okumali

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün208
mod_vvisit_counterDün473
mod_vvisit_counterBu hafta1114
mod_vvisit_counterBu ay8567
mod_vvisit_counterHepsi1824038

İslami Hareket Dergisi (1-5 Sayılar): İslami Hareket Engellenemez

Türkiye’nin bugününü net bir şekilde çözümlemek için Osmanlı’nın özellikle son döneminde ortaya çıkan “kurtuluş” fikirlerini anlamak önemli olacaktır. Zira, zor durumda olan koca devletin kurtuluşu için çeşitli görüşler ve bu görüşleri destekleyen kişiler zuhur etmiştir. Osmanlıcılık, Türkçülük, Batıcılık ve İslamcılık ideolojileri devletin nasıl kurtulacağına ve sonraki süreçte neler yapması gerektiğine odaklanmışlardı. Her bir ideoloji kendi çerçevesinde fikri temellerini oluşturmuş, fikir adamlarını yetiştirmiştir. Nihayetinde verilen mücadele “İslam topraklarını koruma” mücadelesi olarak verilmiştir. Halifenin yani İslam’ın gücü kullanılmış, büyük devletler karşısında Osmanlı bakiyesinden bugün Türkiye olarak adlandırılan İslam beldesi kalmıştır. Hatay’ın daha sonra eklenmesiyle birlikte Misak-ı Milli sınırları büyük ölçüde elde edilmiştir.

Yeni kurulan devletin kadroları da verilen mücadeleyle paralellik arz etmekteydi ta ki 2. Meclis kurulana dek. 2. Meclis ile birlikte tasfiye süreci başlamış, kuruluş ideolojisi ve mücadelenin seyri değiştirilmiştir. İslam odağından Batı odağına kayan Türkiye, modernleşme ve batılılaşma hayallerine dalarak yönünü değiştirmiştir. Tek parti döneminde özellikle sindirilmeye çalışılan İslam, Türkiye’nin önündeki bir engel olarak görülmüş ve çeşitli hamlelerle yeraltına indirilmiştir. Bu dönemlerde ortaya çıkan Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan gibi isimler kendi çevrelerinde yeni yapılar kurmuşlardır. Büyük Doğu dergisi bünyesinde meydana gelen hareketlilik Necip Fazıl Kısakürek’i Müslüman Gençlik gözünde ayrı bir yere konumlandırmıştır. 1950 sonrası dönem için Türkiye açısından 2 ayrı grubun varlığı kabul ediliyordu: Sağ ve Sol.

Sağ’ın içinde resmedilen bir kesim olan İslamcılar ise ilk büyük hamlelerini MTTB’nin fikri dönüşümünde atmışlardır denebilir. İttihad ve Terakki’nin arzusu doğrultusunda 1916 yılında kurulan Milli Türk Talebe Birliği, özellikle Tevfik İleri’nin başkanlığı döneminde sağlam bir kemalizm savunucusu olmuştur. 1930’larla birlikte milliyetçi bir çehre kazanan birliğin amblemi “bozkurt” olarak belirlenmiştir. İzinsiz yapılan bir miting sebebiyle 1936 yılında kapatılmıştır. İkinci kez açılması 1946 yılında olan birlik yine Kemalist bir çizgide hatta antiislamcı bir söyleme sahip olmuştur. 1965’te yapılan seçimlerle birlikte birliğin egemenliği milliyetçi çizgide olanların eline geçti. Günden güne İslamcı söyleminde merkeze geçtiği birlikte, milliyetçi söylem gücünü hiç kaybetmedi. 1965 yılından itibaren MTTB, faaliyetlerini Milliyetçi Mukaddesatçı bir yapıda devam ettirmiştir. Rüştü Ecevit başkanlığı döneminde ise “bozkurt” amblemi “kitap” ile yer değiştirmiştir. MTTB’nin çalışmamız açısından önemi 1967 yılından sonra İsmail Kahraman’ın genel başkan olmasıyla mukaddesatçı bir çizgiye girmesi ve İslamcı bir misyon yüklenmesidir. İlerleyen dönemlerde vukua gelecek olan öğrenci kavgalarında milli-muhafazakâr çevrenin kalesi görevinde olacaktır.

