Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün304
mod_vvisit_counterDün437
mod_vvisit_counterBu hafta2687
mod_vvisit_counterBu ay11086
mod_vvisit_counterHepsi550235

Oryantalizmin İŞİD'cesi

Oryantalistlerin Müslümanların yoğun olarak yaşadığı beldelerde uygulamaya koydukları ve maalesef başarılı da oldukları stratejilerinin temelini iki önemli başlık oluşturmuştur/oluşturmaktadır.Bunlardan bir tanesi mezhebi farklılıkların derinleştirilmesi, bir diğeri ise tasavvufi/batıni akımların güçlendirilerek mistik ve hayatın dışında,suya sabuna dokunmayan,bir İslam algısının oluşturulmasıdır.Bu strateji bugün bütün çıplaklığıyla ve bütün hızıyla adına İslam Dünyası denilen fakat herhangi bir gerçekliği olmayan beldelerde uygulanmaktadır.Ancak oryantalistler bu durumun Müslümanlar tarafından fark edilemememsi için çok daha sofistike araçlar kullanmaktadırlar.Bir süredir gündemlerimizi işgal eden İŞİD yapılanması da nihai kertede oryantalizmin avangard temsilcisidir.

Irak işgali sonrasında üreyen İŞİD’in bugün bölge açısından ciddi tehlike oluşturuyor gibi görünmesi,aslında yeni bir algı operasyonuna maruz kaldığımızın bir göstergesidir.Bu algı operasyonu münasebetiyle modern klişelerin gölgesinde yapılan tartışmaların yeni bir öcü İslam algısını inşa etmeye çalıştığı ise oldukça barizdir.İŞİD gibi yapıların nasıl bir sosyolojik zeminde ürediği ve hangi fikri/düşünsel zeminden beslendiği ortaya konulmadan yapılacak değerlendirmelerin kısır kalacağı ise izahtan varestedir.Bu tarz yapılanmaların nihai kertede neye/kime hizmet ettiği ise meselenin anlaşılması noktasında cevaplanması gereken en önemli sorulardan biridir.

Meseleyi asıl can alıcı kılan ise birinci dünya savaşının yüzüncü yıldönümünü idrak ettiğimiz bir vasatta oryantalistlerce Ortadoğu olarak adlandırılan bu coğrafyada yaşadığımız büyük kırılmalardır. Müslümanların 21.yüzyıla dair bir iddiaları varsa şayet bu iddialarının bugün kendilerine dayatılan gündemlere mahkum olarak gerçekleşmeyeceğini bilmeleri gerekmektedir.Sanal gündemlerin anaforunda çırpınmaya devam ettikçe küresel istikbarın elinde oyuncak olmaktan öteye gidemeyeceğiz.Mezhep olgusu üzerinden meydana gelen  ayrışmaların geleneksel kodlarını ifşa etmek ve bu gelenekte içkin hastalıklarla ciddiyetle hesaplaşmak mecburiyetindeyiz.Oryantalistlerin bizler için uygun gördüklerini hiç yorulmadan gerçekleştiriyor olmaları onların maharetinin değil bizim cehaletimizin bir eseridir.

Sorun zannedildiği gibi basit değil oldukça derinlerdedir.Tarihin belli bir döneminde o günün siyasal,kültürel,entelektüel,ekonomik v.s. koşullarında ortaya çıkmış olan mezhep yorumlarının bugün Müslümanlar tarafından mutlaklaştırılmaları ve hatta mezhebin dinin yerine ikame edilmesi hususu masaya yatırılmadan bugün yaşadığımız mezhep eksenli krizlerin çözümü mümkün değildir.Ya da İran,İskenderiye,Hint ve Antik Yunan medeniyetleriyle karşılaşmanın bir sonucu olarak İslam dünyasına sirayet eden ve devrimci zühtün,irfani yücelişin ve hikemi tavrın yerine ikame edilen Batıni/ işraki ekollerin bugün Müslümanların zihinlerini nasıl iğdiş ettiği ve İslam’ı nasıl deforme ettiği üzerinde esaslı bir biçimde durmadan yaşadığımız düşünsel buhranlardan kurtulmak mümkün olmayacaktır.Yüce Kur’anın ve beşer peygamberin(a.s) efsaneleştirilmek suretiyle hayatın dışına itilmesinin tabi neticesi olarak türeyen mitolojik şahsiyetlerin, mükerrem İslam dinini kitlesel anestezi aracı haline getirmesi meselesini masaya yatırmadan,yaşadığımız kaostan çıkış oldukça zordur.

