okumali

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün179
mod_vvisit_counterDün473
mod_vvisit_counterBu hafta1085
mod_vvisit_counterBu ay8538
mod_vvisit_counterHepsi1824009

Kamil Ergenç,Milli Düşünce Gazetesi'nin "Türkiye'de Eğitim Sisteminin Bir Felsefesi Var Mı?" başlıklı söyleşisine konuk oldu

1-Öğrencilerimizi ve okullarımızı tutucu, yobaz, dar, değişime kapalı, sorgulama ve eleştiriden uzak bir eğitim ideolojisinden kurtarabilir miyiz?

Kurtarabilmemiz için evvela Türkiye’de eğitim-öğretimin temel meselesinin ne olduğunu, akabinde ise nasıl bir modelle yol yürüyeceğimizi tespit etmek gerekiyor. Ki bu ikisi birbirinden bağımsız değildir. Yani sorunu tespit etmek ile çözüm önerisi sunmak arasında sıkı bir bağ vardır. Cumhuriyet tarihimiz boyunca, sonuncusu 1-3 Aralık 2021’de olmak üzere, yapılan 20(yazıyla yirmi) Milli Eğitim Şurası’nın hiç birinde eğitim-öğretimin temel/yapısal sorunları, ne yazık ki, gündeme alınmamıştır. Ya teknik-bürokratik sorunlar ve çözüm yolları ya ulusal bilincin tahkim edilmesine yönelik atılması gereken adımlar ya da konjonktürün zorlamasıyla spesifik kozmetik değişiklikler üzerinde durulmuştur. Benzer durum, sonuncusu 2017 tarihinde yapılan, 3 (yazıyla üç) Kültür Şurası için de geçerlidir. Meseleye esastan giriş yapacaksak şayet, Türkiye’de eğitim-öğretim alanında yaşanan sorunların kaynağında “epistemolojik bağımlılık” vardır. Yani ülkemizde anaokulundan üniversiteye kadar her düzeyde cari olan, işlenen, yayılan, düzenlenen, yorumlanan bilgi, burjuva Protestan kültür kodlarından esinlenen aydınlanma ideolojisinin belirlediği çerçeveye sadık bir bilgidir. Bu bilginin karakteristik özelliği ise seküler-ırkçı-pozitivist ve hümanist olmasıdır. Binaenaleyh ilahi vahyi ve nebevi geleneği (nübüvveti) inkar etmesi, bilgi olarak kabul etmemesi, hasılı kelam referans almamasıdır. Dolayısıyla bu bilginin nüfuz ettiği (iktisadi-içtimai-siyasi-hukuki-akademik v.b) her alanda kaçınılmaz olarak, burjuva Protestan kültür kodlarının rengi egemendir. Toplumumuz-akademimiz-siyasetimiz ne yazık ki bu büyük buhranın farkında değildir. Olmadığı içindir ki, her dönemde, kozmetik değişikliklerle yetiniyor, günü kurtarmaya dönük faaliyetlerle teselli oluyorlar. Sözünü ettiğim epistemolojik bağımlılıktan kurtulmadıkça, yani kendi “Marifet Nazariyemizi” inşa ve ikame etmedikçe, eğitim-öğretim sistemimiz “beyaz adamın” muradına uygun bir sosyal gerçekliğe lojistik destek sağlamaktan kurtulamayacaktır.

2-Toplumsal uzlaşma zemininde, ülkenin ihtiyaçları ve milletin değerleriyle örtüşen, özgür, özgün, sorgulayıcı bir muhteva ve müfredat nasıl oluşabilir?

Bu müfredatın oluşabilmesi için birinci soruya yanıt verirken dikkat çektiğim epistemolojik bağımlılıktan kurtulmak gerekiyor. Müslüman olmamız hasebiyle ilahi vahye,nebevi pratiğe ve vahiy-nübüvvet çizgisiyle mütenasip geleneksel birikime yaslanarak bilgi üretme eylemine cüret etmemiz gerekiyor. Bu cüreti gösterdiğimizde, burjuva Protestan kültür kodlarından esinlenen aydınlanma ideolojisinin tüm kavramlarıyla, perspektifiyle, yorum biçimiyle, insan-evren-tabiat-tarih-zaman-mekan-devlet-toplum-Tanrı tasavvuruyla hesaplaşmayı da göze almış olacağız. Bu hesaplaşmayı yapmadıkça bizim için felah söz konusu değil. Bu bağlamda önceliğin üniversitelerin bağımsızlaşmasına verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Üzülerek söylemek gerekiyor ki, hali hazırda hiçbir üniversitemiz bağımsız değildir. Özellikle sosyal bilimler alanında, adeta, “şarkiyat enstitüleri” gibi çalışıyorlar. Aydınlanma ideolojisinin ana omurgasını oluşturan kavramların ve bu kavramlara ruh üfleyen sosyal gerçekliğin meşruiyetini teminat altına alan çalışmalar yapıyorlar. “Beyaz Adamın” dünya görüşü ve hayat tarzını, iktisadi-içtimai-siyasi-hukuki-akademik durumunu, bilinen insanlık tarihinin olgunlaşma sürecinde vardığı son nokta gibi takdim ediyorlar. İlahi vahyi ve nübüvveti, inceleme-araştırma nesnesi olmak dışında,kayda değer görmüyor,referans almıyorlar. Türkiye’nin “açık toplum” haline gelmesi için çaba gösteriyorlar. Açık toplum olmak; kırmızı çizgileri olmayan (her şeyi tartış/tır/an), nereye ait olduğunu bilmeyen, yersiz yurtsuz, konfor alanına halel gelmediği müddetçe başında kimin olduğunu sorun etmeyen bir sosyal gerçeklik haline işaret eder. Bu durum bir ülke için trajiktir. Millet olma bilincinin zaafa uğraması demektir. Bilindiği üzere millet, yüce Kur’an’ın beyanıyla “nebevi şemsiye altında iradeli birliktelik” anlamına gelir. Türkiye, varlığını İslam’a borçludur ve şayet haysiyetli bir yarına uyanmak istiyorsa bu borcu asla ve kat’a unutmamalıdır. Binaenaleyh eğitim-öğretim sistemimiz, çocuklarımızın/gençlerimizin bu borcun idrakinde olmalarını temin etmekten sarfınazar edemez.

