okumali

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün182
mod_vvisit_counterDün378
mod_vvisit_counterBu hafta1396
mod_vvisit_counterBu ay10919
mod_vvisit_counterHepsi1408362

Piramitler Ülkesinin Sıra Dışı "First Lady" si: Cihan Sedat

    

9 Temmuz 2021 de hayata gözlerini yuman Cihan Sedat, modern Mısır tarihinin en dikkat çeken simalarından biridir… Mısır’ın hem İngiliz sömürüsü altındaki hem de bağımsızlık sonrası dönemine yakından tanıklık etmiştir. Cemal Abdünnasır’dan sonra devlet başkanı olan Enver Sedat’ın eşi olması onu daha da ayrıcalıklı kılmaktadır. Çünkü yaklaşık 11 yıl (1970-1981 arası ) “first lady” olarak ülkesini temsil edecektir. Enver Sedat İsrail’in Ortadoğu’da meşruiyet kazanmasına fırsat veren 1979 tarihli Camp David anlaşmasının mimarıdır. Öyle ki bu anlaşma O’nun sonu olacaktır… Mısır için tarihi önemi olan 6 Ekim kutlamalarında kendi ordusundan bir grup subayın saldırısına uğrayacak ve hayatını kaybedecektir… Tarih 1981’dir… Suikast anında Cihan Sedat’ta eşinin biraz uzağında çocuklarıyla beraber gösterileri izlemektedir…

Cihan Hanım 1933’te İngiliz bir anneyle Mısır’lı bir babanın üçüncü çocuğu olarak Kahire’de dünyaya gözlerini açıyor. Babası Safvet Rauf İngiltere’de tıp tahsilini ikmal ederken,müzik öğretmeni olan annesi Glady Charles Cotrel ile tanışıyor. Aileden hiç kimse bir yabancıyla evlenmediği için Safvet Bey’in babası bu evliliğe sıcak bakmıyor. Ancak “aşk”, geleneği mağlup ediyor. Düğün Liverpol’da yapılıyor ve aile üç yıl sonra, kucaklarında ilk çocuklarıyla beraber, Mısır’a geliyor…(1) O yıllarda Mısır İngiliz sömürüsünde… Binlerce İngiliz askeri, hükümeti koruma bahanesiyle Mısır’da bulunuyor. Ülke ekonomisi İngiliz-Fransız şirketlerinin ellerinde… Kavalalı Hanedanı’ndan Kral Faruk idaresi kendi istikbali için ülke çıkarlarını İngiltere’ye peşkeş çekmiş. 1869’da tamamlanan Süveyş Kanalı’ndaki Mısır hisseleri bile borçlara karşılık olarak İngilizlere verilmiş. Ülke fiili olarak Kraliyet Temsilcisi Lord Cromer’in kontrolünde.

Cihan Hanım ilk öğrenimini, kız kardeşiyle birlikte,Kıpti Misyonerlik Okulu’nda alıyor. Çocuklarını bu okula gönderen başka Müslüman aileler de var. Okulda haftada birkaç kez İncil’den bölümler okunuyor.(2) Kavalalı Hanedanı döneminde yüzünü Avrupa’ya çeviren Mısır’da Batı hayranlığı had safhada… Öyle ki yüzlerce Müslüman öğrenci bu okullarda tahsil görüyor. 1863’te ülkede yabancıların kurmuş olduğu 59 İslam dışı okul var. 1863-1879 yılları arasında bunlara 129 yeni okul daha ekleniyor. 1878 istatistiklerine göre bu okullarda 12.539 öğrenci vardı ve bunların 1139’u Müslüman çocuklardı. (3) Aynı yıllarda İstanbul ve Anadolu’da da durum farklı değil… Tanzimat’tan itibaren Osmanlı sınırları içerisinde Amerikan misyon okullarının sayısı artmaktadır. Özellikle Rum ve Ermeni Hıristiyanları Protestanlaştırmak için açılan bu okullara Osmanlı zenginlerinin ve yüksek bürokrasisinin çocukları da gitmektedir. Amerikalı misyonerlerin ilk durak yeri olan Malta’daki matbaanın 1830’da İzmir’e taşınması ve burada üretilen ve basılan yazılı malzemelerin ülkenin her yerine ulaştırılması misyonerlik çalışmalarının sistemli yürü(tül)düğüne delalet eder. 1863’de İstanbul’da Robert Koleji, 1887’de İzmir Amerikan Koleji,1890 Üsküdar Amerikan Kız Koleji ve bunların dışında Merzifon, Harput, Kayseri ve Tarsus’ta orta dereceli Amerikan okulları kurulmuştur.(4) Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nin ilk mezunları arasında Türk edebiyatının öncü kadın romancılarından Halide Edip’te vardır. Kara Kuvvetleri eski komutanlarından Org. Kemal Yamak( d.1924-ö.2009) hatıralarında çocukluğunun geçtiği Merzifon’da Amerikan Kız Koleji olduğundan bahseder.(5)