Başta Necip Fazıl Kısakürek ve Nurettin Topçu ve onlar kadar etkili olmasa da Osman Yüksel Serdengeçti gibi İslamcı ve milliyetçi aydınların Türk milleti ile İslam dinini birbirinin ayrılmaz unsurları olarak sunma çabaları milliyetçi ve dindar tabanda karşılık bulmuştur. Kısakürek ve Topçu bu hususu o kadar çok işliyorlardı ki, bazı kesimlerce Türk milliyetçiliği ile İslam dinini ayrı düşünmek imkansız olarak görülüyordu.

Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nde okuyan bir grup İslamcı öğrenci tarafından 1975’te Tevfik Rıza Çavuşoğlu başkanlığında Ankara’da Akıncılar Derneği adında bir dernek kurmuşlardır. Akıncılar 23 Ocak 1976 da resmi olarak faaliyetlerine başlamışlardır. İlk genel başkanı Tevfik Rıza Çavuş’tur. Son genel başkanı Mehmet Güney’dir. Gençlik haricinde Akıncı Memur-Akıncı işçi-Akıncı sporcu gibi meslek dallarında da örgütlenmişlerdir. MTTB’nin aksine daha İslamcı bir örgütlenme oluşturulmuştur. MTTB’nin sadece öğrenci merkezli bir hareket olması öğrenci olmayan önemli bir kesime hitap etmemesi sebebiyle kurulmuştur. MNP-MSP Partisi ile iç içe bir görüntü vermişlerdir. Tevfik Rıza, Erbakan için “fikrimizin zamanımızdaki en büyük fiili lideri” ifadelerini kullanmıştır. Mehmet Güney ise, “tek partimiz vardı o da MSP idi” demiştir. İslami Devlet kurmak en temel amaçlarından biridir.

Bu döneme denk gelen bir diğer grup ise “Mücadeleciler” hareketidir. Bu hareket, ismi 1967 yılında konulmak üzere, 1964 yılının Ağustos ayında başlamıştır. Hukuk Fakültesinde okuyan, yirmi iki yaşında iki gencin, Aykut Edibali ve Yavuz Aslan Argun’un çabaları ile kurulmuştur.

Afyon Lisesi mezunu olan iki genç İstanbul da Üniversite kazandıktan sonra siyasal bilinçlerini oluşturmuşlardır. Ziya Uygur ve İrfan Atagün gençleri şekillendirmiştir.

Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, İlker Başbuğ, İsmail Hakkı Karadayı Afyon Lisesi mezunudur. 1964’te yılında Konya’da, İslami hassasiyetlere sahip Hukuk Fakültesi öğrencisi birkaç gencin bir araya gelmesiyle başlayan hareket, 1967 yılında Yeniden Millî Mücadele Hareketi adını almıştır ve 3 Şubat 1970 tarihinde derginin ilk sayısı yayımlanmıştır. Hareket kısaca “Mücadele Birliği” olarak bilinmekte ve mensupları “Mücadeleciler” olarak tanınmaktadır.

Adana, Erzurum, Diyarbakır, Afyon, Çorum, Gaziantep, İzmir, Adapazarı Konya, Ankara gibi illerde faal olmuşlardır. Yeniden Millî Mücadele dergisi, haftalık siyasi dergi olarak 18 Mart 1980’e kadar 528 sayı yayımlanmıştır. Dergi, “millet ideolojisini” tesis etmeyi amaçlayan hareketin yayın organı olarak faaliyet göstermiştir. “Milletin iman, ahlak, kültür, tarih ve maddi çıkarlarına bağlı bir siyasi millî dava dergisi” sloganıyla yayımlanmıştır. Dergi, hareketin doktrinini dile getiren "İlmi Sağ", hareketin fikri ve siyasi kimliğini vurgulayan "İnkılap İlmi" ve hareketin metot ve stratejisine açıklık getiren "Yeniden Millî Mücadele'nin Stratejisi" başlıklı yazılarla gayelerini deklare etmiştir.

