blank

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün172
mod_vvisit_counterDün346
mod_vvisit_counterBu hafta172
mod_vvisit_counterBu ay5125
mod_vvisit_counterHepsi710266

Umrandan Uygarlığa/Cemil MERİÇ

 Umrandan Uygarlığa zengin bir birikimin ürünü olan denemelerden oluşmaktadır. Bu ülke ile aynı yıl yayımlanan bu kitap öncelikle Umran kavramına ışık tutuyor.

Cemil MERİÇ kitabı 5 ana bölüme ayırmış bölümlerin başlıkları ise şöyle
1-)Çağdaş Uygarlık Düzeyi
2-)Medeniyetin Ölümü
3-)Araftakiler
4-)İdeoloji
5-)Traduttore Traditore

ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİ

Yunan mucizesi başlığını attığı ilk konusunda Avrupa’nın bizi nasıl tanıdığını  tespit ederek başlar. Yazar der ki: Bütün Kur’anları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde biz yine de OSMANLIYIZ. Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın! Avrupa ne kadar maddeci olsa da Hristiyandır ve her zaman büyük düşmanı İslam’dır, dolayısıyla bizleriz. Türk aydınları ise hala batılı dostlar alınmasın diye kendi hazinelerini gizlemeye çalışmaktadır. Öyle bir yere geldik ki hazinelerimiz unutuldu ve düşmanın putları takdis edilir oldu.

Yazar Yunan medeniyetinin sefil, hayâsız ve iğrenç olduğunu, bilimde sanıldığı gibi her şeyi onların keşfetmediğini haykırmaktadır. Bunu güzel bir vecize ile anlatmış. “Gübreden güzel çiçekler fışkırır, doğru! Ama lağımdan çiçek fışkırdığı görülmemiştir.” Çok ilginç bir yorum yapan Meriç Avrupa dışı ülkeler bilhassa İslam ülkeleri belki de Batıdan daha akılcıdır. Kapitalizme girmemişlerdir. Çünkü onlardaki rasyonalite eşyalaşme değildir. Eşylaşmanın (maddeciliğin) ferman dinlettiği Dünya kapitalist Avrupa’dır. Avrupalılaşmayı yok olmak olarak tanımlayan yazar çağdaşlaşmayı ise şöyle tanımlar.
Çağdaşlaşma; Karanlık, kaypak ve rezil bir kavram. Rezil çünkü tehlikesiz, masum bir görünüşü var. Çağdaşlaşmak derken kıstas ne Hippilik mi, Bürokrasi mi, Atom bombası imal etme gücü mü? Batı çıkmazı adlı bölümde ise yazar batı hayranı aydınlara kızmaktadır. O aydınlar Batı medeniyetinin baskısı altında kişiliklerini kaybederek aşırı bir Batı hayranlığına yakalanmışlardır, milletin kurtuluşunu bu marazi düşkünlüğü memlekete yaymakta buluyorlar. Vatanlarında hiçbir manevi haz duymayanların, bu vatanla nasıl bir ilgileri olabilir. Batıyı taklit bizi tam bir başarısızlığa götürdü ama yine de bu medeniyetten geniş ölçüde faydalanmak zorundayız. Ne var ki bunun yolu ahmakça bir taklit değildir. Onların tecrübelerinden ders almaktır.

MEDENİYETİN ÖLÜMÜ
Her insan topluluğunun kendine göre bir medeniyeti vardır. Az veya çok zengin, az veya çok eski bir medeniyet. Milletlerin üstünlük iddiası zavallı bir vehim; bir kendini beğenmişliktir. Biz umran gibi geniş ve anlamlı kelimeyi, kavramı bırakıp uygarlık gibi çok dar bir kavramın peşinden koşmaya başlamışız.. Umran tarihi ve insanı bütün olarak ifade eder. Bir medeniyet başka bir medeniyeti bütün unsurları ile benimseyemez. Medeniyetler üç yoldan aktarılabilinir.

1-) Kolonileştirme yoluyla: Fenikoliler Kartaca’ya Güneyi İtalya’ya kültürlerini böyle yaymışlardır.

2-) Aşılayarak: tehlikeli bir usuldür. Her zaman tutmaz tutsa da gövdeyi felce uğratır. Helenleşen İskenderiye, Mısır ağacına yapılan böyle bir kültür aşısıydı.

3-)Faydalanma yoluyla: Bir kültür kendi değerlerini inşa ederken diğer medeniyetlerden malzeme alır. Bunlar daha çok ilim ve teknoloji alanında geçerlidir.

Kültürler doğar, genişler ve ölürler medeniyet bu vetirenin son merhalesidir. Kültür binlerce yıl yaşayabilir ama medeniyetin ömrü altı yüz yılı aşmaz. Kültürün kaçınılmaz akıbetidir medeniyet olmakta olanın olmuş hale gelmesidir. Medeniyet bu sınıra varınca görevini tamamlamış olur ölüme mahkûmdur artır.

