blank

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün528
mod_vvisit_counterDün553
mod_vvisit_counterBu hafta6099
mod_vvisit_counterBu ay15840
mod_vvisit_counterHepsi677292

RÜYA/Ümit AKTAŞ

Hakikatin yolunu ve yönünü şaşırdığı bir dehlizden sizi tutup çıkaran nedir?

 

Bu sorunun cevabı çokta kolay olmasa gerek veya verilebilecek ne kadar çok cevap var diye düşünmeli. Bizi bu meçhul gidişattan tutup alan bize yön veren gerçeklik nedir? Bizim hakikat avcılığımız mı yoksa sıradan olmayışımız mı? Belki de hiçbiri; toplumsal tesadüf yada hakiki manada bir tevafuk bizi gerçeğe, bir olana çeken. Her ne olursa olsun insanın (bizlerin) hakikat karşısında duruşu asıl olan gerçeklik. Buradan yola çıkarak hakikati arama ve bulmaya çalışma  olarak çıkıyor karşımıza kitap. 

Dışarıda akıp giden başı ve sonu birbirine karışan bir dünya ve insanoğlunun evrene, eşyaya bakışı,algılaması ve yorumlaması. Bu gerçeklik üzerinden kurgulanan roman dili,anlatımı,bakış açısıyla farklı bir pencere açıyor okuyucuya. Yazarın yaklaşık yirmi beş yıl önce adını koyduğu ama yazmanın çok sonraları gerçekleştiği bir roman yada en doğru biçimiyle deneme. Eski ile yeni çatışmasını birinci ağızdan okuyucuya anlatıyor. Yazar yeniyi,batılılaşmayı temsil ettiği edebiyat öğretmeninin karşısına doğulu bir o kadar gelenekçi Ozan’ı çıkarıyor. Kitap çatışmalar düş kırıklıkları üzerine kuruluyor. Özellikle eski ve yeni. Bu en çok kişilerin yazılı eserlere olan bakışında ortaya çıkıyor. Edebiyat öğretmeni batının kötü bir kopyası Romeo-Juliet’le çıkıyor karşımıza. Ona göre çağdaşlığın simgesidir. Yenidir,popülerdir,en güzeldir. Dahası eskiye ait ne varsa bir kenara bırakılmalı yeni olan alınmalıdır. Dinsel bayramlar mı o da ne? Tekdüze, sıradan ve sıkıcı. Hâlbuki balolar özellikle Cumhuriyet Baloları tam bir çağdaşlık vesikasıdır. Olması gerekende budur. Diğerleri ise olsa olsa geri kalmışlığın bağnazlığın simgesi olabilir. Ozan’ın düşünceleri ise tam aksine ne varsa eskide,gelenekte vardır. Sevginin en soylusu ve yakışanı Mecnun’da vardır, Mevlana’da vardır, Yunus’ta vardır.  Fuzuli varken Shakespeare okunmamalıdır.Çünkü ahlak ve erdemlilik gerçek egemenlere özgü değerlerdir.egemenliklerini ruh asaletlerini yitirenlerin kendilerine özgü bir değerleri de olamaz. Birer maymun gibi efendilerinin taklitçisi ve oyuncağı olmaktan başka bir şey yapamazlar.Bu yüzden kopya,taklitçi bir eserdense hakiki eser en güzelidir. Bir defa içinde aşk vardır. Her şeyde ve her yerde olduğu gibi. Kainatın varlığından insanoğlunun yaratılmasına ve yazarında dillendirdiği çayın deminde bile o vardır. Ama nasıl bir aşk. İçinde cinselliği barındıran bir aşk mı yoksa İlahi huzurda boynu bükük,dermansız dizlerle kapına geldim bunca günahla bağışlanmamı dilerim mi demektir. Güneş ve ay gibi her şey Allah’ı tesbih eder. İnsanı yola getiren ona şekil veren yegane şey aşktır.Mecnun’da Leyla, Kerem’de Aslı, olursa da Romeo’da Juliet olmalıdır. Ama en önemlisi tüm bunların anlatmak istediği İlahi aşk olmalıdır.  Yani Allah aşkıdır,baki olanın sevgisidir. Bir ölümlünün değil ölümü de varlığı da yaratanın sevgisidir. 

  

Tüm bunların sonunda  yukarıdaki sorunun cevabını düşünmeden edemiyor insan. Bunların hepsi bir rastlantısal mı yoksa bir yazgının ürünü mü?  Yada  arayanlar bulamazlar lakin bulanlar arayanlardır mı demeliyiz. Ve son olarak her ne kadar yeni karşısında tutunmaya çalışsa da  yazarın sözü, son sözümüz olsun: ‘Özünde cevher olanın izhara(reklama) ihtiyacı yoktur.’

 

ERTAN HALİT AKSAKAL

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 


AddThis
 

Yorum ekle