Öte yandan Mısır kırsalda yaşayan oldukça fakir ve eğitimsiz bir nüfusa da ev sahipliği yapıyor. O dönemde Mısır gelir dağılımı adaletinin en sorunlu olduğu ülkelerden biri. Bir yanda geniş arazilere malik olan oldukça zengin azınlık-ki bunların çoğu Fransızca konuşuyor- diğer yanda ise Mısır’ın belkemiği olarak adlandırılan ve karın tokluğuna çalıştırılan fellahlar(toprağı işleyen)… Devlet memurlarından oluşan küçük bir memur sınıfı da bu tabloya dahil edilebilir. Bunun yanında yabancı kolonilerden de bahsetmek gerekiyor. Mısır’ın Akdeniz’e olan yakınlığı onu hem Afrika hem de Ortadoğu’da ticari emelleri olan ülkeler(özellikle de İngiltere ve Fransa) için oldukça cazip kılıyor. Bu nedenle I.Dünya savaşından sonra 300.000 Yunanlı,100.000 İtalyan, 50.000 Yahudi Kahire ve İskenderiye’ye yerleşiyor. Ayrıca Kıbrıs, Malta ve Kuzey Afrika’dan da hatırı sayılır göç alıyor. II.Dünya Savaşı’ndan sonraysa İngiliz Kolonilerinden Hint,Avustralya ve Afrikalı binlerce insan da Mısır’a yerleşiyor. Böylece Kahire, merkezde Batılıların kırsalda ise fakir Mısırlıların yerleştiği bir şehir olarak öne çıkıyor. (6)

Cihan Sedat henüz onüç yaşındayken kendi deyimiyle “ Kur’an Arapçasının, insanı kendini aşmaya sevk eden, o zengin,ilahi müzikalitesinin farkındadır.” Kıpti Misyonerlik Okulu’ndayken Hıristiyan öğretmeninin yaptırdığı dua ritüellerine katılmayı reddeder ve bundan dolayı da ceza alır. İslam’a duyduğu ilgi ergenlik döneminde daha da artarak ateşli bir hal almaya başlar. Farz olan beş vakit namazın dışında nafilelerle de meşgul olur. Hadis okumaları yaparak hayatını buna göre tanzim etmeye çalışır. Ramazan ayı dışında da oruç tutmaya başlar… Tesettüre riayet hususunda çok titizdir… 1940’lı yılların Mısır’ında en etkili İslami Hareket olan Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) Hareketi’ne yardım amacıyla yakın çevresinden para toplar. Topladığı paraları haftada bir gizlice,Hasan El Benna’dan sonra İhvan Genel Mürşidi olan Hasan El Hudeybi’nin evine götürür. İhvan’ın çabalarına hayrandır Cihan Hanım. Onların din ve ahlak kuralları konusunda en yüksek ideallere sahip olduklarını düşünmektedir. Kahire’nin her yanında faal olduklarını, özellikle de sosyal yardım faaliyetleri alanında oldukça etkili olduklarını düşünmektedir… Bu hayranlık sonraları iflah olmaz bir düşmanlığa dönüşecektir…

Dini duyarlılığının yoğun olduğu ergenlik yıllarında yeni bir motivasyon kaynağıyla daha tanışır Cihan Hanım… Milliyetçilik… Annesinin İngiliz vatanseverliği ve Churchill hayranlığı Cihan Sedat’ta Mısırlılık bilincinin oluşmasına etki etmiştir. Artık dinde bulduğu bütünlüğün keyfini milliyetçilik tutkusuyla mezcetme zamanıdır. Henüz onüç yaşında bir kız olmasına rağmen o dönemin(1946) etkili ideolojik akımlarından biri olan milliyetçiliğe adeta bir militan edasıyla yaslanır. Teorik çerçevesi Mişel Eflak ve Selahattin Bitar tarafından Suriye’de çizilen “Baas”(düz anlamıyla “diriliş”)(7) , hem modern Mısır’ın hem de Mısır dışındaki Arap beldelerinin milliyetçi temayüllerinin motor gücüdür. Arap toplumlarının tam dönüşümünü hedefleyen devrimci bir perspektifi içkindir. İslam’ı Arap onurunun ve erdemlerinin inkişafı için kullanmaktan yanadır. Özgürlük, demokrasi ve sosyalizm eksenli reformlar önerir. Mısır’ın İngiliz sömürüsünden kurtaran Hür Subaylar hareketinin ilham kaynağı da baas ideolojisidir.