Suçu hep başkalarında arama hastalığından kurtularak gerçek anlamda bir özeleştiri yapmak suretiyle gerçek gündemler oluşturabiliriz.Modern kuşatmalar karşısında nasıl bir İslami duruş/dil sahibi olacağımıza dair bir perspektif ortaya koymak mecburiyetindeyiz.Bugün İslami kimliğin muhafazakarlıkla özdeş hale geliyor oluşu karşısında dahi esaslı bir tavır sergileyemiyor oluşumuz,aslında,İslami dili gündemleştiremiyor oluşumuzun açık bir göstergesidir.İslam’ın özgün kavramlarının içinde yaşadığımız zamanı anlamlandırması gerekirken bu özgün İslami kavramlar yerine ulus-devlet klişeleriyle meseleleri anlamaya çalışıyor oluşumuz kabul edilebilir değildir.

Mü’min kişinin içinde yaşadığı zamana şahit olması, zamanın oğlu/ibn-ül vakt olması icab eder.Nasıl ki bütün peygamberler kendi toplumlarının ve zamanlarının şahitleri ve Allah’ta bütün bir zamanın ve mekanın şahidi ise kendisini İslam’a nispet eden kişinin de zamanının idrakinde olması gerekmektedir.Bu idrak mü’min kişiye bugüne özgü çözümlemeler yapmasını,bugüne özgü değer üretimini ve bugüne özgü takva dilini gündemleştirmesini ilzam eder.Zamanın  şahidi olmak yaşadığı çağın tüm hususiyetlerini bilme çabası içerisinde olmayı ve içinde yaşadığı çağa tevhidi hakikati ulaştırma sorumluluğuyla mücehhez olmayı gerektirir.İçinde yaşadığımız zaman diliminin nasıl şekillendiğine dair bir malumat sahibi olmadan bu çağa söz söyleyebilmemiz mümkün değildir.İslam’ın müstesna dili her çağın efkarıyla yüzleşebilecek ve aşabilecek kıvamdadır.Bugünün müslümanının en önemli vazifesi ise bu çağın fikriyatını öğrenmek ve İslam’ın muştusunu bu çağın insanına ulaştırmaktır.

Aktüel politik dilin ayartıcılığına kapılmak bugün yaşadığımız en önemli krizdir.Güncel hadiselerin keşmekeşi içerisinde asli olanı erteleyen ve fakat teferruat kabilinden şeylerle meşgul oluyoruz.Müslümanların bugün neden mezhebi argümanlarla birbirlerini boğazladıkları ya da neden İslam dünyasının  her türlü emperyalist/kolonyalist projeye teşne olduğunun cevabını aramak yerine politik manipülasyonlarla zamanlarımızı heder ediyoruz.Oysa ki bu korkunç durumun sebeplerini konuşmak ve kendi gerçeğimizle yüzleşmek zorundayız.

Şurası bir hakikattir ki bir yerde sömürgeleştirme yaşanıyorsa orada sömürülmeye müsait bir zemin var demektir.Bu zemini oluşturanlar ise sadece emperyalistler değildir.ABD’nin veya İngiltere’nin onlarca yıldır müslüman beldeleri sömürgeleştirmeleri Müslümanların sömürgeye müsait bir zemin oluşturmalarından dolayıdır.Bugün karşımıza İŞİD olarak çıkan yapılar,her ne kadar küresel istikbar tarafından üremesine müsaade edilmiş olsa da Müslümanların böyle bir zemini besleyen tarihi ve geleneksel zeminleri olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.Anlaşılması güç olan mesele ise,Müslümanların ellerinin altında korunmuş Kur’an olmasına ve rasul(a.s)’ün pak hayatı bütün teferruatlarıyla biliniyor olmasına rağmen hala bu tür cehalet örneği eylemler/yapılar içerisine giriyor oluşlarıdır.

