okumali

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün207
mod_vvisit_counterDün523
mod_vvisit_counterBu hafta4263
mod_vvisit_counterBu ay1636
mod_vvisit_counterHepsi1609448

Derkenar (30)

20.Milli Eğitim Şurası’nın, 1-3 Aralık 2021 tarihleri arasında toplanacağını bizzat Reis-i Cumhur açıkladı. Bu şuranın Türkiye’nin eğitim ufkuna yeni ufuklar açacağına olan inancını da ekleyerek… Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer de, şuranın ana başlığının “eğitimde fırsat eşitliği” olduğuna dikkat çekti ve (bu şurada) üç ana konuda ihtisas komisyonu kurulacağını beyan etti. Bunlar;

a)Temel Eğitimde fırsat eşitliği

b)Mesleki eğitimin iyileştirilmesi

c) Öğretmenlerin mesleki gelişimi

Şüphesiz önemli başlıklar… Ancak şimdiden bu şuranın ölü doğacağını (yani Reis-i Cumhurun dediği gibi Türkiye’nin eğitim ufkunu açmayacağını bilakis teknik-bürokratik ayrıntılar içinde boğulacağını) sorumlu bir eğitimci olarak söylemek zorundayım. Çünkü gündeme alınan başlıklar eğitim sistemimizin “esas (yani birincil) meseleleri” değil.Ancak şaşırmıyoruz…Cumhuriyet tarihimizde (bugüne kadar) yapılan 19 (yazıyla on dokuz) milli eğitim şurasının gündem maddelerini tek tek inceledim. 1921-1926 heyet-i ilmiye çalışmalarından 2014’e gelinceye kadar icra edilen milli eğitim şuralarının ana gündemleri genellikle; teknik ve mesleki eğitimin sorunları, müfredat tadilatı(kozmetik anlamda), öğretmen yeterlilikleri, mektep istatistikleri vb. gibi idari/bürokratik konulardır. Yaklaşık iki asırdır maruz kaldığımız zihinsel sömürgeleşmeye dair bir tek gündem yoktur.(merak edenler ilgili şura raporlarına şuradan ulaşabilirler.https://ttkb.meb.gov.tr/www/gecmisten-gunumuze-mill-egitim-sralari/icerik/328) Teknik/sınai/endüstriyel alanda Avrupa'nın bugününü kendi yarınımız yapmak adına Tanzimat’tan bu yana takip edilen mühendis-iktisatçı aklı hala revaçta…Bu sebeptendir ki, oldukça yetenekli teknik adamlarımız/kadınlarımız olmasına rağmen, ilmi/entelektüel derinlik sahibi insan kıtlığı yaşıyoruz. Neredeyse bütün milli eğitim şuralarının teknik-mesleki eğitim başlıklı gündeminin olması başka nasıl açıklanabilir? ( Not: Bu başlık/lar olmasın demiyorum. Elbette ki bir ülkenin mesleki-teknik eğitimini masaya yatırması çok mühimdir. Fakat aynı ihtimamı sosyal bilimler alanında da göstermek lazım gelir kanaatindeyim.)

Öte yandan, Cumhuriyet tarihimizde 1982,1989 ve 2017 yıllarında olmak üzere toplam üç kez yapılan Milli Kültür Şuralarının sonuncusunda alınan kararlar bile henüz uygulamaya geçmemişken yeni bir şura planlamanın amacı nedir? Bu kararlar sadece kağıt üzerinde kalsın diye mi alınıyor anlamış değilim. Ya da bu şuralar “dostlar alışverişte görsün” diye mi icra ediliyor? Örneğin 2017 Milli Kültür Şurası’nda alınan şu kararlar neden hala uygulan(a)mıyor:

a) Tarihsel ve kültürel havzalarımızın birikimi göz önünde bulundurularak “ulus-devlet kavrayışını” aşan bir ufuk belirlemeliyiz.( Dikkat buyurunuz.Bizzat Kültür Bakanlığı’nın öncülüğünde gerçekleşen bir faaliyette ulus-devlet ufkunun aşılması önerisi var. Kanaatimce bu yaklaşım 2000’lerin başında Cumhurbaşkanı Sezer’e sunulan meşhur Emre Taner raporundan sonra ilktir.)

b) Türkçenin yoksullaşmasını engelleyici tedbirler alınmalıdır.( Bu öneriye rağmen hala ilkokul ikinci sınıftan itibaren Anglo-Sakson kültürün dili zorunlu ders olarak okutuluyor. BU ne perhiz bu ne lahana turşusu.)

c) Eski mezar taşlarının onarılmasına destek olunmalıdır.( Bu konuda TİKA’ nın çabalarını takdir etmek gerek. Malumunuz mezarlıklar tapu senedidir. Ölülerimizin olduğu yerler ulus-devlet ufkunun sığlığından kurtulmamız için vesiledir. )

d) Türk dizilerinin Türk kültür ve medeniyetini tanıtma aracı olarak kullanılması. ( Eyvah! diyesi geliyor insanın. Şayet diziler bizi tanıtacaksa vay halimize…)

e) Lise düzeyi edebiyat metinlerinin sadeleştirilmeden yayınlanması.( Maalesef bu konuda mesafe almış sayılmayız. Liseye giden kızımın edebiyat kitabındaki metinler son derece basit… Bu metinlerle lisan hassasiyeti oluşturmak zor.)

f)Üniversiteye giriş için lisenin son iki yılında dil(lisan) ve ifadenin ölçüleceği ,yazma becerisini geliştirmeye imkan veren bir uygulamaya geçilmeli. Başarılı olanlar üniversite giriş sınavına alınmalı. ( Bu öneri de havada kalmış durumda. Lise talebeleri daha 9.sınıftan itibaren çoktan seçmeli (test) kültürün mağdurları olarak yetişiyor.)

