blank

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün528
mod_vvisit_counterDün553
mod_vvisit_counterBu hafta6099
mod_vvisit_counterBu ay15840
mod_vvisit_counterHepsi677292

CAN FEDA/Hz.FATIMA

Kitabın başlığına bakınca bir önyargı ile biyografi çalışması yani Hz. Fatıma’nın hayatından bahsedilip, araya da hikâyeler serpiştirilmiş kesitler sunulması gibi bir anlatım beklenirken daha ilk sayfalardan itibaren kitabın seyrinin bu şekilde olmayacağı anlaşılmaktadır

Yazar Ehl-i Beyt’i yazmanın kolay olmadığını vurgulamış ve Ehl-i Beyt’i  yazmanın kitabın satırlarında da belirtildiği gibi büyük bir aşk gerektirdiğini romanlaştırarak anlatmıştır.

Kitaba, başına gelen bir yangınla evini ve kütüphanesini kaybeden özellikle de   ‘’Divan-ı Zehra’’ adlı kitabının yanması ve Divan-ı Zehra’yı yazdığına dair hiçbir delili kalmayan Zebun bin Mestan Efendi’nin yazdığını kanıtlayabilmek için kırk günde kırk tane meseli hükümdara saymasıyla başlanmıştır. Bu meseller zincirinde Ehl-i Beyt’i  aşkıyla yanan Belhli tüccar Cüneyd el Kındi, Kuşadalı Üveysi Haşim, Necefli Hacı Hüsrev, Botanlı Ramazan, Tıkritli bilge ebe Destigül Nine ve torunu Abbas gibi karakterlerin Kerbela’dan Mekke ve Medine’ye giderken Hz. Fatıma’nın nurunun altında buluşmaları anlatılmıştır. Her bir karakterin ayrı ayrı nasıl o noktaya geldiklerini yani kısaca hayat hikâyelerini anlatırken araya da ayetler, şiirler, Hz. Fatıma, Hz. Muhammed (sav) ve Ehl-i Beyt’ten hikâyelerle romanda zenginleştirilmiştir. Kahramanların hayat hikâyeleri anlatılırken Hz. Fatıma’nın romanın başkahramanı olmasının önüne geçmemiş, tam tersi o hayatlarla Hz. Fatıma ve Ehl-i Beyt’e olan aşkı kuvvetlendirilmiştir.

Hatta internetten yaptığım araştırmalarda yazarın sırf Hz. Fatıma’nın romandaki önemini kaybetmemesi için aslında Türk edebiyatının önemli şairlerinden Fuzuli’nin ve Kanuni Sultan Süleyman arasında geçen meselenin Zebun bin Mestan Efendi ile hükümdar arasında geçiyormuşçasına kurgulanması ,yazarın tam tersi bu konuda çok dikkatli davrandığının işaretidir.

Yazar Hz. Fatıma’yı anlatırken sadece Fatıma olarak anlatmamıştır. Fatıma’yı anlatırken Babası Hz. Muhammed (sav)’in annesi, Hz. Hatice’nin kızı, velilerin babası Hz. Ali’nin eşi, cennetin en genç efendileri Hz. Hasan ve Hz Hüseyin’in validesi olarak da ayrı ayrı hikâyeleştirmiştir. Aslında Fatıma’nın dünyadaki değerlerinden, Fatıma’nın öncesinden, örnek yaşamından ve ölümünün sonrasından da bahsediyor. Yani mesela dünyaya gelişinden önceki ortamdan da, doğduğunda hangi isimlerin onda nasıl hayat bulduğundan da, ölümünden sonraki Kerbela olayından da bahsediyor. Böylece Hz. Fatıma geniş bir profilde anlatılması okuyucunun daha rahat hayal edebilmesi sağlanmıştır.

Yazar, Hz. Fatıma’nın nasıl bir evlat, nasıl bir eş ve nasıl bir anne olduğundan bahsediyor. Evlatken aldığı terbiye, babasına olan davranışları; eş iken anlayışlılığı, sadakati, desteği; anne iken evlatlarına olan sevgisi, eğitimi gibi çok istifade edilebilecek konulardan bahsetmesiyle Hz. Fatıma’yı hayatımıza yaklaştırmaya çalışıyor.

Ayrıca kitabın içeriğinde Kerbela’dan başlayarak Mekke ve Medine’ye uzanan bir coğrafik tanımlama adeta 4 mukaddes annemizin (Müzahim kızı Asiye, İmran bin Meryem, Hüveylid kızı Hatice ve Muhammed kızı Fatıma) hangi topraklarda yaşadığını olumlu ve olumsuz yönleri anlatılarak okuyucuları o mukaddes annelere biraz daha yaklaştırmıştır.

Sonuç olarak bu kitapla yazarın birçok şeyi amaçladığı açıkça görülüyor. En büyük amacı ise yaşanmış bir hayatın yaşanılabileceğini genç Fatımalara gösterebilmektir.

 

Elif GÖZÜTOK

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


AddThis
 

Yorum ekle