II.Dünya savaşı sona ermesine ve İngilizler bu savaştan galip ayrılmasına rağmen Mısır’ı terk etmeyince,halkın birikmiş öfkesi kendini dışa vurmakta gecikmeyecektir. İhvan’ın İngiliz sömürgeciliğine karşı mücadelesine şimdi baasçı/milliyetçi radikalizm de eklenmiştir ve İngilizlerin Mısır’da kalmaları her geçen gün zorlaşmaktadır. İşbirlikçi ve yozlaşmış Kral Faruk idaresi her ne kadar arayı bulmaya çalışsa da cin şişeden çıkmıştır. Faruk’un Kavalalı Hanedanı’ndan bir Arnavut olması, Arapça yerine Fransızca konuşmayı tercih etmesi milliyetçileri daha da öfkelendirmektedir. “Mısır Mısırlılarındır” sloganı etrafında artan kümelenmeler Cihan Hanım’ı da cezp edecektir. Öyle ki O artık ideolojik istinatgahını bulmuştur. Ömrünün sonuna kadar da bu yolda ilerleyecektir… Modern paradigmanın Batı dışı toplumlara kolaylıkla nüfuz etmesini sağlayan en etkili ideoloji hiç şüphesiz ki milliyetçilik olmuştur. Anti-emperyalist(miş) gibi görünen milliyetçilik, Mısır-Türkiye-İran ve Afganistan gibi halkı Müslüman beldelerde Protestan burjuva kültür kodlarına uygun bir sosyolojinin inşasında hayati rol oynayacaktır.

Cihan Hanım İngilizlerin Mısır’daki varlığının tamamen pragmatik gerekçelere dayandığının farkındadır. Ona göre İngilizler Mısır’a sadece askeri ve iktisadi emellerine hizmet edecek yatırımları yapmışlardır. Kahire’den Port Said ve Süveyş’e giden yollar, havaalanları, İskenderiye limanının daha işlevsel kılınması v.b gibi…(8) Ancak kırsalda durum fecidir. Çocuk ölüm oranları oldukça fazladır ve okur-yazar oranı çok düşüktür. Temiz su kaynaklarına ulaşım imkanları taşradaki halk için oldukça sınırlıdır. Bu yüzden mikrobik hastalıklar sürekli artmaktadır. Fellahlar karın tokluğuna çalıştırılmakta, İngilizlerle arası iyi olan bürokratlar ve arazi sahipleri hariç halk sefalet içinde yaşamaktadır. Bu durum İhvan’a olan teveccühü daha da arttırmaktadır.1940’lı yıllarda İhvan mensuplarının sayısı beş yüz binleri bulmuştur… Kral Faruk yönetimi hareketi lağvetmek ister fakat başaramaz…

Artan huzursuzluk, 1948’de İngiltere nezaretinde İsrail’in kurulmasıyla had safhaya çıkar... Hitler’in Yahudi karşıtı tutumu, II.Dünya savaşı sırasında Arapların Almanlara destek vermesini sağlamıştı. Şimdi ise İngiltere adeta Araplardan bu tutumlarının intikamını almakta ve Filistin’in işgalini resmileştirmekteydi. İsrail’in kurulmasıyla birlikte İngilizler Filistin’den ayrılır… Akabinde Mısır-Suriye ve Ürdün İsrail’e savaş ilan eder… Bu savaşta İhvan Hareketi de gönüllülerden oluşan bir birlik kurarak Filistin’e gönderir… Cihan Hanım İhvan’ın bu tutumuna olan hayranlığını gizleyemez. Onları fedai olarak niteler. Mısır ve müttefikleri iki ay sonra İsrail’e mağlup olur. Ancak İhvan pes etmez… Fedailerini Filistin’e göndermeye devam eder. Bu tavrından dolayı Mısır kamuoyundaki itibarı daha da artar… Bu savaş Mısır’ın İsrail’e ilk yenilgisidir fakat son olmayacaktır. Enver Sedat’ın başkanlığı döneminde (1973’deki) kısmi zafere kadar Mısır iki kez daha İsrail’e yenilecektir. Sedat’ın Camp David barış anlaşmasını imzalamasında bu yenilgilerin payı (muhtemelen) büyüktür…

Cihan Hanım henüz lise talebesiyken milliyetçi-vatansever eylemlerinden dolayı gazetelerde boy boy resimleri yayınlanan Enver Sedat’a hayrandır. Bu hayranlık daha sonra aşka evirilecektir. Halasının kocası tarafından tanıştırıldığı Enver Sedat’la evlendiğinde Cihan Hanım henüz 16 yaşındadır. Okulunu bile bitirmemiştir. İngiliz olan annesi, kızından 15 yaş büyük, boşanmış ve İngiltere düşmanı bir subaya kızını vermemekte diretmiş fakat “aşk”ın karşısında mağlup olmuştur.(9) Enver Sedat, Kral Faruk yönetiminin maliye bakanı Emin Osman’a yapılan suikastin failleri arasındadır. Emin Osman, İngiltere-Mısır ilişkilerini Katolik nikahına benzettiği ve Mısır’ın ekonomik sömürge olmasına kayıtsız kaldığı, hatta onayladığı için 1946’da öldürülmüştür… Onu öldürenlerin Yüzbaşı Enver Sedat tarafından eğitildiği iddia edilmektedir. Sedat bu sebepten tutuklanmış ve tam dava sona erecekken firar etmiştir. Dönemin milliyetçi Arap subaylarının çoğu gibi Enver de Alman yanlısıdır. Almanların İngiliz ve Yahudi karşıtlığı, Filistin ve Mısır’ın bağımsızlığını arzu eden Araplar için faydalı görünmektedir. Enver Sedat Mısır’ın İngiliz sömürüsünden kurtulması için Almanya’dan askeri destek talep etmeye hazırlanırken İngilizlerce tutuklanır ve 1942-44 arası hapis yatar. Serbest kaldığında ise orduyla ilişiği kesilmiştir.