g) Kapsamlı bir Türkçe etimoloji sözlüğü hazırlanmalı.( Heyecan verici bu önerinin de hayata geçtiğine henüz şahit olmadık. Umarız bir yerlerde hazırlığı devam ediyordur. Kavramların tarihine dair farkındalık yoksunu toplumların istikbali tehlikededir.)

h) Kütüphanelerin yaygınlaştırılması. ( Üzülerek söylemek gerekiyor ki bu konuda da yeterince mesafe alınmış sayılmaz. Bazı merkezi yerlere gösterilen ihtimamın taşraya da teşmil edilmesi gerekiyor. Z kütüphane uygulamasından bir an önce uzaklaşmak gerek.)

ı) Üniversitelerde çocuk edebiyatı bilim dalı ihdas edilmeli. ( Bünyesinde çocuk edebiyatı ana bilim dalı olan üniversite var mı bilmiyorum. Bilenlerin yardımcı olmasını rica ederim.)

i) Rant ekonomisine dayalı “kitch” mimariden uzak durulmalı. ( Kağıt üzerinde güzel duran bu öneri en çok ihlal edilenler sınıfına dahil edilebilir.)

k) Kültürel ve toplumsal yararı olmayan festivaller ve niteliksiz konserler yapılmamalı.( Öneri güzel ancak uygulama tam tersi… Halkın parasını sanatçı kılıklı zibidilere yediren kamu yöneticilerinin sayısı hiçte az değil.)

Yukarıda zikrettiğim maddelerin yazılı olduğu 2017 şura sonuç raporuna Kültür Bakanlığı’nın resmi internet sitesinden ulaşılabilir. Bu arada Cumhuriyetin yaklaşık yüz yıllık tarihinde (1982,1989 ve 2017 de olmak üzere) toplam üç kez Kültür Şurası’nın tertiplenmiş olması, kültür meselesine verdiğimiz önemi göstermesi bakımından manidar! Bu şuraların ilkinin 12 eylül darbe konseyi tarafından,diğer ikisinin ise Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan gibi sağ/muhafazakar hükümetlerin iktidarında icra edilmiş olmasının nedenleri üzerinde de düşünmek gerek. Kültür ve Turizm Bakanlığı, mesaisinin büyük bir kısmını turistleri rahat ettirmek için(yani küresel sistemin Türkiye’ye biçtiği “garson devlet” rolünün tahkim edilmesi amacına matuf olarak) harcadığından dolayı, kültürel bağımsızlığımız için çaba göstermesi beklenemez. Arkeoloji disiplini aracılığıyla Türkiye’nin İslam’la mümkün olan varoluşunun tartışılır hale getirilmek istenmesini anladıklarını ise hiç zannetmiyorum. (Not: Milli Kültür Şuraları hakkında ayrıntılı bilgi için Sinem Sünter Sayın’ın Yıldız Teknik Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde yaptığı “Kültür Politikaları Bağlamında Milli Kültür Şuralarının Değerlendirilmesi başlıklı yüksek lisans tezine bakılabilir. )

Şimdi gelelim 1-3 Aralık 2021 tarihleri arasında düzenlenecek olan 20.Milli Eğitim Şurası’nın asıl gündemi ne olmalı meselesine. Şuranın “ Epistemolojik Bağımsızlık İçin Yol Haritamız” başlıklı tek bir gündemi olmalı. Alt başlıklar ise ;

1-Sosyal bilimleri( tarih, edebiyat, sosyoloji, psikoloji, antropoloji, filoloji, siyasal bilimler vb.) Burjuva Protestan uygarlığının kavramsal tahakkümünden kurtarmak

2-Sömürgeci bilginin çitlerini aşmak

3-Epistemik-ontik ve metodik şiddetle mücadele etmek. ( Bu şiddet türleriyle ilgili kısaca bilgi vermek gerekirse Epistemik şiddet; bilginin kaynağına, mahiyetine ve keyfiyetine dair tavrımızı, tutumumuzu, tarzımızı şekillendirir ve neyin “bilgi” değeri taşıyıp taşımadığına karar verir. Bilgiyi nasıl tanımlayacağımıza, yorumlayacağımıza ve anlayacağımıza dair yol haritamızı belirler. Ontik şiddet; varlığın kaynağına, mahiyetine ve keyfiyetine dair farkındalığımızın derecesini belirler ve tayin eder. Metodik şiddet ise, ilk iki şiddet türüyle bağlantılı olarak, neyi nasıl yapacağımıza, bilgi ve varlıkla hangi usul çerçevesinde ilişki kuracağımıza dair yönlendirmede(aslında dayatmada) bulunur. Böylece hayat algımız ve dünya görüşümüz bu şiddet türlerinin tasallutu altına girer. Bu şiddet türleriyle mücadele edebilmenin yolu yeni bir eğitim paradigması inşa etmekle mümkündür. Epistemolojik bağımsızlık ancak bu şekilde temin edilebilir.)

Bu bağlamda Milli Eğitim sistemimizin asıl meselesi olarak yukarıda dikkat çektiğim başlıkların Türkiye'nin kültürel bağımsızlığını önemseyen bürokrasinin-akademinin-sivil toplumun-cemaatlerin-öğretmenlerin-velilerin gündemine taşınması için her birimizin üzerinde ağır bir sorumluluk olduğunu da unutmamak gerekir.

 

19/09/2021

Kamil Ergenç

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

 

 


AddThis