okumali

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün744
mod_vvisit_counterDün825
mod_vvisit_counterBu hafta1569
mod_vvisit_counterBu ay17382
mod_vvisit_counterHepsi1137644

Siyah Öfke

Köleliğin insanlık dışı bir uygulama olduğu hususunda herhalde hiç kimsenin şüphesi yoktur. Bir insanı başka bir insanın mülkü haline getirmek, onu alınıp satılabilen bir meta gibi konumlandırmak en aşağılık fillerden sayıl(malıd)ır. İnsan olmaklık bakımından hiçbirimizin yekdiğerine üstünlüğü olmadığını, biyolojik varlığımızdaki farklılıkların faikiyyet anlamına gelmediğini söylemeye gerek yok. Ancak üstünlük arayışı da insanlık tarihi kadar eski. Ateşin topraktan üstün olduğunu iddia ederek teslimiyeti reddeden şeytanın tavrı, insanın dünya serüveni başlamazdan evvel, ırkçı perspektifi yansıtması bakımından kayda değerdir. Kitab-ı Kerim tarafından apaçık düşman olarak tanımlanan bu varlığın, insanın insana üstünlük taslamasının, onu köleleştirmesinin ilham vericisi olarak tarih boyunca rolünü iyi oynadığı söylenebilir. Nitekim kölelik, klasik anlamıyla ancak 20.yüzyılda ortadan kaldırılmış ve fakat daha modernize edilmiş biçimleriyle hala varlığını devam ettirmektedir. Kapitalist iktisadi düzenin çarklarında yaşam mücadelesi veren geniş kitlelerin durumu modern köleliğin tezahürleri olarak okunabilir. Bir yandan sürekli borçlandırılmak suretiyle bankalar aracılığıyla sömürülürken,diğer yandan reklam yoluyla sürekli tüketime teşvik edilen ve neye ihtiyacı olduğuna bile karar veremeyen toplumlar modern kölelik düzeninin kurbanları olarak değerlendirilebilir.

İslam, köleliğin bir müessese olarak işlevsel olduğu toplumsal zemine geldi ve ilk günden itibaren tedrici olarak bu müessesenin ortadan kaldırılması için mücadele verdi. Aziz peygamberimiz hem bizzat uygulayarak hem de sözleriyle köleliğin çirkin ve insanlık dışı yönünü deşifre etti. Nitekim ahirete irtihal ettiğinde,Hicaz Yarımadası’nda kölelik büyük ölçüde tarihe karışmış ve hatta vaktiyle köle olarak alınıp satılan bir çok kimse aziz İslam’ın şerefli mensupları olarak en ön saftaki yerlerini almıştı. İslam, üstünlüğü/faikiyyeti akide üzerinden konumlandırdığı, akide dışında üstünlük sağlayabilecek tüm unsurları(ırk,dil,kabile,coğrafya,kültür vb.) reddettiği için, kölelik müessesi Müslümanların büyük bir kesiminin nazarında itibarsızlaştı. Ancak çok geçmeden cahiliyyenin bu çirkin adeti yeniden canlandı ve kölelik, Müslüman imparatorluklar nezdinde meşruiyet kazandı. İslam’ın açıkça cephe aldığı köleliğin yeniden meşruiyet kazanmasının nedenleri üzerinde titiz çalışmalar yapmak gerekiyor. Osmanlı İstanbul’unda köle pazarlarının 19.yüzyılda kapandığı dikkate alınırsa, meselenin ehemmiyeti daha da iyi anlaşılır.

Ancak Müslümanların tarihinde öyle bir dönem var ki, bu dönemi daha dikkatli bir şekilde incelemek ve bir tarih felsefesi perspektifiyle değerlendirmek gerekiyor. Zenci kölelerin isyanına tanıklık eden bu dönem Abbasi Hanedanlığı’nın egemen olduğu süreçte cereyan ediyor. Miladi 869-883 yılları arasında yaklaşık on beş yıl süren zenci köle isyanlarında rivayetler muhtelif olmakla birlikte milyonlara varan kayıplar söz konusu. Bunun yanında akıl almaz işkenceler, tecavüzler ve yağmalar da cabası…

Bugünkü Irak’ın güneyinde Basra civarında ortaya çıkan bu isyana takriben beşyüzbin zenci köle katılmış. İsyana önderlik eden kişi zenci değil. Abbasi Hanedanlığı’na diş bilemiş, hanedanlık bünyesindeki iktidar kavgalarını fırsat bilmiş ve karın tokluğuna hayvanlar gibi çalıştırılan zencileri, daha iyi bir hayat ve hürriyet vaadiyle örgütlemiş. Sonuç,Müslümanların tarihinde benzeri belki Moğol ve Haçlı saldırılarında görülebilecek bir yıkım, talan, katliam, tecavüz…