Tipik bir köy çocuğudur Enver Sedat… Elektriği ve suyu olmayan bir köyde, 13 çocuklu kalabalık bir ailede büyümüştür. İlk eğitimini “küttab” adı verilen hafızlık okulunda almıştır. Ailesi o 7 yaşındayken Kahire’ye taşınmıştır. Şehirde geçim sıkıntısı çeken bu kalabalık aileye İhvan Hareketi yardım edecektir. 1936’da Mısır-İngiliz anlaşmasıyla ordunun genişletilmesi kararı alındığında Enver Sedat için subaylık yolu da açılmış olur. Mısır’ın en büyük işvereni olan ordu, fakir halk çocuklarının hayallerini süslemektedir. 1882’de Hidiv Tevfik’e karşı ayaklanan askeri öğrenciler yüzünden Mısır ordusu 1936’ya kadar sadece büyük toprak sahibi ailelerin ve üst sınıfa mensup bürokratların çocuklarını subay kadrosuna almaktadır.(10) Şimdi ise Enver Sedat’ın da dahil olduğu fakir halk tabakasından da asker alımı yapılmaktadır. Sedat 1936’da,henüz on sekiz yaşındayken, girdiği askeri okuldan 1938’de ikincilikle mezun olur. Onunla beraber mezun olanlar arasında on dört yıl sonra Hür Subaylar darbesini yaparak Kral Faruk idaresine son verecek olan Abdunnasır ve Devrimci Komuta Konseyi üyeleri olacak genç subaylar da vardır. Mısır’ın alt sınıflarına mensup bu subaylar ülkenin kaderini baasçı/milliyetçi idealler doğrultusunda değiştireceklerdir.

Milliyetçiler ile İhvan Hareketi Kral Faruk yönetiminin değişmesi ve İngilizlerin Mısır’ı terk etmesi konusunda mutabıktır. Bu mutabakat Mısır’ın bağımsızlığına giden yolun açılmasında etkili olacaktır.1952’de Cemal Abdünnasır öncülüğünde yapılan ve hem İngiliz sömürüsüne hem de Kavalalı Hanedanı’nın otoritesine son veren Hür Subaylar darbesi İhvan’ın desteği sayesinde başarıya ulaşmıştır. Enver Sedat kendi başkanlığı döneminde de bu gerçeği yakın çevresine itiraf edecektir. Ancak milliyetçilerin Sovyet etkisine girerek Arap-Sosyalizmini tercih etmesi ve Mısır toplumunu bu ideolojik perspektiften ilham alarak değiştirme arzusu İhvan ile yolların ayrılmasına sebep olacaktır. Benzer durumu biraz daha erken dönemde Türkiye müşahede edecektir. İstiklal Harbi’nin muharrik gücü İslamcılık olmasına ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mührü sayılan İstiklal Marşı bir İslamcı tarafından yazılmasına rağmen, yönetim erki Ziya Gökalp’in düşüncelerinden ilham alan seküler Türkçü kadroların eline geçecek ve İslamcılar tasfiye edilecektir. İstiklal şairimiz birinci mecliste olmasına rağmen ikinci meclise alınmayacak ve oldukça sıkıntılı bir hayat yaşamaya icbar edilecektir.

Mısır’ın bağımsızlık önderi sayılan Nasır’ın Arap Sosyalizminde karar kılması etkileri bugüne kadar uzanan bir sürecin şekillenmesinde tesirli olacaktır. İngiliz Sömürgeciliğine ve işbirlikçi Kral Faruk yönetimine karşı örgütlü mücadelenin öncülüğünü yapan Müslüman Kardeşler Hareketi için artık yeni bir süreç başlamıştır. Destek verdiği kadrolar Mısır’ı seküler sosyalist bir çizgiye çekmek istemektedir. İhvan’ın Nasır karşıtı muhalefeti Devrimci Komuta Konseyi tarafından şiddetle bastırılacaktır. Bizzat Nasır’ın emriyle binlerce İhvan üyesi tutuklanacak, işkence görecek ve katledilecektir. Bu süreçte Enver Sedat, Nasır’ın sağ koludur. Aralarında Seyyid Kutup’un da bulunduğu İhvan mensuplarının yargılandığı halk mahkemelerinde görevlidir. Seyyit Kutup Nasır’ın yakından tanıdığı ve hürmet ettiği önemli bir isimdir. Ancak eserleri yeni yönetimin huzurunu kaçırmıştır. Öyle ki Mısır’ın bağımsızlığına giden yolda en etkili ve örgütlü mücadeleyi veren İhvan Hareketi “yeni düşman” olarak kodlanmıştır.