Güncel siyasi olaylar, çözüm olarak öne sürülen “millet politikası” dâhilinde yorumlanmıştır.

Mücadele Birliği 1970 sonlarında partileşme aşamasında çeşitli sebeplerle bölünmüştür. Bu bölünmelerin ardından, aralarında hareketin lideri Aykut Edibali'nin de bulunduğu bir grup mücadeleci "Islahatçı Demokrasi Partisi"ni (IDP) kurmuş ve ilerleyen süreçte IDP, üç partinin kendisine dahil olması ile "Millet Partisi" adını almıştır.

Bazı önemli isimleri şunlardır: Cemil Çiçek, Taha Akyol, Aykut Edibali, Yavuz Aslan Argun, Melih Gökçek, Necmettin Erişen, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, Halil Şıvgın, Mustafa Ruhi Şirin, Atilla Yayla, Ali Müfit Gürtuna, Ahmet Taşgetiren, Gaffar Yakın, Dr. Necmettin Turinay, Galip Demirel, Ömer Vehbi Hatipoğlu, Hüseyin Gülerce, Kemal Yaman, Burhan Özfatura, Hamza Türkmen, Altan Tan...

Cemil Çiçek 16 Haziran 2002'de o zaman Yeni Şafak'ta olan Mustafa Karaalioğlu'na verdiği röportajda eski örgütü için şöyle demektedir:

“Yeniden Milli Mücadele devletin ilgisi ve bilgisi dâhilinde kurulan bir teşkilattır.

Ben orada belli bir süre bulundum ve neticede bazı şeyleri de görüp en erken ayrılanlardanım...

O neviden gruplar, günün soğuk savaş şartları altında kıymet-i harbiyesi olan gruplardı zaten.”

MTTB ve Mücadeleciler dışında ise “İslami Hareket” olarak tanımlanacak bir diğer grup ise MTTB’de yetişmiş Sedat Yenigün ve arkadaşları tarafından kurulan İstanbul Kültür Ocağı’dır. İslami Hareket Dergisi’ni çıkartan bu grup, 1977 yılının Aralık ayının sonunda ilk temellerini atmıştır. 1 Şubat 1978 yılında da derginin ilk sayısıyla birlikte çıkış yapmışlardır. Hamza Türkmen’e göre bu yeni hareket şöyle tanımlanabilirdi: “İslami Hareket, İslami mücadeleyi üstlenecek bir kadro hareketine imkan sağlamak niyetiyle çıkartılıyordu. Dergi ilk sayısından son sayısına kadar bu hedefini sürekli olarak açıkladı ve bu hedef doğrultusunda kaleme alınan yazılara yer verildi. Derginin sahibi İKO başkanı Hüseyin Öztürk'tü. Ancak yazılarıyla dergi politikasını belirleyen ve işleyen isimler, çoğu zaman müstear isimlerle yazan Sedat Yenigün, S. Adil Şener ve Yaşar Ömeroğlu oldu.”

İslami Hareket dergisinin ilk 5 sayısına bakıldığında dönemin vukua gelen olaylarının değerlendirildiği, geçmiş yıllardan tevarüs eden bazı meselelerin gündemleştirilmeye çalışıldığı, Müslüman coğrafyanın derdiyle dertlenildiği gibi birçok içerik karşımıza çıkmaktadır. Örneğin ilk sayı için şu manşetle bir giriş yapılmıştır: “İslam Düşmanları Ateşle Oynamasınlar”

Bu sayıdaki temel esas, küfrün tek millet oluşu ve verilmesi gereken mücadeledir. Bu anlamda ilk olarak “Mücadele” kavramını derginin omurgasını oluşturan ana kavramlardan biri olduğu söylenebilir. “Küfür tek millettir”, “Sahibi Allah olan bir dava…”, “Hakk yolcusunun gözü korkutulamaz.” gibi ifadeler Mücadele kavramı etrafında şekillenmektedir.

