okumali

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün175
mod_vvisit_counterDün473
mod_vvisit_counterBu hafta1081
mod_vvisit_counterBu ay8534
mod_vvisit_counterHepsi1824005

Derkenar (42)

Türkiye’nin, barbarlığın tecessüm etmiş hali olan İsrail’le ilişkilerini düzeltmesi ( normalleştirmesi ve böylece siyonizme güç vermesi,meşruiyetini,bir kez daha, tescillemesi) karşısında İslami havzalar, edilgin/pasif/pısırık bir tutumu, tavrı ve tarzı tercih etti/ler. Ulus-devlet realizmine bağlılık andı içenler için “reel politik” argümanlar eşliğinde meşrulaştırılabilecek bu "normalleşmenin" , İslami iddialı havzalar tarafından “sanki hiç olmamış” gibi muamele görmesi (görmezden gelinmesi) anormal... Demek ki "anormalliğin normalleştiği" bir zamana tanıklık ediyoruz. Filistin/Kudüs duyarlılığının, siyonizmin azgınlaştığı/azmanlaştığı/pervasızlaştığı/iğrençleştiği zamanlarda ( o da retorikten öteye geçmeyen, romantik,duygusal tepkilerle ) zuhur etmesi, aslında meselenin ehemmiyetini müdrik olmadığımızın delili...

Evanjelist-Siyonist ittifakı (siz buna judeo-hıristiyan koalisyonu da diyebilirsiniz, hatta demelisiniz!) Filistin özelinde bütün Müslümanlara böcek muamelesi yapıyor... 1991’de başlayan I. Körfez Savaşı'ndan bugüne, oryantalistlerce Ortadoğu olarak adlandırılan coğrafya, sistematik olarak, İsrail'in güvenliği için dizayn edildi/ediliyor. Bu dizayn doğrultusunda evvelâ Irak ardından ise Suriye parçalanıp istikrarsızlaştırıldı. Müslüman tefekkürünün ana üslerinden olan bu aziz beldelerin tarumar edilmesinde, ne yazık ki, Türkiye de rol üstlendi… I. Körfez Savaşı'nda Özal iktidardı... II. Körfez Savaşı'nda ve Suriye iç savaşında ise (aynı gelenekten esinlenen) "muhafazakar demokratlar"… Emperyalizm, küre ölçeğinde emellerine ulaşmak için, genellikle sağ/ muhafazakar müttefikler seçti... Sol ise, din ve gelenek düşmanlığıyla, “sağ/muhafazakar” ideolojinin ekmeğine yağ sürmek, yani onu sürekli iktidarda tutmak, için misyon üstlendi. Böylece “komünist kafir” den kaçarken “kapitalist münafık”ın kucağında bulduk kendimizi… Birincisi mukaddesatımızı ve geleneğimizi tahkir ve tezyif ederken, ikincisi onu “ticari bir meta” haline getirdi… Kutlu Kitabımızda (dikkat buyurunuz!) her ikisi için de müstakil sure var… Kafirun (kafirler) suresi 6 ayetken münafikun (münafıklar) suresi 11 ayet… Demek ki münafıklar kafirlerden (yaklaşık) iki kat daha tehlikeli… Fakat bu tehlikeyi fark etmek için Yüce Kur’an’dan ilham alan müteyakkız bir bilince ihtiyaç var… Ömer (r.a) bile,devr-i iktidarında, yanılıp bir münafığı vali tayin ediyor da sonrasında fark edip görevden alıyor…

Merhum Sezai Karakoç Hatıratında (Erbakan-Ecevit koalisyonunun cari olduğu) 1974'te "Dicle - Fırat Federasyonu" önerisinde bulunduğunu söyler… Bu öneri Türkiye –Irak ve Suriye’nin birleşmesini içerir… Üstat, emperyalizmin er ya da geç bu ülkeleri yutmak isteyeceğini, birleşip büyük lokma olurlarsa direnebileceklerini beyan eder… Ancak kimse kulak asmaz bu öneriye… Dahası, Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde Irak’ı işgal etmesi için Amerika adeta teşvik edilir. Geldiğimiz noktada Türkiye İsrail'le yakınlaşırken, yanı başındaki halkı Müslüman beldelerle, etkileri belki de onlarca yıl devam edecek bir gerilime tanıklık ediyor. Türkiye’deki İslami iddialı havzalar ise anti-siyonist/anti-emperyalist bilinci kamusallaştırmak yerine, romantik/nostaljik tatminler peşinde koşuyor. Retoriği aşıp inkılabi bilincin ikamesine öncülük etmek, yüce İslam’ın ilke ve prensiplerine muvafık bir sosyal gerçekliği inşa etmek yerine, kapitalizmin açtığı derin yaraları “sosyal yardım projeleri” yle kapatmaya çalışıyor. Böylece farkında olmadan emperyalist/kapitalist düzenin değirmenine su taşıyor… Emperyalizm, “demokratikleşerek” toplumlarımızda meşruiyet kazanıyor… Politik sorumluluk sahipleri “demokratik emperyalizmin” kamusal meşruiyetini tahkim etmek için çaba harcıyor. Otokolonizasyon(kendi kendini sömürgeleştirme) süreci oldukça başarılı bir şekilde ilerliyor…

Fiziksel depremlerde gösterdiğimiz dayanışmayı/ duyarlılığı, ne yazık ki, kültürel/entelektüel depremlerde göster/e/miyoruz. Hatta bu depremlerin farkında bile değiliz. Üstelik her gün ve çok şiddetli olmalarına rağmen... İnsanlığın felah rehberi ilahi vahyin son Nebi(s.a.v)’ye nazil olmaya başladığı “Mübarek ve Mukaddes Ramazan İklimi”ndeyiz malum... Şanlı nebilerin ayak izlerine ev sahipliği yapan Kudüs’ün, Siyonist-evanjelist ittifakın vahşiliklerinden halas olması için, Ramazan İkliminin, bilinçlerimize “farkındalık ve sebat aşısı” yapmasına fırsat verelim… Demokratik emperyalizmin değirmenine su taşıyan içimizdeki sefihleri,ahmakları tanıyalım, onları ikaz edelim,sarsalım…Mübarek İslam’ın “put kırıcı” söyleminden/ eyleminden nasiplenmeleri için çaba gösterelim… Kültürel-folklorik bir varoluşun nesnesi olarak değil itikadi/inkılabi varoluşun öznesi olarak temsil ve tebliğ edelim muazzez dinimizi… İnzal, dert-sükut ve sükuna aşıktır…

 

27/03/2023

Kamil Ergenç

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis