Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1
mod_vvisit_counterDün405
mod_vvisit_counterBu hafta1
mod_vvisit_counterBu ay12871
mod_vvisit_counterHepsi623327

Modernite ve Bir Çıkış Yolu

Not:Bu yazı Abdurrahman ARSLAN’IN ‘Modern Dünyada Müslümanlar’  adlı kitabından ve 30/05/2011 Tarihinde Kültür ve Medeniyet Derneği’nde kendileriyle yapılan söyleşiden ilham alınarak yazılmıştır.

İnsanlık tarihi hiçbir döneminde bugün olduğu kadar birörnekleştirilmedi. Adem(a.s) ile başlayan insanlık tarihinin farklı kültür ve medeniyetlerle her daim iç içe olduğu inkar edilemez bir gerçeklik.Şüphesiz bugün yaşadıklarımız dünden bağımsız değil. Bugünü sağlıklı analiz edebilmek için dünün muharrik gücünün ne olduğunu  tespit etmek mecburiyetindeyiz. Bugün şahit olduğumuz modern kuşatmanın nasıl oluştuğunu,bu seviyeye gelene kadar hangi aşamalardan/süreçlerden geçtiğini,  medeniyetlerle nasıl ilişki kurduğunu veya onları nasıl  hadımlaştırdığını bilmek zorundayız.Aksi taktirde batıl(ı) yaşam tarzının küreselleştirilmesi  için canhıraş bir şekilde çabalayan küresel istikbarın  müslüman coğrafya ile neden bu kadar çok uğraştığını;meselenin toprak,su,petrol ,stratejik konum v.s. meselesi olmadığını ;esas meselenin bugün dünya insanlığına ruh üfleyecek ,onları modernitenin tahakkümünden kurtarabilecek ve onlara batıl(ı)hayat tarzı dışında daha erdemli bir hayat sunacak tek sistemin islamın değerler sistemi olduğunu anlayamayız.

Modern batı kendisine/hayat tarzına en esaslı muhalefetin İslamdan/İslam dünyasından geleceğini hiç şüphesiz Müslümanlardan daha iyi biliyor.İslamın tevhidi dünya görüşünün egemen olduğu bir dünyada , seküler batı medeniyetinin esamisinin okunmayacağını da biliyor.Tevhidin, hayatı bir bütün olarak algılayan ve o bütüne Allah’ı müdahil kılan anlayışının  karşısında ;hayatı parçalara ayıran ,her parçaya ayrı bir değerler manzumesini veya putlaştırılmış aklı klavuz yapan ,yani insanı prometeuslaştıran şirk dininin elbette ki yaşamını devam ettirmesi düşünülemezdi.Çünkü nurun olduğu yerde karanlık,adaletin olduğu yerde zulüm,tevhidin olduğu yerde şirk barınamazdı.Bu nedenle şirk şimdi daha sinsi ,daha sofistike ve daha örtülü bir şekilde müslüman zihinleri işgal etmeyi amaçlıyor.Modernitenin günümüz dünyasında şirki temsil ettiğini –kendisini sekülerlik üzerine bina ettiği için-söyleyebiliriz.Müslümanların şirkin bu en sinsi tezahürüyle baş edebilmeleri için düşmanlarını iyi tanımaları gerekiyor.

Son 200 yıldır Müslümanları moderniteye entegre etme çabaları bugün  meyvelerini vermiş görünüyor. Artık Müslümanlar  gelecek tasavvurlarını modern değerlerin nasıl daha da evrenselleştirileceği ve içselleştirileceği üzerine kuruyorlar .Hem de hiç  rahatsız olmadan.Modern paradigmanın siyasal tezahürü olan demokrasi ve ekonomik tezahürü olan kapitalizm, bugün Müslümanlar tarafından da kanıksanmış vaziyette.Bu o kadar böyle ki batıl(ı)paradigmanın yaşamsallaştırılmasının meşruiyeti de dinden/islamdan sağlandı.Batılı bir entelektüelin  ‘İncil de neyi aradılarsa onu buldular’ sözü Müslümanlar için de geçerlilik kazandı.Kur’an kendisine tabi olunan ,çizdiği istikametin şeksiz şüphesiz ,hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan kabul edilmesi gereken ,ilahi iradenin hayata müdahale ettiği mukaddes kitap olmaktan çıkarıldı.Artık yapılan bilimsel çalışmaların onaylatılmaya çalışıldığı,modern batılı paradigmanın meşruiyet zemininin araştırıldığı bir bilim ve kültür  kitabı olarak görülmeye başlandı.Şimdilerde Kur’an’dan hareketle nasıl bilimsel keşifler yapılacağı mevzularının tartışılıyor olması bu düşünme tarzının yansımasıdır.