Cihan Sedat için de İhvan Hareketi artık “radikal İslamcı” bir örgüttür. Hatta vatan hainleri olarak tavsif edilmektedir. Vaktiyle hayranlık duyduğu, yardım ettiği hareket şimdi “öteki”dir. İhvan mensupları için acı ve ızdırap dolu yıllar Nasır döneminde başlar. Esasında Kral Faruk devrinde önderleri Hasan El Benna suikaste uğramış ve hareket lağvedilmiştir. Ancak Faruk’un İngiliz yanlısı tutumu kamuoyu tarafından bilindiği için İhvan’ın çalışmalarında herhangi bir aksama olmamış bilakis daha da kuvvetlenmiştir. Ancak şimdi-tabiri caizse- kendi adamları tarafından saldırıya uğramakta, akıl almaz işkencelere maruz kalmaktadırlar. Zeynep Gazali’nin “zindan hatıraları” bu dönemdeki gaddarlığın özeti gibidir… Ağır cezaevi koşulları sonraları hareket içinden daha radikal grupların çıkmasına sebep olacaktır. Camp David anlaşmasını imzalayarak İsrail’e meşruiyet kazandırdığı gerekçesiyle Enver Sedat’a suikast düzenleyenler bu radikalleşme sürecinin sonucu olarak görülebilir. Cihan Sedat İhvan mensuplarının maruz kaldığı eziyetlerden haberdar olmasına rağmen sessizdir… 1970’de Nasır’ın başkanlığında toplanan Arap Birliği zirvesi öncesinde yapılan yemekli bir toplantıda kayınbiraderini tutuklayan Kaddafi’ye hak verecek ve “her devrim kendine karşı olanları bertaraf etmek zorundadır. Özellikle de devrimin ilk günlerinde” diyecektir.(11) Mademki Nasır’da bir devrimcidir. O zaman muhaliflerini bertaraf etmelidir…

Attığı milli adımlarla Nasır’ın, Arap dünyasındaki popülaritesi de sürekli artmaktadır. Özellikle Süveyş Kanalı’nı millileştirme adımı sadece Arapları değil Dünya’yı şok etmiştir. Önemli bir ticaret yolu olan Süveyş’in millileştirilmesine tepki gecikmemiş, kanaldan azami kar sağlayan İngiltere ve Fransa yanlarına İsrail’i de alarak Mısır’a saldırmış, günlerce Kahire, Port Sait ve İsmailiye’yi bombalamıştır. Bu durum Mısır’ın Batı Bloku’na karşı husumetini daha da arttırmış ve Sovyet nüfuz alanına girmesini hızlandırmıştır. Sosyalist idealler doğrultusunda atılan adımların en dikkat çekenlerinden biri de Feodalizmi Tasfiye Komitesi’nin kurulmasıdır. Başlangıçta gelir dağılımı adaletini sağlamak gibi oldukça masum bir niyetle kurulan bu komite mülkiyet hakkına tecavüzü meşrulaştırdığı ve ülkedeki tüm zenginlere düşman muamelesi yaptığı için Nasır ve ekibine karşı öfkenin artmasına yol açacaktır. Binlerce toprak sahibinin malına sorgusuz sualsiz el koyulmuş ve ülke “orta sınıf”ın öfke nöbetlerine, dahası Nasır karşıtı cephenin giderek güçlenmesine şahitlik etmeye başlamıştır. Bu durum Mısır’ın yatırım yapılamayacak kadar güvensiz ve hukukun egemen olmadığı bir ülke olduğu algısını besleyecek ve Nasır’ın iktidarının çatırdamasına zemin hazırlayacaktır. İhvan Mensuplarına reva görülen eziyetlerle zaten zor günler geçiren Nasır’ın karşısında şimdi de azgınlaşan İsrail saldırganlığını bertaraf etmek gibi zor bir sınav vardır…

Savaş zamanlarında kırgınlıklar unutulur ve ülkenin selameti için atılması gereken adımlar üzerinde yoğunlaşılır. Tarihe “6 gün Savaşı” olarak geçen 1967 Mısır-İsrail savaşı bu duruma örnektir. İsrail’in saldırganlığı karşısında neredeyse tüm Arap devletleri Nasır’ın etrafında kümelenecek, Ürdün ve Suriye doğrudan savaşa katılacaktır. Ancak sonuç hüsrandır. Arap orduları daha silahlarının başına geçemeden altı gün içinde mağlup edilecektir. Nasır için sonun başlangıcıdır bu mağlubiyet… Yenilginin bütün sorumluluğunu üstüne alarak istifa etmek ister ancak İngiliz sömürüsüne son veren, Balkan kökenli Kavalalı ailesini ülkeden kovan ve Süveyş’i millileştiren bu kahramanın gidişine halk razı değildir. Savaşın artçı sarsıntıları 1970’e kadar sürer. İsrail, Sina’dan Gazze’ye kadarki toprakları işgal ederek sınırlarını hayal bile edemeyecek kadar genişletmiştir. Nasır altı gün savaşının utancına fazla dayanamaz ve 1970’te henüz 52 yaşındayken hayata gözlerini yumar. Artık yeni başkan Nasır’ın sağ kolu Enver Sedat’tır… Cihan Hanım ise “first lady” dir… Modern Mısır tarihinin en etkili kadını olacaktır…

