okumali

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün312
mod_vvisit_counterDün466
mod_vvisit_counterBu hafta1206
mod_vvisit_counterBu ay11225
mod_vvisit_counterHepsi1518140

Derkenar (38)

Umran Dergisi’nin mart sayısında( 331.sayı) Katar Şark Gazetesi’nden Ahmet El Kadidi, Filistin asıllı Edward Said’in 1993’te yayınlanan “Kültür ve Emperyalizm” adlı eserinin hala Arapçaya tercüme edilmediğine dikkatlerimizi çekiyor, Katar Kültür Bakanı’na çeviriyi üstlenmesi çağrısında bulunuyordu. Yazıyı okuduğumda dehşete düştüm… Yayınlanmasının üzerinden yaklaşık otuz yıl geçmesine rağmen, böyle bir kitabın Arapçaya tercüme edilmemiş olması ne anlaşılabilirdir ne de izah edilebilir…Bunun tek açıklaması ilgisizlik olabilirdi herhalde… Kaldı ki sözünü ettiğim kitabında Edward Said en çok ta Arapların maruz kaldığı emperyalist tahakkümün vechelerine dikkat çekmektedir. Edilgin, pısırık, tembel, şehvet ve keyif düşkünü, duygusal, masalsı, irrasyonel gibi bugün bizim de içselleştirdiğimiz Arap (daha genelde Doğulu,Türkiye özelinde ise Kürt) imajının edebiyat-sanat aracılığıyla,ama daha spesifik olarak filoloji-antropoloji-etnoloji gibi “araçsal” disiplinler yardımıyla nasıl inşa edildiğine dikkat çekiyor Edward Said. Yani milliyetçi saiklerle bile hareket edilmiş olsaydı bu kitabın çoktan Arapçaya tercüme edilmesi gerekirdi. (Sözünü ettiğim kitap yayınlandıktan beş yıl sonra Necmiye Alpay’ın tercümesiyle Hil Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılmış. 2016’ya kadar dört baskı yapmış. 2022’nin ocak ayında da Metis Yayınları tarafından yeni baskısı yayınlandı. Said’in neredeyse bütün kitaplarının Türkçeye tercüme edilmesi,sömürgeciliğin karakteristik özelliğine vukufiyet kesbetmek isteyen Türkiyeli okur için büyük bir imkandır.)

Sömürgeci tahakkümün doğrudan hedefi olan (ve olmaya devam eden) Arap Dünyası’nın bu tahakkümün alametlerinin deşifre edilmesi amacıyla yapılan derinlikli çalışmalara karşı ilgisizliğini nasıl anlamalı? Kolonyalistlerin emellerine ulaştığının delili olabilir mi bu durum? Ya da sömürülmeye elverişli kültürel bünyenin bağımsız bir irade geliştirme kabiliyetini kaybetmesinin işareti? Tarih şahittir ki, fiziksel sömürüden daha tehlikelidir zihinsel sömürge olmak… II. Dünya savaşında mağlup edilen Almanya’nın geleceğinin konuşulduğu Amerikan senatosunda Henry Morgenthau “Almanların topyekün sürülmeleri ve topraklarının tarım sahası yapılması” teklifine, bir başka senatörün “ peki Bachları, Beethovenleri, Mozartları, Goetheleri, Schillerleri,Kantları,Plancları ne yapacağız?” sorusu kültürel kodları sağlam ulusların mağlup edilemeyeceğine işarettir aynı zamanda. İki dünya savaşında da ağır bir yıkım yaşamasına rağmen Almanya’nın kendini yeniden inşa etmesi bu şekilde mümkün olmuştur. Mesele sadece iktisadi refah değildir. Para içinde yüzüyor olsanız da, ilmi/entelektüel bağımsızlığınızı, derinliğinizi, üretkenliğinizi yitirmişseniz sonuç hüsrandır. Körfez titanlıklarının durumu bunun delilidir. Sadece ve sadece “zahiri aşırılıkları” ve “gösterişli görgüsüzlükleriyle” dünya’nın dikkatini çeken bu tiranlıklar, aziz ve mübarek İslam’ın izzetine ve vakarına en büyük lekeyi sürüyor.