Bir diğer öne çıkan kavram ise birlik ve beraberliğe vurgu yapan, vahdeti önceleyen “cemaat” kavramıdır. “Ölçümüz Cemaat” adlı yazı, vahdet penceresinden ayet ve hadisleri bir araya getirmekte, Mevlana’dan aktarımlarla desteklenen bir yazı hüviyeti taşımaktadır. “Cemaat” ile birlikte “ferd”de ön planda tutulmalıdır İslami Hareket’e göre. Zira Hekimoğlu İsmail “İslami Hareket” adlı yazısında “İslami hareket, ferd de başlar”, “Herkes İslam’ı yaşarsa, şeriat kendiliğinden meydana gelir” gibi ifadelerle ferde düşen görev ve sorumlulukları paylaşmaktadır. Yine iki kavramı bir araya getiren bir başka yazı Selahaddin Eş’e aittir. “Mücadele İçindeki Yerimiz” adlı yazısında iki kavramın kesişimine dikkat çekmektedir.

İlk sayıda Sedat Yenigün ise “Beton Duvarlar Arasında Bir Gül Açtı” adlı yazısında duvar metaforu üzerinden bir sosyomimari eleştiri serdetmektedir. Dönemin entelektüel bilincinin üzerinde bir yazı olduğu aşikardır. Yine Necip Fazıl’ın “Gençliğe Beyanname” adlı hitabı, derginin ilk sayısında olmasıyla dikkat çekicidir. Zira 1977 Aralık ayında gerçekleştirilen “İslami Diriliş Gecesi”nde Necip Fazıl, Sedat Yenigün ve Ali Bulaç konuşma yapmışlardır. Necip Fazıl’ın buradaki hitabı derginin ilk sayısına da konulmuştur. Şu çıkarımı yapmak mümkündür: MTTB ve Mücadeleciler grubunun dışında İslamcı bir gençlik yapılanması pekala kurulabilir ve dönemin İslamcı ağabeyleri -Necip Fazıl gibi- kardeşlerine tabiri caizse sahip çıkabilir.

İlk sayıda Eritre’den haberler yer almaktadır. İslam dünyasından haberleri kamuoyuna duyurmak başlıca bir görevdir. Yine Vefa’da yaşanan, İslam Yüksek Enstitüsünde gerçekleşen olaylar, kargaşalar, kavgalar aktarılarak mücadeleci bir şuur oluşturmak, cemaat olmak; bir ve beraber olmaya dair söylemlerle desteklenmektedir.

Derginin ikinci sayısının manşetinde “İslami Hareket Engellenemez” ibaresi mevcut. Bunun sebebi, 1978 Şubat ayında valilik kararıyla İKO iki ay kapatılmıştır. Buna binaen bu manşet belirlenmiştir. Derginin sahibi olan Hüseyin Öztürk “Hesabımız Allah’adır” başlıklı bir yazı kaleme almıştır. İKO’nun kapatılması üzerine “Asıl vazife, İslam’ı yaşamak ve tebliğ etmektir, mekanı ve zamanı yoktur” diyerek nasıl bir tavır takındıklarını göstermektedir. Ayrıca direkt olarak CHP hükümetine “davadan dönmeyeceğiz” mesajı verilmektedir. Bu da hareketin hükümetle arasındaki ilişkiyi göstermesi bakımından dikkate değerdir.