ARAFTAKİLER

Yazar 3. bölüme İbn Haldun’u tarif ederek başlıyor ve onun için orta çağın karanlık gecesinde muhteşem ve münzevi bir yıldız diyor. Daha sonra İbn Haldun’un en önemli eseri MUKADDİME’yi sayfalarca işliyor. Mukaddime için yepyeni bir ilim ortaya çıkardığını beşeri umranı meydana getirdiğini söylüyor. Meriç İbn Haldun’un gözünden iktisadi, eğitim, coğrafyayı, tesanüdü (asabiyet) ele alır. İbn Haldun’un görüşlerinin doğruluğunu ispat etmeye çalışır. Üstad daha sonra siyaseti ve siyasi düşünceyi ele alır. “Türk insanının en büyük noksanı siyasi düşünceye gözlerini tamamen kapamış olmasıdır. Bütünü bilmediğimizden ya sloganlara esir olduk ya ideolojilere köle” der. Her varlık kendi varlığını sürdürmek ister. İnsanın tabi hali insanlarla yaşamak ama her insan için başka bir insan rakiptir, rakip yani düşman. Herkes amacına varmakta aynı derecede ümittir. Başkasını yok etmeye boyunduruk altına almaya çalışır. İnsanların bu bitmeyen savaşta üstün olabilmeleri için siyasi düşünceye sahip olmaları gerekir. Cemil MERİÇ bölümün en sonunda ise insan hareketlerini inceler ve Weber’in sınıflandırmasının üstünde durur. Weber’e göre dört tip hareket vardır.
1-) Bir amaca göre rasyonel olan hareketler ( köprü yapan mühendisin para kazanmak isteyen iş adamının hareketi gibi. )
2-) Bir değere göre rasyonel olanlar ( gemisiyle batmakta olan kaptanın davranışı)
3-) Hissi olan hareketler ( kızan bir annenin çocuğunu tokatlaması.)
4-) Geleneğe, adetlere, inançlara bağlı hareketler.

İDEOLOJİ
Yazar bu bölümde ideoloji kelimesinin geçmişini nasıl doğduğunu, şairlere, edebiyatçılara, devlet adamlarına göre ne ifade ettiğini, diğer kavramlarla olan ilişkilerini en ince ayrıntısına kadar ama biraz ağır bir dille incelemiştir. İdeoloji çağımızın anahtar kelimelerinden biridir. İdeale rakip olarak kullanılmaktadır. Ama idealdeki bütünlüğü içinde barındırmaz çünkü ideolojinin metafiziği yok yapmak ya da yapmak istemediği şey bu dünyadadır. İdeoloji Tracy’e göre düşüncelerin ilmi, H. Taine’ne göre bir doktrinden çok bir yöntem, Napolyon’a göre ise metafizikçilere taktığı bir isimdir. Yazar daha sonra İdeoloji ile ütopyayı birlikte incelemiştir. İdeolojinin gayesi mevcut düzeni devam ettirmektir. Ütopya ise mevcut olmayan bir düzeni savunur ama unutulmamalıdır ki her gerçek önce ütopyadır. Ütopyalar şimdiki durumda mevcut olmayan nesnelere yönelirler. Bu günkü düzeni yıkıcı bir güçleri vardır. Kendi ideal anlayışlarına uygun olarak tarihi realiteyi değiştirmek isterler. İdeolojiler ise geçmiş bir durumda mevcut bulunan nesnelere yönelirler sosyal düzeni sağlamlaştırırlar.
Yazar son olarak ise ideoloji ile iş bölümünü karşılaştırır. Realite ideolojiden önce mevcuttur. İnsanlar önce birbirleri ile münasebete girişirler. İdeolojiler sosyal realiteyi olduğu gibi yansıtamazlar. Bu sadakatsizliğin temel sebeplerinden biri iş bölümüdür. İş bölümü, sınıf bölümü haline gelince sınıflardan biri ötekilerini baskısı altına alır. Ve hâkimiyetini bir ideoloji ile perçinler her çağda hâkim olan tek ideoloji hâkim sınıfının ideolojisidir. Fikir imalatçıları çoğunlukla hâkim sınıfının çocuklarıdır. Çünkü hâkim sınıfının düşünmek, fikir üretmek içini boş vakti vardır.

Traduttore Traditore

Cemil MERİÇ bölümün başında Namık KEMAL’in İslam Tarihinin sadeleştirilmiş halini paragraf paragraf inceliyor ve yapılan hataları bizlere gösteriyor. Daha sonra Cevdet Paşayı kısaca tanıtıp onun eserinin sadeleştirilmiş halinde de de çok farklı bir şey olmadığını paragraf paragraf inceleyerek gösteriyor. Tercüme hatalarının Tevrat ve İncilde bile bulunduğunu söylüyor. Tevrat da Allah’ın ruhu diye tercüme edilen bölümün gerçekte büyük bir rüzgâr manasına geldiğini, İncil’de de kamelos(deve) kamilus(halat) kelimelerinin karıştırılıp iğne deliğinden geçecek halat yerine deve olarak tercüme edildiğini dile getiriyor. Cemil Meriç Victor Hugo’nun La Leyende des Siecles (Asırların Efsanesi) adlı destan- eserinin ilk parçasını tercüme ederek bitirir.

 

 

                                                                                                                      Ahmet YAVUZ

                                                                                                       Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız



AddThis
 

Yorum ekle