3-84 milyon insanın milli mefkûresini eğitim yoluyla inşa etmek için ne yapmak lazım?

Toplumlara aydınlar-entelektüeller-alimler istikamet tayin eder. Yani bir toplumun kaderini bunlar belirler. Son Elçi(s.a.v)’nin beyanıyla “alimler nebilerin varisidir”. Yani nasıl ki nebiler/elçiler hakikatin temsil ve tebliğiyle mükellef idiyseler , alimler-entelektüeller de aynı mükellefiyete memurdur. Onlar her türlü iktidara karşı hakikatin yanında dururlar. İlmi-entelektüel bağımsızlıklarını korumaya özen gösterirler. Diriltici-uyandırıcı-sarsıcı-felaha eriştiren mefkure inşasının bu bağımsızlık sayesinde mümkün olduğunu bilirler. Eğitim-öğretim, bu mefkurenin sistematik-kurumsal-örgütlü aktarımını sağlarken, kültürel hayat ta onu destekleyerek kalıcılaşmasını sağlar. Öğretmenler okulda, alim-entelektüel-aydınlar ise sosyal-kültürel alanda bu mefkurenin fedailiğini yaparlar. Demek ki eğitim ile kültür arasında uyum olmak zorunda. Okulda öğretilenle okul dışı arasında çatışma-çelişki olduğunda niteliksel sıçrama yapılamaz. Üniversitelerimizi bağımsızlaştıramadan ise bu söylediklerimin hayata geçmesi zordur.

4- Eğitimde oluşacak bu paradigma değişimine hali hazırda mevcut eğitim kadroları hazır mı? Oluşacak bu yeni maarif mefkûresi eğiticimler eliyle nasıl talim edilmeli? İnsan kaynağımızı kendi değerlerimizle mücehhez kılıp özgün bir şekilde ülkemizin geleceği için nasıl terbiye etmeli ve yetiştirmeliyiz?

Eğitimde köklü bir paradigma değişikliğine ne öğretmenler ne eğitim bürokrasisi ne de üniversitelerimiz ne de siyasetimiz hazırdır. Bu hazırlıksızlığın en önemli sebebi “epistemolojik bağımlılığın” farkında olmamaktır. Yaklaşık iki asırdır devam eden modernleşme tecrübemiz “beyaz adamın” değer sistemiyle (yani burjuva Protestan kültür kodlarıyla) barışık yaşamayı sorun etmeyen bir sosyolojinin oluşmasını sağlamıştır ne yazık ki… Emperyalizm/kolonyalizm artık demokratik teamüllerle iş görüyor. Dolayısıyla doğrudan müdahaleye gerek kalmıyor. “İçerideki” sadık yarenleri sayesinde kendisini (kavram ve kurumlarıyla, bilgi-fikir ve yorum biçimiyle, perspektifiyle, anlama ve kavrama tarzıyla ) dayatıyor. Hissetmiyoruz bile… Epistemolojik bağımlılığımız öyle bir raddeye vardı ki “batı sonrasını” konuşmaya, hatta hayal etmeye bile mecalimiz yok. Çünkü onun da bir gün tarih sahnesinden silineceğine inanmıyoruz. Bu nedenle yokluğunu düşünemiyoruz. İslam’ın nasıl bir sosyal-siyasal-iktisadi-hukuki-akademik gerçeklik inşa edeceğini bilmediğimiz için “beyaz adamın” dünya görüşü ve hayat tarzını makul ve meşru görebiliyoruz. Bu noktada radikal bir entelektüel meydan okumaya ihtiyacımız var. Bu meydan okumayı devletten bekleyemeyiz. Ama sivil toplum örgütleri, özellikle İslami havzalar, “marifet nazariyemizi” inşa ve ikame etme yolunda çok yoğun bir kadro çalışması yapabilir. Üniversitelerimizin Avrupamerkezci bilgi sisteminden bağımsızlaşması için seferberlik başlatabilir. Aydınlanma ideolojisinin renk verdiği bilginin tahakkümünden kurtulup, yüce Kur’an’ın ve nebevi geleneğin ilham verdiği bilginin nasıl üretileceğine kafa yorabilir. Türkiye’nin haysiyetli bir yarına uyanması için, bu değişimin zaruri olduğuna, devlet erkini elinde tutanları ikna etmeyi deneyebilir.

 

 

Kamil Ergenç

 

NOT: Milli Düşünce Gazetesi'nin "Türkiye'de Eğitim Sisteminin Bir felsefesi Var mı?" dosya konulu sayısına erişim için bkz. www.millidusunce.com.tr 


AddThis