 

 Müslümanlar tarihin bir çok döneminde yenilgiler tattılar şüphesiz. Haçlı seferleri sonucu Kudüs’ü kaybettiler.Moğol saldırılarıyla İslam dünyası  baştan başa harap oldu.Yüzyılların birikimi birkaç günde heder edildi.1492 ve sonrasında Endülüs’te tam bir kıyıma maruz bırakıldık.Yaklaşık 800 yıl mukim olduğumuz topraklardan korkunç katliamlara maruz bırakılarak sürüldük.(Bu konuda Akif EMRE’nin Moriskolar belgeseline ve Umran dergisi’nin Mayıs sayısında kendileriyle yaptığı  röportaja bakılabilir).Ancak tüm bu olanlardan sonra her zaman kendimize gelmeyi başardık.Yenilgilerimizin sebebi olarak hep kendimizi muhasebe ettik.Aklımıza hiç dinimizi mağlubiyetimizin gerekçesi yapmak gelmedi.Ancak modernite ile karşılaşmamız neticesinde  Müslümanlar tarihte hiç yapmadıkları bir  şeyi yaparak yenilginin sebebini dinlerinde gördüler.Bu görüş artık hıristiyan batının yaşadığı tarihi tecrübeyi İslam dünyasında tekrarlamaktan  başka bir sonuç doğurmayacaktı.

 

Grek/pagan roma karşısında yaklaşık üç asır varlık mücadelesi veren Hıristiyanlık ,örgütlenme ve kurumsallaşmada mücadele ettiği Roma’yı taklit etmenin Hıristiyanlığın geleceği için faydalı olacağına inandı.Bunu  yaparken çok masum gerekçeleri vardı.Çünkü onlar böylece Roma karşısında mevzi kazanacaklarını ve dini/Hıristiyanlığı egemen kılacaklarını düşünmüşlerdi.Hıristiyanlık egemen oldu fakat taklit ettiği düşmanının özelliklerini bünyesine almıştı.İktidar alanını genişletmiş ve fakat o iktidar alanını var eden ana paradigmayı da içselleştirmişti.

 

Aydınlanma düşüncesi Hıristiyan insanı ,tanrının öteki dünyada/gökte vaat ettiği cenneti yeryüzünde kurabileceğine  inandırdı.Bunun içinde ilerlemeci tarih anlayışını bayraklaştırdı.Bu anlayışa göre tarih sabit/durağan /statik değildi.Sürekli bir değişim söz konusuydu ve bu değişim hep daha iyiye doğruydu.Bir nehirde birden fazla yıkanılmazdı.Çünkü artık nehir eski nehir değildi.Değişmeyen tek şey değişimin kendisiydi.Heerşeyin zamanla değiştiği gerçeğini iman haline getiren batı insanı doğal olarak sabiteleri olan bir dine kendisini bağlayamazdı.Din artık geriyi/eskiyi ve statikliği temsil ediyordu onların gözünde .Dolayısı ile esas gaye sürekli değişimin olduğu bu dünyada cennet inşa etmekti.Bu anlayış batı insanını dünyayı cennete çevirme! yani haz ve hız eksenli bir yaşam alanı haline getirme noktasında şartlandırdı. Ve doğal olarak Hıristiyanlıktaki öte dünya anlayışını da seküler hale getirdi.

 

Din dilinin hayattan soyutlanması olarak tanımlayabileceğimiz sekülerlik aydınlanma sürecinin en önemli tezahürlerinden biridir. Roma örgütlenmesini taklit ederek zamanla Romalılaşan Hıristiyanlık, kendi içerisinde tepki olarak ruhban sınıfını doğurmuştu.Artık toplum ruhbanlar ve ruhban olmayanlar(laikler) olarak ikiye ayrılmıştı.Dindarlar kendilerini toplumdan soyutladıkları için gündelik hayat zamanla din dilinin zayıflamasına ve süreç içerisinde ortadan kalkmasına sebep olmuştu.Aydınlanma dönemi artık bu süreci sistematik hale getirerek Sezar’ın hakkını Sezar’a Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya vermeyi uygun gördü.

 

Artık sıra  antik Yunan mitolojisinde sembolleşen Prometeus  karakteri üzerinden yeni insan tanımı yapmaya gelmişti. Bu tanıma göre insan  tanrıyla savaş halindeydi.Çünkü tanrı veya tanrılar bilgiyi sembolize eden  ateşi kendi tekellerine almış-kilise skolastik düşüncesini andırıyor-insanları bu bilgiden mahrum ederek onları köleleştirmiştir.Prometeus ise bir gece tanrılar uyurken bilgi ateşini  onlardan çalmış ve insanlara ulaştırmıştır.Bu davranışının cezası olarak zincirlenmiş ve sonsuza kadar işkenceye maruz bırakılmıştı.Dolayısı ile tanrılar zalimdi.Bu zulümden kurtulmanın yolu da tanrılar ile savaşmaktan geçiyordu.Bu düşünce zamanla Tanrıdan bağımsız bir hayat algısının oluşmasına zemin hazırladı.Hayat tanrıdan soyutlanınca insan artık aklını kullanarak tanrının yaptıklarını - bir nevi tanrılık taslayarak -yapma kudreti kazandığına inanmış/inandırılmıştı.

 

Bu algı modernite ile birlikte daha bir kavileşti. Tabiat artık kadim metinlerde olduğu gibi insana emanet olarak verilen ve kendisinden ancak ihtiyacı kadarıyla istifade edeceği yer değil, kendisine tahakküm edilmesi gereken bir yerdi.Özellikle Bacon-ki  kendileri savcıdır ve işkence ile ifade almayla ünlüdür-tabiatın sırlarını keşfetmek için ona işkence etmek gerektiği tezini ortaya atarak modern insan zihninin şekillenmesinde rol oynamıştır.Bu azgın iştiha son 200 yılda dünyayı artık yaşanamaz bir duruma getirmişti. Kur’an’ın ifadesi ile insanların  kendi elleriyle yaptıklarından ötürü karada ve denizde ifsad/fesad başlamıştı.

 

Müslümanların taklit etmeye çalıştığı batı işte böyle bir batıydı.20.yüzyılın başlarından itibaren Müslümanların yaşadıkları yenilgi psikolojisinin bir sonucu olarak ,batının teknolojisini alıp ahlakını almamak düşüncesi  doğal olarak islamı bu çağın parametrelerine göre yeniden okumanın gerekliliğini ortaya çıkardı.Kendisini muhalifi üzerinden tanımlayan bir islam manzarası ile karşı karşıya kalınmıştı artık.Verili olanı merkeze alıp dini  verili olanın  meşruiyeti  ve ulviliğine istinad noktası yapan bir islam dünyası vardı artık.Halbuki en başta verili olanın bizzat kendisi sorgulanmalıydı.Çünkü seküler ve rasyonalist paradigmaya göre şekillenmişti.Bu paradigmanın insan tanımı ve ilah anlayışı  ilişkisi ile eşya ve tabiat algısı sorunluydu.Şiarlaştırdığı kavramlarım Müslüman muhayyilesinde yer etmesi mümkün değildi.fakat yukarıda da işaret ettiğimiz gibi yenilgi psikolojisi ile hareket edildiğinden-İbn’i Haldun da Mukaddimesinde yenilenlerin yenenleri taklit edeceğini belirtir-bu sorgulamalar yapılamadı. Bu ister istemez yarıştırmacı din anlayışını getirecekti.Verili olan merkeze alındığı için dinin devrimci/dönüştürücü yönü yerini uyum ve itaate bıraktı.Bu süreçte  Medeniyet kavramının şiarlaştırılması ile beraber batıda olan tüm gelişmelerin aslında bizim sayemizde olduğu ,bizlerinde eğer istersek onlar gibi olabileceğimiz  gerçeği telkin edilemeye başlandı.Batıdan yapılan bütün transferler İslami gerekçeleri ve fıkhi meşruiyetleri ile birlikte geldi.Artık Müslümanlarında modern silahları ,modern okulları,modern üniversiteleri vardı.

 

200 yıldır batıdan sürekli transferler yapmamıza rağmen muttaki mümin kul olma noktasında hep geriye doğru giden bir süreç yaşanması bile uyanmamıza vesile olmadı. Halbuki biz bu transferleri yaparken yeni bir İslami okuma ile yapıyorduk. İçtihat mekanizmasını işletmiştik.İlahi metinleri bugünün insanının zihin dünyasına göre yorumluyorduk.Fakat her nedense kul olma mükellefiyeti ile sorumlu olan insan /müslüman  tam tersine daha da müstağnileşiyordu.Müslümanlar form olarak batılılara benzemekle kalmıyor artık dini anlama ve yaşama noktasında da batılı gibi olmaya başlıyordu.Artık bir Hıristiyan ile Müslüman’ın gerek içerik gerekse de form olarak farklılıkları neredeyse kalmıyordu.Giyim kuşamdan mutfak kültürüne ,tüketim alışkanlıklarından hayat algısına ve gelecek tasavvuruna kadar her şeyde müslüman artık bir batılı gibi düşünüyordu..Dini vicdani bir mesele veya manevi tatmin vasıtası olarak görüyor,hayatı kamusal ve özel olarak-hatta daha fazla-ayırıyor,hep biriktirerek yaşıyor ve ahiretini neredeyse unutuyordu.

