görevini yapmış olmaz,onların müslümanca yaşama ve düşünme yönünden de terbiye edilmesini temin etmek zorundaysa,yöneticilik makamında olanlar veya olmaya aday olanlarda maiyetleri altındaki insanları adeta ailesi/evladı gibi görerek onların mümince bir hayat sürmelerini temin edecek tedbirler almakla mükelleftir.Yönetici olan veya olmaya aday olanlar halkı sadece mide ve uçkurdan ibaret yığınlar olarak telakki edip içeriği belirsiz özgürlük ve eşitlik jargonlarıyla fahşayı ve münkeri egemen kılacak adımlar atmamalıdırlar.Yemek için yaşamakla,yaşamak için yemek arasında dağlar kadar fark vardır.Tıpkı yemeği ağza götürmekle ağzı yemeğe götürmek arasında olduğu gibi.Ekonomik argümanlar üzerinden süre giden tartışmalar,insanı yemek için yaşayan bir mahluk olarak telakki etmenin tezahürleri olmaktadır.Yöneticilerin ve yönetici adaylarının ekranlara her çıktıklarında kişi başına düşen milli gelirin arttırılması ya da ikramiyelerin çoğaltılması bağlamında bizleri ayartmaya çalışması kabul edilebilir değildir.Bizler siyaset sahnesinde yer alanlardan marufu nasıl egemen kılacaklarının,fıskı ve fücuru,nifakı ve şikakı,tuğyanı ve ifsadı nasıl mağlup edeceklerinin formüllerini de duymak isteriz.Akıl emniyetinin ortadan kalktığı,insanların sağlıklı düşünme yeteneklerini kaybettiği ve bu nedenle müstağnileştiği bir vasatta,kendisini Müslüman olarak adlandıran siyasetçilerin aziz İslam’ın yaşanılabilir kılınması noktasında nasıl inisiyatif alacaklarını da bilmek isteriz.Bu söylediklerimin ham bir hayal olduğunu düşünenler olabilir.Laik/seküler bir paradigma üzerine kurulu devlet yapısıyla Türkiye de böyle bir siyaset yapmanın mümkün olmadığı düşünülebilir.Ancak gerçek anlamda bir siyasetin bu söylediklerimize bigane kalmaması gerektiğini,hatta asli vazifesinin bu söylediklerimiz olduğunu da bilmemiz gerekir.’’Nasılsanız öyle idare edilirsiniz’’ kavli gereği şayet bizler adalet,vakar,izzet ve kıst temelinde bir siyasetin arzulayıcıları olursak karşımızdakilerin buna bigane kalmaları mümkün olmaz.Ancak şuanda da yaşadığımız üzere ekonomi bağlamına hapsedilmiş bir hayat algısına sahipsek,siyasetçilerin gündemi de ekonomi olacaktır.Her akşam ekranlara çıkarak ekonomik iyileşme bağlamında bizleri ayartmaya çalışanların iğfallerine aldırış etmeden gerçek anlamda bir siyasetin arzulayıcıları olabiliriz.Böyle yaparak,Allahın mükerrem olarak yarattığı insanın onurunu da kurtarmış olacağız.Vesselam…

 

Kamil ERGENÇ

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis
 

Yorum ekle