Cemal Abdünnasır’ın Arap Sosyalizmi idealinin Mısır’ı içe kapanmaya ve sefalete mahkum ettiğini düşünen Enver Sedat, İsrail’le barış yapmaksızın Mısır’ın ayağa kalkamayacağına inanıyordu. Sürekli savaş halinde olmanın ekonomik yıpranmaya ve yabancı sermayenin ülkeye gelişine engel olduğunu düşünüyordu. Mısır’a yatırımcı çekmenin yolunun da ABD’yle iyi ilişkiler kurmaktan geçtiğini zannediyordu. Amerika’nın İsrail, Sovyetlerin ise Mısır üzerinden yürüttüğü vekalet savaşlarının bölgeyi belirsizliğe ve istikrarsızlığa sevk ettiğine inanıyordu. Nihayetinde sadece Arapları değil bütün Müslüman beldeleri şok eden adımı attı. İsrail meclisi Knesset’i ziyaret etti ve barış isteğini İsrailli muhataplarına iletti. ABD’nin arabuluculuğunda 1979 ‘da Camp David anlaşmasını imzadı. Bu anlaşmayla İsrail Sina’dan çekiliyor ve fakat o güne kadar işgal ettiği yerlerde kalıcılığını tahkim ediyor ve en güçlü Arap Devleti nazarında meşruiyetini tescillemiş oluyordu. Ne baasçı/milliyetçi ne de İslamcı zaviyeden telifi mümkün olan bu anlaşma beklendiği gibi Ortadoğu’da şok etkisi yaptı. Mısır’ın Arap Birliği üyeliği askıya alındı. Birliğin merkezi Kahire’den Tunus’a taşındı. Çoğu Arap ülkesi Mısır’la diplomatik ilişkilerini kesti. Aralarında İhvan’ın da bulunduğu İslami Hareketler çok yoğun protesto gösterileri düzenledi. Anlaşmanın üzerinden iki yıl geçmişti ki, Enver Sedat suikaste uğradı ve hayatını kaybetti…

Cihan Hanım tüm kalbiyle barışı(!) destekliyordu. Başka çare olmadığını düşünüyor, yakında radikal İslamcıların da bu gerçeği anlayacağını umut ediyordu. Katıldığı uluslar arası kadın konferanslarından birinde Filistin Direniş liderlerinden Leyla Halid tarafından,Camp David anlaşmasını imzalayarak Filistin davasına ihanet ettikleri gerekçesiyle, protesto edilişini içine sindirememişti. O’nun ve ekibinin Mısır’ın Filistin için yaptıklarını görmezden gelen nankörler olduklarını düşünüyordu. Milliyetçilikleriyle maruf bu iki kadın birbirlerinden nefret ediyorlardı.

Cihan Sedat, altı gün savaşlarında cephededir. Yaralı askerleri tedavi etmekle meşguldür… Savaşın bütün acımasızlığına şahitlik etmiştir. Yaralı askerlere gösterdiği ilgiden dolayı “yiğitlerin anası” olarak adlandırılır. First Lady olmak Cihan Hanım’a oldukça geniş bir etki alanı da açmıştır. Savaş yıllarında kazandığı saha tecrübesini şimdi Mısırlı kadınların özgürlüğü için kullanmaya kararlıdır. Evlenirken yarım bıraktığı tahsilini ikmal eder ve edebiyat alanında doktora yapar. Birçok sosyal yardım projelerine öncülük eder. Özellikle radikal İslamcılara karşı oldukça soğuktur… Onların ataerkil-erkek egemen ve çağdışı söylemlerinin Mısır’a hayır getirmeyeceğini düşünmektedir. Kadına bakışlarının ziyadesiyle sorunlu olduğuna inanmaktadır. Vaktiyle çok titiz davrandığı tesettür konusunda daha liberal bir noktaya evirilmiştir Cihan Hanım. O artık sadece görünümüyle değil yaşam tarzı, düşünsel yönelimi ve idealleri itibariyle de Mısır’ın “ideal kadın” prototipidir.

