blank

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün179
mod_vvisit_counterDün346
mod_vvisit_counterBu hafta179
mod_vvisit_counterBu ay5132
mod_vvisit_counterHepsi710274

Dine Karşı Din

Merhum şehit Ali Şeriati, bu küçük hacimli fakat içinde derin bir konuyu barındıran kitabında “Din” kavramının ne olduğu ve tarih boyunca hangi anlamları içerdiğini çok sarih bir şekilde anlatmaktadır. Sosyolog olan yazarımız bu bilgi birikimini de kullanarak tarih boyunca gerçek din olan İslam’ın karşısında bulunan cenahın da bir din algısının olduğunu ve buna bağlı olarak da çatışmanın din ile dinsizlik arasında değil hak din ile sapık din kavramlarının arasında olduğunu ifade etmektedir.

 

Kitap genelde bütün insanlığa özelde ise Müslümanlara “Din” kavramının ne olduğu ve hangi anlamları içerdiğini etkili bir şekilde dile getirmektedir. Yazar bunu yaparken tarihin her kesitinden önemli noktaları gözler önüne sermektedir. Yazar etkileyici yöntem ve üslubuyla bu kavramı okuyucunun zihninde somut ve anlaşılır kılmaktadır.

 

Ali Şeriati’nin bir dizi konuşmasından oluşturulmuş bu kitap yukarıda da belirtildiği gibi “Din” kavramı üzerinde durmaktadır. Hak din olan İslam ve onun karşısında olmuş fikir akımlarının da bir din olduğu anlatılmış, bu bağlamda çeşitli örnekler verilerek anlatılan fikir pekiştirilmiştir. Kendi alanında özgün bir yeri olan bu kitap hedef kitlenin beklentisini karşılayacak düzeydedir. Yazar kitap boyunca tutarlı bir şekilde İslam dininin karşısında tarih boyunca dinsizliğin değil belli dinlerin olduğunu vurgulamaktadır.

 

Müellif, İslam dininin tarih boyunca geçirdiği bu serüveni anlatırken, tarihi olaylardan, kişilerden ve temel kaynak olan Kur’an-ı Kerim’den faydalanmıştır. Peygamber (s.a.v.)  ve tabiin dönemindeki olaylara değinerek savunduğu görüşü daha inandırıcı kılmış ve Kuran’dan gösterdiği deliller de bu fikri kuvvetlendirmiştir. Özellikle Fil Suresi’nden verdiği örnekle, İslam karşıtlarının da bir din sahibi olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu yanlış din algısının tarih boyunca devam ettiğini ve belli zamanlarda bu algının insanları bütün dinlere karşıt hale getirdiğini söyleyerek Avrupa’daki fikir cereyanlarını örneklik olarak sunmuştur. Özellikle Avrupa’da sakat din algısı ile baskı altına alınan ve zulüm gören insanların aydınlanma çağıyla birlikte dine karşı hale geldiğini belirterek çok önemli bir sosyolojik tahlil yapmıştır. “Din afyondur.” görüşünün bu din tasavvurunun ürünü olduğunu söylemiştir. Bu gibi örnekliklerin sadece Batı’da olmadığını, İslam topraklarında da yaşandığını söyleyen Şeriati özellikle İslam’ın hâkim olduğu belli dönemlerde İslam adı altında yanlış algılamaların ve hak dinden uzak durumların yaşandığını ileri sürmüştür.

 

Kitap ileri sürdüğü görüşleri, verdiği örnekler ve veciz ifadelerle güçlü bir şekilde kanıtlarken yazarın belli kalıpları kıramadığı da yer yer gözlenmektedir. Özellikle Emeviler dönemine ait acımasız eleştirileri bu bağlamda değerlendirilebilir. Yerleşik Şia öğretileri doğrultusunda şekillendiği görülen bu görüşlerin eleştirel bir gözle okunması gerekmektedir. Yazar, neredeyse İslam öncesi müşrik toplulukla, Emeviler dönemini aynı kulvarda görmüş “Din” algılamasının aynı olduğuna dair çeşitli dayanaklar getirmiştir. Emeviler döneminin hatalarını söylemek ile yukarıda bahsettiğimiz durum birbirinden çok farklıdır. Yazar hataları belirleyip bu hataları tenkit etmektense o dönemi tamamen gerçek din olan İslam’dan uzak olarak değerlendirmesi maalesef Müslüman bir vicdana sığacak bir şey değildir. Çevirmen Hüseyin Hatemi de bir dipnotla açıklık getirmeye çalışmış ve Emevi halifelerinden olan Ömer bin Abdulaziz’i örnek göstermiştir. Kitap bu yönüyle toplumsal zinciri kıramamış ve geleneksel bir algı düzeyinde kalmıştır.

 

Bu tutucu yaklaşım müellifin yine güzel bir kitabı olan “İnsanın Dört Zindanı” nı hatırlatmaktadır. İnsanı sınırlayan zindanlardan bir tanesi de toplumdur. Yazar da bu sınırlandırma içinde bulunmaktadır diye düşünüyoruz.

 

Kitabın dilini değerlendirirken bunun bir konferans olduğunu unutmamakta fayda vardır. Kalabalık bir insan topluluğuna seslenirken bulunması gereken heyecanlı bir üslup kitapta hemen göze çarpmaktadır. Hatta bu durum çevirmenin de değindiği gibi içeriği bile etkilemiştir. Çünkü konuşmacı az da olsa hedef kitlenin beklentilerini göz önünde bulundurmuş olabilir.

 

Bir seminerden yazıya geçirilmiş olması konunun akıcı bir şekilde oluşmasını sağlamış bu da okuyucuyu sıkmayan bir dili ortaya çıkarmıştır.

 

Tabi öncelikle üzerinde durulması gereken şey ise bu kitabın bir çeviri olduğudur. Çeviri bir eserin yazarın üslubunu tam olarak ortaya koyması beklenemez. Çevirmenin de üslubu bu değerlendirmede önemli bir belirleyicidir.

 

Genel olarak değerlendirme yapmak gerekirse dilin akıcı ve etkili bir şekilde kullanıldığı görülmektedir.

 

Her şeyi bir yana bırakırsak Ali Şeriati hakkında söylenecek söz yazdığı kitapların yaşantısının yansıması olduğudur. Kitaplarını değerli kılan temel unsur budur diye düşünüyorum. Bu kitapta da yazar davasını nezih bir şekilde okuyucuya sunmuştur. Davasını kalemiyle ve kanıyla yüceltmiş olan bu yazarı rahmetle anıyoruz. Allah rahmet eylesin. Rabbim şehâdetini kabul etsin inşallah.

 

Nurullah YARADANAKUL


AddThis
 

Yorum ekle