Nasıl oluyor da bir Müslüman toplum bu kadar büyük bir köle nüfusunu, hiç rahatsızlık duymadan,istihdam edebiliyor? Ya da buna nasıl meşruiyet kazandırıyor? Mensubu olduğu din açıkça köleliği takbih etmesine rağmen bu alçaklığı nasıl yapabiliyor? Dönemin alimleri, fazılları,zahitleri bu esnada ne yapıyor? Tüm bu sorular ve elbette sorulabilecek başka sorular bu süreci ortaya çıkaran tarihsel nedenleri ve koşulları anlamak için mühimdir diye düşünüyorum.

İslam,köleliğin (toprağa bağlı olanı da dahil) hiçbir çeşidine cevaz vermiyor.Bundan dolayıdır ki mesela Avrupa’da olduğu gibi bir serflik ya da derebeylik Müslümanların tarihinde kurumsallaş/a/mıyor. Ancak Abbasiler dönemindeki “toprağa bağlı kölelik” şeklinde tezahür eden istisnai durumu ortaya çıkaran sebepleri de anlamak gerek. Malum Basra,Hz. Ömer döneminde kurulan bir şehir.Kufe’ye nazaran daha bataklık bir havzada. Fırat ve Dicle nehirlerindeki taşkınlar bu havzada ciddi bir alanı bataklık haline getiriyor. Dönemin idarecileri bu bataklıkların ıslah edilmesi için kanal açma çalışmaları yaparak sulu tarıma imkan verecek şekilde toprağı ihya ediyor. Ölü toprağı ihya edene,yüzde on öşür vergisi vermek suretiyle,o toprağın maliki olma ruhsatı veren İslam Hukukuna istinaden bu belde/ler imar ediliyor. Ancak Emeviler döneminden başlayarak bu beldenin geniş toprakları ikta yoluyla(yani bir aileye devamlı olarak) Kureyş aristokrasisine veriliyor.Hz Ömer’in Kureyşlilerin Mekke ve Medine’den çıkarılmaması kararını değiştiren Hz. Osman Ümeyyeoğulları ailesinden bir çok kişiye buralardan toprak bağışında bulunarak güç kazanmalarını sağlıyor.Bu aristokrasi Abbasiler dönemine kadar oldukça semizleştiği için geniş toprakları işleyecek emek ve iş gücü ihtiyacını karşılamak amacıyla köle istihdamına yöneliyor.Köle tüccarları aracılığıyla satın alınan onbinlerce Afrikalı zenci,şeker kamışı ve pirinç tarlalarında ya da Fırat ve Dicle nehirlerinin taşması(med-cezir) sonucu tuzlanan tarlaların ihya edilmesinde çalıştırılıyorlar.İsyana giden yolun tarihsel arka planı kabaca böyle…

Portekiz ve İspanyol maceracıların Afrika’dan Avrupa’ya gemiler dolusu köle taşıdığına ve bu kölelerin büyük bir kısmının yollarda öldüğüne dair sömürgeci anlatıyla büyüyen bizler için,kendi tarihimizin bu yüz kızartıcı yönüyle yüzleşmek gerekiyor.Belki böylece bugün Körfez Krallıkları’nda Pakistan, Bangladeş ve Sudan kökenli kölelerin hala karın tokluğuna ve hayvanlar gibi çalıştırıldığı;ülkemizde yalnızca kaza haberlerinde karşımıza çıkan çoğu Güneydoğulu mevsim işçilerinin insanlık dışı çalışma koşulları;maden ocaklarında gün yüzü göremeden çalışan işçilerin ahvali;bodrum katlardaki tekstil atölyelerinde çalıştırılan Suriyeli mültecilerin emek sömürüsü hakkında daha tutarlı bir tutumun mümessili olabiliriz.

Tarihi bir hamaset ve popülizm aracı olmaktan çıkararak felsefi bir perspektifle okumak ve dersler çıkarmak ertelenemez bir sorumluluk olarak önümüzde duruyor. Vesselam…

 

Kamil ERGENÇ

 

Not: Bu yazıda sözü edilen zenci isyanına ilişkin ayrıntılı bilgiyi Mustafa Demirci’nin Çizgi Yayınları'ndan çıkan “Siyah Öfke” isimli kitabından edinmek mümkündür. Ayrıca İSAM dan “Karmatiler” maddesine de bakılabilir.


AddThis
 

Yorum ekle