Sosyoloji disiplini İslam Dünyası toplumlarının modernleşme tecrübelerinde kadının kamusal alandaki rolüne ilişkin adımları merkeze alır. Hatta Müslüman toplumların moderniteye intibak edip etmemeleri kadının sosyal statüsüne bakılarak ölçülür. 20.yüzyılın başından itibaren Mısır-Türkiye-İran-Afganistan gibi ülkelerde kadının sosyal statüsünü değiştirmek amacıyla lider eşleri üzerinden bir yönlendirme yapıldığına şahitlik ederiz. Mustafa Kemal’in eşi Latife Hanım,Emanullah Han’ın eşi Süreyya Hanım, Rıza Pehlevi’nin eşi Farah Diba ve nihayetinde Enver Sedat’ın eşi Cihan Hanım first lady olmalarının yanında Batı medeniyetine intibak etmeyi arzu eden ülkelerinin “ideal kadın” profilleri olarak ta öne çıkarlar. Öte yandan Benazir Butto ve Tansu Çiller gibi devlet başkanlığı da yapmış Müslüman kadınlar bu ülkelerin gelişmişlik seviyelerinin ve intibak arzularının tasdiki ve tescili bağlamında sembolik öneme sahiptir. Türkiye’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde en çok gündem yapılan hususun Hayrunnisa Hanım’ın tesettürü olması bu söylediklerimizi destekler mahiyettedir. Devlet erkinin başında bulunan zatın eşi modernitenin arzu ettiği kadın profiline uygun olmalıdır(!) Eğer değilse o devletin/ülkenin modern değerler sistemiyle barışık olmadığı varsayılır…İslami bir şiar olarak tesettür modern paradigmaya direnişin en önemli göstergesidir.

Bu bağlamda Cihan Sedat rolünü en iyi oynayan first lady olarak öne çıkar. Otuz kadar yardım kuruluşunun başında bulunmuştur. Bunların arasında Aile Planlama Örgütü, Mısırlı Kadınlar Bilim Derneği, Mısır Kızılay’ı ve Mısır Eski Eserleri Koruma Derneği de vardır.(12) 1972’de malul ve sakatlar için rehabilitasyon merkezi kurmuştur. Amacı altı gün savaşında yaralanan askerlere yardımcı olmaktır. Bu kapsamda İtalya, İngiltere, Fransa’dan bile bağış almıştır. Yetim çocuklar için SOS köyleri inşa etmiştir. Bu köylerde yetim çocukları bir arada ve başlarında bu iş için eğitilmiş “anneler”in gözetimi altında ülkelerine faydalı birer fert olarak yetiştirilmektedir…Nasır döneminde kadınlara tanınan oy hakkına ilaveten kamu ve özel sektörde kadınların daha fazla yer alması için de çaba göstermiştir Cihan Hanım... Bu adımları atarken Mısır’ın yakın tarihinden örnek aldığı kadın şahsiyetler vardır. Bunlardan biri Mısır’da ilk yüksek lisans tahsili yapan Prof.Süheyr el-Kalamavi dir. O’nun 1939‘da sınavın yapılacağı amfiye girmesini engellemeye çalışan erkek kalabalığını yararak amfiye giriş mücadelesine hayrandır.(13) İhtilalcilerin 1962’de ilan ettiği tüzükte “Kadınlar erkeklerle eşittir ve kadınlar kendi özgürlük hareketlerinin önüne çıkacak engelleri kendileri aşmaya çalışmalıdır.” İfadesi yer almaktadır. Cihan Sedat bunun önemli bir kazanım olduğunu ve fakat yeterli olmadığı kanaatindedir. Nasır döneminde devrimci fikirleri kırsal kesime ulaştırmak amacıyla kurulan eğitimli genç kızlardan müteşekkil “Kasaba Liderleri”yle görüşerek yeni adımlar atmaya başlar. Öncelikli hedefi doğum kontrolüdür. Nüfus arttıkça kadınların çalışma imkanlarının ve özgürlük alanlarının kısıtlandığına inanmaktadır Cihan Hanım. Benzerine birçok feminist teorisyende rastlayabileceğimiz bir fikirdir bu… Ancak eşini bu fikre ikna etmekte zorlanmaktadır. Enver Sedat “radikal İslamcılar”dan gelecek tepkileri düşünerek nüfus kontrolüne sıcak bakmamaktadır. Fakat Ezher de Cihan Hanım’dan yanadır. Doğum kontrolüne onay vermiştir. Öte yandan Mısır’a yatırımı teşvik amacıyla 1978’de Paris’te yapılan bir toplantıda Batı Avrupa Konsorsiyumu Mısır’ın nüfus artış hızını düşürmesi gerektiğini aksi halde yatırım yapamayacaklarını ifade etmiştir… Nihayetinde Enver Sedat nüfus planlamasına ikna olmuştur…

