Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün323
mod_vvisit_counterDün665
mod_vvisit_counterBu hafta2957
mod_vvisit_counterBu ay14371
mod_vvisit_counterHepsi586254

Bilincin Eşekleştirilmesi

Bilincin Eşekleştirilmesi  doyumsuz bir felsefenin kapısını aralayan bir cep kitapçığı …

          İnsanın gündelik hayatında yıktığı elden çıkardığı ,elveda dediği  ve feda ettiği ilk şey İsyan diyerek başlıyor satırlar….Yazar, insanlığın dünyada Tanrı benzeri yapan isyanı kaybettiğine değiniyor. İsyanı kaybetmenin nedenini bazen taksit için iki üç beş yıllık senet imzalamaya bağlıyor. Böylece yerinden canlanmayan, başına gelen talihsizliklere bu tiplerin baş üstüne dediğine değiniyor. Taksitlerin bireyin maaşına gelirine ve mevcut durumuna göre ayarlandığını, insanın tanrı benzeri olmasının bir buzdolabına bir eve bir otomobile feda edildiğini söylüyor. Sonra bu insanın neleri kaybettiğini bunlara karşılık neleri kazandığını ve nerelerinden zevk aldığını anlayamadığını tespit ediyor.

İsyan bilincinin tadını almış bir kimsenin kesinlikle bunu başka bir şeyle değişmeyeceğini vurguluyor. Ve şu soruyu soruyor.

Fakat nasıl oluyor da biz insanlık ailesi bu zevki kolayca değişiyor?

 Yazara göre  bilincin eşekleştirilmesi diye  nitelendirebileceğimiz  çok güçlü bir el veya acımasız bir kırbaç sıkıntıya düştüğümüz zaman ; gece ve gündüzler de hatta uykumuz da idari mesleki ailevi ve giyim ile ilgili rüyalar gördüğümüzü etkenlerden biri görüyor. Böyle durumlardan kurtarmamız gerektiğinin özellikle altını çiziyor.

      Aslında ne kadar fırsatı kaçırdığımızı, bu şeylerle meşgul olduğumuz için hayatta daha ele geçiren verdiğimiz nice zevklerinin değerlerin ve yetkileri ne olduğunu bilmediğimizi. İşte bizi mi bataklıktan çekip çıkaracak şeyin kendi iç dinamiklerimizde olduğuna vurguluyor.

           Bir gizli elin bizi ne kadar da aşağıladıklarına toplum ve eğitim sistemine bir bakarak görebileceğimizi öne sürüyor. Bizleri öyle küçük görüyor ve gösteriyorlar ki birtakım şeyleri kendi gücümüzle, imkânlarımızla yapabileceğini düşünmediğimiz gibi kendimizi de tanımadığımızı vurguluyor.

          Bu aşağılık duygusunun insanlık için ürperti verici bir patron ve kötü bir şey olmak bir yana tamamen köle ettiğini ve birilerinin efendiliğini sığındırdığını tespit ediyor.

       Bazen bu eşekleştirmenin Eskimo’ya buzdolabı satıp, deve satıcısına altından Renault araba aldırdığını, doğal olarak bunu da bir işe yaramadığının altını çiziyor. Eşekleştirmenin insanları çıkmaz sokağa götürdüğünü, sosyal bilimlerden uzaklaştırdığını dolayısıyla toplum mühendislerinin olmadığını ; bu durumun insanları ya tamirci, ya montajcı veya taklitçi yaptığını savunuyor.

       Eşekleştirmenin geçmişte yalnızca zevk ve tecrübelerden ibaret olduğunu, bugün ilmin ona destek verdiğini, ayrıca bütün kitle iletişim araçları, radyo televizyon, eğitim-öğretim, basın, doğu-batı tercümeleri, tiyatro vesairenin onun yardımına geldiğini vurguluyor. Bilimsel psikoloji, teknik sosyoloji, politik psikoloji ve eğitim psikolojisi imdadına yetiştiğini, eşekleştirmenin teknik teknolojik ve bilim ile donanımlı hale geldiğini ileri sürüyor. İşte bu yüzden insanı tanımanın da aynı ölçüde zorlaştığını, bu durumu aşmada kriterin ‘’ insani bilinç ve sosyal bilinç olduğunu vurguluyor.

İçselleşmemiş din anlayışlarının insanları eşekleştirme vasıtası olarak kullanıldığına dikkat çekiyor.