Üzülerek müşahede ediyoruz ki bugün İslam Müslümanların hayatını şekillendirmiyor.Mübarek kitabımız Kur’an Müslümanların düşünce dünyalarını ve ameli hayatlarını tanzim etmiyor.Yani Kur’an yine Kur’anın ifadesiyle ‘’mehcur’’ bırakılmış vaziyettedir.Akif’in yıllarca önceden işaret ettiği mezarlarda okunmak ya da fal bakmak için okunan hale gelen Kur’an, bugün hayatı tanzim eden değil üzerinde anlamsız ve maksatlı spekülasyonların yapıldığı bir kitap haline getirilmek istenmektedir.Hıristiyanların kendi dinlerine ruhbanlığı icat ederek yaptıkları ihanetin benzerini Müslümanlar Kur’anı hayatın dışına iterek yapmaktadırlar.Geleneğin din yerine ikame edilmesi bu sorunların en önemli ayağını oluşturmaktadır.

Müslümanlar,geleneğin ve ulus-devletin klişeleriyle hayatlarını tanzim  etmek yerine artık Kitab-ı Kerim’in muştulayıcı ve inzar edici iklimine ram olmayı yeğlemelidirler.Kitab-ı Kerimden uzak bir şekilde tanzim edilmeye çalışılan hayat her türlü batılı bünyesinde barındırmaya aday bir hayattır.Bu batıl bazen din kisvesi altına gizlenerek maksadına ulaşmaya çalışır.Nitekim bugün modern tahakküm karşısında direnemeyen,mükellefiyetleri arasında olmasına rağmen,hayatın her alanında tevhidi perspektifi ortaya koyamayan ve bu anlamda bir çaba içerisine girmeyen müslümanlar,kısa yoldan cennete(!) gitmenin yolu olarak İŞİD gibi ne idiğü belirsiz yapıları ,cihat adı altında, kendilerine sığınak olarak görmektedirler.Tarihin sonu tezini hazırlayanları haklı çıkarırcasına,İŞİD tarzı yapılanmalar İslam’ın modern/post-modern tahakküm araçlarıyla ve diliyle baş edemeyeceğini ,insanlığın son kalesinin liberal demokrasiler olduğu gerçeğini meşrulaştırmak için üstlendikleri görevi layıkıyla yerine getirmektedirler.Müslümanlar,bir yandan İŞİD radikalizmine mahkum edilmek istenirken diğer yandan uzlaşmacı,pragmatist ve oportünist İslami(!) akımlara/hareketlere doğru itilmek istenmektedir.Üçüncü bir yol arayışı içerisinde olanlar-tevhidi perspektif sahipleri- ise bu iki kutup tarafından din diliyle(!) ötekileştirilmektedirler.Her iki durumda da küresel istikbarın menfaatine uygun bir zemin oluş(turul)muş olmaktadır.

Muazzez İslam’ın çağlar üstü ulvi tevhid mefkuresi İslam libası giyinmiş şuursuzlar eliyle kirletilmek istenmektedir.Bu durum merhum Şeriati’nin de kavramsallaştırmasıyla tipik bir ‘’dine karşı din’’ durumudur.Hamas gibi küresel istikbarın bu coğrafyadaki temsilcisi İsrail’in tahakkümünü ve bu tahakkümü destekleyenlerin otoritesini sarsan direniş ahlakı abidesi bir İslami Hareket varken ve bu hareket tüm dünya Müslümanlarına mü’mince bir direnişin bütün bir tahakküm araçlarını ve dilini nasıl bertaraf edeceğini öğretirken,İŞİD gibi Vandal yapıların meşhur edilmesi oldukça dikkat çekicidir.Modern paradigmanın öteki ihtiyacını her dönemde farklı ideolojiler üzerinden gidermesi kurnazlığı Müslümanlar tarafından maalesef fark edilemediği için,İŞİD’in bu ötekilik içerisinde üreyen konumu da fark edilemiyor.Vesselam…

 

Kamil ERGENÇ

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

 


AddThis
 

Yorum ekle