Bu noktada Filistin’e ayrı bir başlık açmak gerektiği kanaatindeyim. Arap Dünyası içinde zihinsel dinamizmi ve üretkenliği en yüksek halk, hiç kuşkusuz, Filistin halkıdır. Siyonist sömürgeciliğin barbarca tutumuna karşı verdikleri onurlu mücadele ve diasporada edindikleri tecrübe onları diri kılmış. Dört bir taraftan kuşatılmış olmalarına, yokluğa ve yoksulluğa mahkum edilmelerine rağmen, her alanda üretmeye özen gösteren bir ruh hali var Filistin halkının… İsmail Raci Faruki,Mahmut Derviş,Edward Said, Naci El Ali (ki Hanzala karikatürünün çizeridir) gibi Dünya çapında karikatürcüleri, şairleri,düşünürleri var...Türkiye de dahil olmak üzere halkı Müslüman beldeler içinde bu derece üretken bir entelektüel havzaya tesadüf etmek zordur. (Not: Türkiye’deki iki yüzden fazla üniversitenin bir tanesi bile “epistemolojik emperyalizm” karşısında bağımsızlığını ilan edebilmiş değildir. Yani kendi kültür kodlarından ilham alan bir bilgi felsefesine sahip değildir. Öte yandan üniversitelerimizin hiçbirinde “Kudüs/Filistin Kürsüsü” ya da fakültesinin olmaması meseleyi ciddiye almadığımızın delilidir. Bilgi olmadan, fikir ve eylem üretilemez. Filistin’in bağımsızlığı, İsrail barbarlığının azıttığı dönemlerde sokağa çıkıp klişe sloganlar atarak ya da yoğun duygusallık eşliğinde gösterişli geceler organize ederek veya “logoların yarıştığı” yardım organizasyonları yaparak gerçek kılınamaz. Romantik ve nostaljik Filistin duyarlılığının aşılması gerekiyor. İsrail’in bölgesel ve küresel ölçekteki etkisinin sadece askeri-iktisadi güçle alakalı olmadığı, bundan ziyade kültürel-entelektüel boyutlarının daha büyük yer kapladığını unutmamak gerek.)

Merhum Akif Emre İz’ler kitabında, kısa adı PASSIA olan ( Uluslar Arası İlişkiler Çalışmaları Filistin Akademik Topluluğu) Doğu Kudüs merkezli kuruluşun, bir çok bağımsız devletin bile yapamadığı ansiklopedik çalışmalara imza attığına, onlarca kitap yayınladığına, siyonist sömürgeciliğin mahiyeti ve keyfiyetine dair yerelde ve küre ölçeğinde farkındalık oluşturmaya çalıştığına dikkatlerimizi çeker. Petrol zengini Körfez Tiranlıklarının şımarıklığına karşı Filistin’in bu kavi entelektüel duruşu/çabası takdire şayandır. Kendisi de Filistinli olan Edward Said’in gerek “Şarkiyatçılık” gerekse “Kültür ve Emperyalizm” kitapları “beyaz adamın” Avrupadışı ulusların fiziksel ve zihinsel sermayelerini nasıl ele geçirdiğine dair ciddi bir çalışma. Doğrudan sömürüye maruz kalmayan Türkiyeli okurlar bu eserlerden “otokolonizasyon(kendi kendini sömürgeleştirme)” sürecinin karakteristiğine dair çıkarımda bulunabilir.

Arap Dünyası’nın Edward Said ilgisizliği sadece “Kültür ve Emperyalizm” kitabıyla sınırlı değildir.1978’de yayınlanan “Şarkiyatçılık” kitabının 1995’deki baskısına yazdığı sönsözde Said, “Filistin Sorunu” adlı kitabının 1980’lerin başında küçük bir İsrail yayınevi olan Mifras tarafından iyi bir İbranice çevirisinin yayınlanmasına rağmen, 1995’e kadar Arapça’ya tercüme edilmemesinden müştekidir. FKÖ de dahil Arap rejimlerine yönelttiği açık eleştirileri nedeniyle Arap yayıncıların bu kitaptan uzak durduğunu dile getirir. 19.yüzyıla gelinceye kadar İbn-i Haldun’un “mukaddimesini” Ezher’in müfredatına koymayanların gerekçesi de, kitapta Araplar hakkında olumsuz kanaatlerin yer almasıydı. İlmi entelektüel çabaya karşı duyarsızlığımız devam ettikçe haysiyetli bir yarınımız olmayacak.

30/04/2022

Kamil Ergenç

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis