Üye Girişi

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün141
mod_vvisit_counterDün303
mod_vvisit_counterBu hafta141
mod_vvisit_counterBu ay141
mod_vvisit_counterHepsi120378

Kimler Sitede

Şu anda 4 konuk çevrimiçi

Seküler Muhafazakarlık-VI

Türkiye’de ki sekülerleşme süreci muhafazakarlıktan bağımsız düşünülemez.Yazının başında da ifade ettiğimiz üzere  II.Abdülhamit çizgisinin muhafazakar modernleşme yolunu seçmesi Cumhuriyet döneminde Menderes,Özal,Erbakan ve Erdoğan tarafından sürdürülmüştür.Muhafazakarlığın Aydınlanma ürünü bir tepki ideolojisi olduğu düşünüldüğünde,Fransız İhtilali’nin aşırı gelenek/din düşmanlığı neticesinde ortaya çıkan yıkımı engellemek amacıyla her ne kadar geleneğe ait bazı unsurların muhafaza edilerek modernleşmenin doğru olacağına dair vurgulamaları olsa da,modernlikte içkin olan sekülerliğe itiraz kaydı düşmemesi muhafazakarlığın modernitenin yardımcısı pozisyonunu tahkim etmiştir.

 

Seküler Muhafazakarlık-IV

Antik Yunan Medeniyeti üzerine oturan Pagan Roma’nın Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesi neticesinde ortaya çıkan laik-dindar ayrımının kökleri Aristo’ya kadar uzanmaktadır. Aristo’nun kozmolojisinde evren ay-altı ve ay-üstü evren olarak ‘’ayrılmış’’,ay-üstü olarak tabir edilen evrenin maddi olmayan,lahuti ve fesada uğramayan;ay-altı alemin ise oluş ve bozuluşa konu olan düşük,sufli ve organik evreni temsil ettiği ifade edilerek evrenin bir bütün olarak değil dikotomik bir niteliğe sahip olduğu iddia edilmiştir.Hıristiyan dünyasının müslüman mütefekkirler aracılığıyla tevarüs ettiği Aristo’nun bu dikotomik evren tasavvuru,daha sonra din-devlet,madde-ruh veya ruh-beden,dünyevi-uhrevi,kamusal-özel gibi ayrımlara da kaynaklık etmiştir.

 

Seküler Muhafazakarlık-II

Avrupa merkezli insan,tarih ve evren algısının şekillendirdiği modern dünya,21.yüzyılı modernitenin kendisini tahkim etme aracı olarak üreyen post-modern paradigma çerçevesinde geçirmektedir.Bilimsel kesinliğin ve meta-anlatıların/ideolojilerin yapıbozuma uğradığı post-modern dönem, sekülerliği içkin boyutu ve dini olanı kültüre/folklöre indirgemesi yönüyle moderniteye asistanlık yapmaktadır.Müslüman halklar gerek maruz kaldıkları dahili oryantalist müdahalelerle, gerekse doğrudan işgal ve sömürgeleştirmeyle Avrupa merkezli bu algıya mahkum ve mecbur edilmek istenmektedirler.Bu algıya direnen müslüman halklar ise Mısır,İran,Filistin örneğinde görüldüğü üzere ya terörize edilerek,ya ambargolara mahkum edilerek ya da doğrudan askeri müdahalelerle sürece entegre edilmeye çalışılmaktadır.

 

Gülen Hareketi Üzerinden Terbiye Edilen İslamcılık

Türkiye de göç olgusuyla palazlanan cemaat yapıları yıllarca modern şehir hayatında müslümanca yaşama kaygısı taşıyan insanlar için bir sığınma kapısı oldu.Anadolu’dan büyük kentlere akan insanlar bu kentlerin keşmekeşi içerisinde kaybolmamak için cemaatlerin havzasına dahil olmayı yeğlediler.Cemaatler, modern değerlerin yerleşmesine engel olma misyonları gereği önemli bir işlev görmüş olmaları yanında, politik ayartıcılığın da tesiriyle güçlerini siyasal alana kaydırarak her dönemde politik sonuçlar üzerinde etki eden bir pozisyon aldılar.Sadece Gülen Hareketi değil bugün Türkiye’de kemiyet ve ekonomik güç anlamında ciddi boyutlara ulaşan cemaatlerin sistemin özüne dönük değişimin gerçekleşmesi adına bir çaba içerisinde olduğunu söylemek güçtür.Bu yapılar daha çok modern hayatın buhranlarına karşı bir koruma kılıfı olmayı ve devletin arzuladığı uysal vatandaş formunun gerçekleştirilmesine hizmet etmeyi yeğlemişlerdir.