Bir evde yangın varken iyi dikkat edin sizi namaza, Allah'a dua ya çağıran kimsenin davetinde hainliğe ince bir işaret olduğunu vurguluyor.

Sapık din anlayışının iki şekilde sorumlulukları körelttiğini tespit etmiş. Birincisi kişinin elinden alınan mahrum bırakılan bir takım ihtiyaçlarını olduğunu fakat isyan yetisini kaybettiren bu anlayışın sabra zorladığını, zulüm yükü altına girmeye zorladığını ve Susmaya ve sabretmeye çağırdığını Durumu birilerine havale edip ve sorumluluğumu üzerinden kaldırdığını belirtiyor. İkincisin ise toplumun kaderine karşı günah ve cinayetler işlediğini, İnsani sorumluluk ve sosyal bilincin bireyi ister istemez bunları telafi etmeye, halka hizmet etmeye ve haklarını geri vermeye zorladığını vurguluyor.

      Dolayısıyla eşekleştirici dinin hem mazlum benin intikamını ölüm sonrasında bırakmaya zorladığı gibi hem de zalim beni yaptığımız hataların telafisi için Mazlum’u razı etmem gerekmediğini aksine Tanrı temsilcilerinin hoşnut etmek gerektiğini vaaz ettiğini söylüyor.

    Bu dogma Allah tarafından cennete giriş onayı alıyor. Bu bakımdan sapıtan her iki sınıfı yani hem Mazlum'u hem de zalimi eşekleştirmeye çağırdığını, tüm somut meseleleri soyutlaştırıldığını ve tek tek herkesin omuzunda ağırlık yapan bütün sosyal sorumlulukların yalnızca bu resmi mütevelli eden ve profesyonel hazırlanan özel hilelerle kolayca ortadan kaldırıldığını savunuyor. Ayrıca  bu dini eşekleştirmenin  züht, şiir, ırkçılık geçmişi kutsama anlamsız şükür v.b……kavramlarla da süslenerek bilinç kaymalarına neden  olduğunu vurguluyor.

      Eşekleştirme metotlarının birisinin doğrudan diğerinin dolaylı olduğunu aktarıyor. Doğrudan eşekleştirme zihinleri cehalete veya onları saf durmaya zorlamış yani zihinlerini cahiliye sapıklığa azgınlığa sürüklediğini,  dolaylı eşekleştirmenin ise zihinleri büyük acil ve hayatı olan haklardan ayırıp onları süslemek suretiyle küçük önemsiz ve acil olmayan haklara yönelttiğinin altını çiziyor.

 Bu bilinçsizleştirmenin insanları lükse yönetildiği, tüketimi ve tüketim medeniyetine düçar olunduğunu ve hep taklitten yola çıkarak bir şeyler yapmaya çalışıldığını belirtiyor. Bunu başarmak için bireysel özgürlükler, büyük uyuşturucu olan cinsel özgürlüğü çıkardıklarını vurguluyor. Cinsel bunalımının baskısı altında olduğu 5-6 içerisinde kaldığını, sosyal özgürlüğe kavuşacağım diye cinsel özgürlükten yararlanarak- ki zaten daha sonra bu hali kalmayacak- borç ve taksit altında öyle bozulacak ki bireylerin aklı büsbütün başından gittiğini vurguluyor. Evet yalnızca beş altı yıl cinsel özgürlüğü savunanlar daha sonra danışıklı dövüş yapar gibi kadın özgürlüğü ortaya çıktığının altını özellikle çiziyor.

Sonunda bireyin küçük şeylere bağlandığını, küçük şeylere ilgi duyan, küçük şeyleri üzülen gamları, dertleri, tasaları ve idareleri çok az olan biz basit ve gafil Civcivler gibi olunduğunu, bu karmaşık zalim güçlere, vahşi göz bağlayıcılara esir olmaktan kurtulamadığının altını çiziyor.

Yazar çevrede oluşan bu eşekleştirme girdabının gerek bireysel, gerek toplumsal, gerek edebi şekildeki vb .her meselede kendini iyi şeyler yapmak konusunda sorgulayıp ve  topluma karşı görevleri konusunda öz bilinci diri tutup, neme lazımcı tutumlardan kaçınılması gerektiğini bir reçete olarak sunuyor.

 

Mehmet GÖZÜTOK

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis
 

Yorum ekle