İslamın tevhid eksenli hayat algısı -ki bu algıya göre hayat tüm veçheleriyle bir bütündür ve bu bütünde ilahi olan hakimdir-hiç şüphesiz ki modern dünyanın karşısında en esaslı duruşu temsil ediyor.Fakat Müslümanlar dinlerini bir yaşam tarzı/hayatın kendisi olarak görmekten  çok ,uzun yıllardır maruz kaldığı seküler tahakküm neticesinde sadece bir kültür olarak yada bir nevi manevi tatmin vasıtası olarak görüyor.Müslümanların İslam/din algısı modernite ile temas kurmalarından sonra ,tıpkı Hıristiyan muvahhidlerin Roma ile olan münasebetlerinden sonra başkalaşmaları gibi, din anlayışları ciddi anlamda deforme olmuş vaziyettedir.

 

Türkiye’de 2.dünya savaşı sonrası yaşananlar bu coğrafyanın Müslümanlarını moderniteye entegre etmeyi amaçlıyordu.O güne kadar Müslümanlar kendilerine has bir hayatı yine kendilerine has bir dünyada yaşayabiliyorlardı.Ancak Türkiye’nin NATO’ya girmesi  ve sonrasında çok partili! Hayata geçiş yapması neticesinde artık Müslümanlar siyasal hayatın içine çekilmeye ,görecelide olsa iktidar alanından istifade ettirilmeye başladılar.Buna bir de imam hatip okullarının açılmasını eklerseniz –imam hatip okulları da son kertede pozitivist anlayışın hakim olduğu ve müfredatı rasyonalist/pozitivist paradigmaya göre şekillendirilen okullardı-sürecin işleme şekli daha bir belirginlik kazanır.Zamanla iktidar imkanını da elde eden müslüman kesim iktidarın doğal sonucu olan mülk ile de kapitalizme entegre oldular.Müslümanların iktidar alanları genişleyip ekonomik imtiyazları arttıkça yaşanılan hayatın İslam’a onaylatılması sürecide başlamış oldu.Artık İslami bankalar,İslami moda ve İslami tatil gibi ne olduğu belirsiz şeyler Müslümanların gündemini oluşturmaya başladı.

Aranan her şey Kur’an da bulundu ve fakat müslümanın takvası ve ahlakı hep yerinde saydı hatta geriledi.Yapılan her şey aslında İslama hizmet için –sanki dinin birilerinin hizmetine ihtiyacı varmış gibi-yapılmıştı  lakin bu süreçte en fazla zarar eden yine Müslümanlar olmuştu.Bu zarar ekonomik zarar değildi hiç şüphesiz.Din olan İslamın yaşanması ve kendisine modernitenin haricinde bir hayat alanı oluşturması noktasında belirginleşen bir zarardan söz ediyoruz.Evet bugün bir çok kritik nokta Müslümanlar tarafından işgal ediliyor.Fakat gelinen nokta gösterdi ki mesele işgal edilen yerlerdeki kişiler değil o yerleri ortaya çıkaran paradigma idi.Güç,kalkınma ,büyüme,gelişme v.s kavramları ortaya çıkaran paradigmayı sorgulamadan bu kavramlarla süslü bir İslami mücadelenin!nereye gideceğini de kestiremek mümkün değildir.Nitekim bugün Müslümanların mebzul miktarda kolejleri,hastaneleri,tv-radyoları,gazeteleri v.s var.Fakat modern tahakkümdan azade bir hayat alanları maalesef yok.

 

Müslümanlar 21.yüzyılı kendi lehlerine çevirmek istiyorlar ise öncelikle moderniteyi iyi analiz etmek ve İslamın Tevhidi dünya görüşünü  şiarlaştırmak durumundadırlar.Yaşanan gelişmeler gösteriyor ki dünyanın en hareketli coğrafyası yine Müslümanların ağırlıklı olarak yaşadıkları yerler.İslam adına bir gelecek  varsa-ki var aksini düşünmek küfür olur-bu geleceği inşa edecek müslümanların zihinlerini berraklaştırmaları ,bir nevi ümmileşmeleri gerekmektedir.Bunu yaparken modernitenin kutsallarından-vatan,bayrak,devlet,bilim,büyüme,kalkınma v.s.-beri olup dinin kutsallarını bayraklaştırmak durumundadırlar.Vesselam……. 

 

Kamil ERGENÇ

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis
 

Yorum ekle