Cihan Sedat Mısır’ın kazanımlarından(!) diğer Arap ülkelerini de faydalandırmak için Afrikalı ve Arap Kadın parlamenterlerle Kahire merkezli toplantılar yapar… Bu toplantılarda İslam’ın kadın algısının liberal öğretiler doğrultusunda yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine dair beyanlarda bulunur. Çok evlilik meselesinin ilkelliğine değinir… Evlilik yaşının yükseltilmesi için çaba harcar…(O tarihlerde Mısır’da resmi evlilik yaşı 21’dir.Fakat Cihan Hanım’ın evliliğinde de görüleceği üzere 15-16 yaşlarında da evlilik mümkündür. Mısırlı feminist Hüda Şa’vavi 20.yüzyılın ilk çeyreğinde Mısır’da 12 yaşında kızların evlendirildiğini söyler.) 1975’te Mexico City’de 1985 te ise Nairobi’de yapılan BM Uluslar arası Kadın Yılı konferanslarına Mısır adına başkan olarak katılır. Mısır da dahil Arap ülkelerinde kadının ikinci sınıf insan olduğunu ifade eder… Özellikle Suud’un katı tutumuna karşı oldukça mesafelidir… Bu ülkeyi ziyaretinde kameralar önünde tüm protokol kaidelerini ihlal eder. Mesajı açıktır… Sizin kadınları görmezden gelen tutumunuzu reddediyorum… İran’ı ziyaretinde şahın eşi Farah Diba’yla yakın dostluk kurar. Köylü nüfusun nasıl eğitileceğine dair tecrübelerini paylaşır. Bu dostlukları sayesinde 1979 İran İslam İnkılabı sonrasında ülkeyi terk eden Şah ve ailesi Mısır’a sığınacaktır. (Hiçbir ülke kabul etmemiştir çünkü…)

Cihan Sedat’ın kadın hakları alanında verdiği mücadele eşinin aldığı kararlara da yansır. 1979’da yayınlanan bir başkanlık kararnamesiyle Mısır parlamentosuna otuz kişilik kadın kontenjanı eklenecek ve yirmi altı halk meclisi kontenjanının %20 si kadınlara ayrılacaktı. Bu kararnameyle kadınların hükümetteki sayısı beş katına çıkmış oluyordu. Cihan Sedat bununla da yetinmez. ABD başkanı Jim Carter’la dans ederek liberal adımlarına bir yenisini ekler. Camp David anlaşması sonrası Washington’dan ayrılırken Carter’ın bayan Sedat’ı yanağından öpmesi de dahildir bu liberal adımlara… Müslüman bir kadının yabancı bir erkekle dans etmesi ve onun tarafından öpülmesi Mısır’da (ve diğer Arap ülkelerinde) çok büyük tepki toplar.Ancak Cihan Hanım’a göre bunlar radikal İslamcıların dar görüşlülüğünün sonucudur. O milliyetçi/vatansever duygularla ülkesinin medeni karakterinin “çağdaş dünya” tarafından da takdir edilmesinden yanadır. Mısır’ın (ve diğer Müslüman beldelerin) Batılılar tarafından “ilkel-primitif-barbar” kodlarla anılmasından ziyadesiyle rahatsızdır. Hatıratının girişinde “Bir çok Batılı, bizlerin develerin üzerinde seyahat ettiğimizi ve peçe taktığımızı düşünüyor. Ancak bu, modern Mısır’ın değil, Arabistanlı Lawrance’in hikayesidir.” Diyecek (14) ve “Biz de sizin gibi uygar/medeni insanlarız” mesajını her platformda vermeye çalışacaktır. Eşinin ölümünden sonra Amerika ve Avrupa’da seminerlere/konferanslara katılarak bu mesajı vermeyi sürdürecektir. Bu çabalarından dolayı olsa gerek Cihan Sedat devlet töreniyle ebediyete uğurlanacaktır.

Kamil ERGENÇ

 

NOT: Bu yazı'm Umran Dergisi'nin eylül 2021 (324.) sayısında aynı başlıkla yayınlanmıştır.

Yararlanılan Kaynaklar

1-Cihan Sedat/Piramit Yolunda Aşkın ve Devrimin Hikayesi/Çev.Duygu Günkut/Kaknüs Yay./I.Baskı/İst-2004

2-Cihan Sedat/a.g.e

3-Alev Erkilet/Ortadoğu’da Modernleşme ve İslami Hareketler/Hece Yay./4.Baskı/Ankara-2004

4- Murat Erdem/Türk-Amerikan Kültürel İlişkileri/Doktora Tezi/Ege Ünv.Sosyal Bilimler Enstitüsü/2005-İzmir

5- Kemal Yamak/Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler/Doğan Kitap/3.Baskı/İstanbul-2006

6- Cihan Sedat/a.g.e

7-William L.Cleveland/Modern Ortadoğu Tarihi/Çev.Mehmet Harmancı/Agora Yay./I.Baskı/İstanbul-2008

8- Cihan Sedat/a.g.e

9- Cihan Sedat/a.g.e

10- William L.Cleveland/a.g.e

11- Cihan Sedat/a.g.e

12- Cihan Sedat/a.g.e

13- Cihan Sedat/a.g.e

14- Cihan Sedat/a.g.e


AddThis
 

Yorum ekle