okumali

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün244
mod_vvisit_counterDün523
mod_vvisit_counterBu hafta4300
mod_vvisit_counterBu ay1673
mod_vvisit_counterHepsi1609485

Epistemik Şiddet

Bu kitaptaki yazıların ortak noktası, 17.yüzyıldan itibaren geleneksel dünyanın bilgi-insan-evren-tabiat-tarih-zaman-mekan ve Tanrı tasavvurunu yerle bir eden “aydınlanma paradigmasının” (ki eksiksiz bir şekilde Yahudi-Hıristiyan referanslardan ilham alır) özelde Müslüman genelde ise Avrupa dışı tüm uluslara uyguladığı “epistemik şiddet”tir. Bu şiddet 19.yüzyılda “beyaz adamın misyonu” klişesine yaslanarak Avrupalı olmayan ulusların medenileştirilmesi için sömürgeci emellerine meşruiyet kazandırırken; 20. Yüzyılda demokrasi, insan hakları, emansipasyon, bilimsel özerklik gibi albenili sözcüklerin gölgesinde palazlandı, semirdi ve kendisini tahkim etti. 21.yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakmaya hazırlandığımız şu zamanlarda ise bilimsel bilginin yaşadığı (görece) iktidar kaybının zorunlu sonucu olarak ulus-devlet yapıları çatırdamaya başladı. Dezavantajlı grup hakları adı altında “mikro milliyetçilikler” ve “cinsel sapkınlıklarıyla maruf marjinal hareketler” meşruiyet hakkı kazandı. Bu durum Türkiye gibi henüz modern paradigmayla bile gerçek anlamda yüzleş(e)memiş, özgün kültürel üretkenlik zaafıyla malül olduğu için ciddi kimlik bunalımı yaşayan bir ülkede ağır sosyolojik krizlerin yaşanmasını mümkün kılıyor. Bu kriz, hiç şüphesiz ki,sadece Türkiye’ye özgü değildir... Şayet bir çıkış yolu bulunacaksa (bu yol) krizi yaratan ve yaşatan “araçsal akıl”dan teberri edip yeniden hikemi-irfani aklı” merkeze alarak mümkün olacaktır. Bilgiyi kar, güç, denetim/kontrol aracı olarak konumlandıran “araçsal akıl” insanlığın geleceğini tehdit ediyor. Küre ölçeğinde yaşananlara nazar ettiğimizde görüyoruz ki, kadim medeniyetlerin neredeyse tamamı sözünü ettiğimiz krizin çözümünü, ne yazık ki, o krizi üreten araçsal akla yaslanarak bulmaya çalışıyor.Ortodoks Doğu Hıristiyanlığının ve Budist-Konfiçyus geleneğinin içinde bulunduğu durum bunun delilidir. İslam Dünyası toplumları ise bu krizin farkında olmakla beraber, maruz kaldıkları oldukça yoğun “epistemik şiddetin” sonucu olarak belirginleşen zihinsel sömürgeleşme halinden henüz kurtulamadıkları için, çıkış yolu hakkında dişe dokunur bir şeyler söylemeleri şimdilik oldukça zor görünüyor.

 

Editör


AddThis