 

Seküler Muhafazakarlık-V

İslam’ın helal-haram gibi sınırları belli olan öğretisi karşısında post-modern düşünce gri alanlar ihdas ederek ‘’aslında böylede olabilir’’ mantığı çerçevesinde esnetme politikası işleterek dini olanın laubalileştirilmesine çalışmaktadır.Herkes yaşamında özgürdür, kimse kimseye karışmamalı,herkesin tercihine saygı duyulmalı,hoşgörülü olmalıyız,günah işleme özgürlüğü de olmalı v.b.gibi argümanlar üzerinden, haramları görünür kılma çabalarının post-modern kültürle ve bu kültürde içkin olan sekülerlikle ilintili olduğunun fark edilmesi gerekiyor.Bugünün siyasi politik argümanlarının da post-modern düşünme biçimine uygun olarak şekillendirildiğini her geçen gün daha belirgin olarak fark ediyoruz.Adalet/hakkaniyet esaslı bir paradigma üzerine oturması gereken siyaset maalesef hevasını ilah edinen kitlelerin memnuniyetini sağlamak için çabalayan bir  mekanizma haline getirilmektedir. 

 

Seküler Muhafazakarlık-III

Gerek kadim Hıristiyanlıkta gerekse İslam da din dilinin hayatın her veçhesine müdahil olma/tanzim etme isteği,sekülerliğin kabul edilemez bir düşünme biçimi olduğunu izhar eder. Ancak pagan Roma kültürünün içerisinde neşv-ü nema bulan Hıristiyanlığın, kitleselleşmeyle birlikte cemaat olmaktan çıkarak devletin ‘’resmi dini’’ haline gelmesi ve buna paralel olarak kilise örgütlenmesine gitmesi, Hıristiyanlığı hayata içkin bir din olmaktan çıkararak kurumsal bir din hüviyetine bürümüştür.Roma’yı dönüştürme arzusuyla yola çıkan Hıristiyanlığın bizzat kendi mensupları tarafından sekülerleştirilmesi dikkate değerdir.Aziz Kur’an’ın Hadid suresinde işaret ettiği ‘’Onlara ruhbanlığı biz emretmedik.Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri uydurdu ancak ona da gereği gibi uymadılar’’(*)beyanı Hıristiyanlığın Roma Devleti içinde kalmaktan imtina eden zühtçü mensuplarının/ruhbanların zamanla laik-dindar ayrımını besleyecek bir zeminin oluşturucuları olduklarına işaret etmekte ve sekülerliğin nasıl bir zeminden beslendiği hakkında bize fikir vermaktedir.

 

Seküler Muhafazakarlık-I

 Her kavram içine doğduğu tarihin ve kültürün izlerini taşır.Bir kavramın-hele de bu kavram başka bir dilden ve kültürden ihraç edilmiş ve doğrudan hayata ve varlığa ilişkin bir kavram ise-içine doğduğu düşünsel/entelektüel ve kültürel zemin bilinmeden,o kavramı doğuran sosyal,siyasal,ekonomik v.s şartlar etüt edilmeden tanınması mümkün değildir.Üstelik bu kavram sekülerlik ve muhafazakarlık gibi kendisini dini olanla bağ kurmadan anlamlandıramayacağımız kavramlar ise daha bir hassasiyet göstermek icap eder.Çünkü o zaman meseleyi, kavramın ortaya çıktığı tarihi ve kültürel havzada dinin neye tekabül ettiği yönünden ele almak gerekecektir.Dolayısıyla hayat algısında köklü değişikliklere sebep olan kavramların mahiyetleri bilinmeden,alelade bir şekilde kullanılması ciddi sorunlara sebep olabilmektedir.

 

Oruç Neyi Bozar?

Asli olanın ertelendiği fakat teferruatların alabildiğine gündemleştirildiği bir ramazan ayını daha yarılamış durumdayız. Dini hayatımız çok ciddi krizler yaşıyor.Teferruatlara hapsedilmiş bir İslam algısı her dönemde ve fakat özellikle de ramazan aylarında daha bir gündemlerimizi meşgul ediyor. Orucumuzun bozması/ortadan kaldırması gereken şeyler bütün canlılıklarıyla karşımızda arzı endam ediyorlar.