Derginin ikinci sayısında da “Mücadele” üzerinde durulduğu söylenebilir. Hem yaşanan kapatma olayı, hem de görülen bazı eksiklikler dile getirilmektedir. S. Adil Şener, “Mücadeledeki Tavır Eksikliği” yazısında buna değinmiş, yeknesak bir mücadelenin olması gerektiği üzerinde durmuştur. Yine derginin kendisi İslami Hareket adıyla yayınladığı “İslami Hareket Nedir” yazısında “İslami hareket, şuurlu bir yöneliştir” diyerek kendini tanımlıyordu. Hüseyin Öztürk de yazısında İslami Hareketin topluca İslami Harekete öncülük yaptığını dile getirmiştir. Fakat derginin ya da İKO’nun bu anlamda belli başlı bir eğitim müfredatı, faaliyetleri, şuurlu yöneliş diyecek kadar ortaya koyduğu “bir şuur” olduğuna şüpheyle bakılmaktadır.

 

S. Muradbeyli “Hareketimizin Stratejisi ve …” adlı yazıda ise İKO’nun temel sac ayaklarını belirlemiştir: Birlik, teşkilat ve hareket. Bu anlamda, “Mücadele” ve “Cemaat” kavramının yanına ana omurgayı oluşturan diğer kelimeleri “Birlik”, “Teşkilat” ve “Hareket” olarak da ilave edebiliriz. Hatta Muradbeyli’nin “Teşkilatsız kitle, köledir” sözü,             “Teşkilat” kavramına bakışı net olarak göstermektedir. Yazısında önce cemaatleşmenin olmasından, ardından da devletleşme sürecinden bahseden Muradbeyli, devletleşme iddiasıyla stratejinin nihai hedefini koymaktadır.

Üçüncü sayı ise “Zulüm, Vahşet, İhanet” manşetiyle çıkmıştır. Hala kapalı olan İKO, CHP hükümetinin polisi ve askeriyle sert müdahaleleri, yapılan işkenceler fakat işlemeyen adalet sistemi, Filipinler, Eritre gibi yerlerden gelen şehid Müslüman haberleri ve dahası… Manşetin sebebini anlatmaktadır. 2 ay kapalı kalan ve daha sonra açılan İKO, buna dair de çeşitli açıklamaları sürekli dergide yayınlamaktadır.

Dördüncü sayı “Türkiye Beynelmilel Kapitalizm (IMF)’nin Kontrolüne Girdi” manşetiyle çıkmıştır. Dergi ve hareket sadece belli alanla sınırlı kalan sıradan bir yapı değildir. Ekonomik durumu ele alan bir sayı da ortaya koyabilmektedir. Derginin ana omurgasına dair söylemler hemen hemen her sayıda mahfuzdur. Örneğin bu sayıda kaleme alınan “İslam’da Şura Meclisi” başlıklı yazı istişare kültürüne dair bilgiler içermekteyken, aynı zamanda İslam Devleti’nin, İslam Milleti’nin nasıl olması gerektiğine dair söylemler içermektedir.

İncelenen son sayı olan beşinci sayı ise Müslüman halklar gündem edilmiştir: “Müslümanlar Emperyalizme Başkaldırıyor”. Dünyanın birçok noktasında meydana gelen ayaklanmalardaki Müslümanların hali, haber olarak aktarılmaya çalışılmıştır.

Hamza Türkmen’e göre “İslami Hareket Dergisi, 1970'li yıllarda Türkiye'de yükselen İslami duyarlılığı, metod ve yapılanma anlamında sahih temellere oturtma kaygısı taşıyan bir gurup insanın önemli bir tebliğ ve mücadele aracı olmuştur. Dergide dini anlama usulünden ve düşünsel sorunlardan çok, mevcut kültürel birikimden kalkılarak cemaatleşme sorunlarına önem verilmiştir. İnanç ve düşünce merkezli bir usul ve program ortaya konulamamıştır; ama İslami mücadelenin şekilsel ve merhaleci şartlarıyla ilgili önemli vurgular yapılmış ve örneklik sergilenmeye çalışılmıştır.” ifadeleri son derece yerindedir. İlk 5 sayıdan da bu sonuçlara ulaşmak mümkündür.

İhtilal, pek çok dernek, vakıf, dergi vb. gibi yapıları ortadan kaldırmıştır. İslami Hareket de 12 Eylül ile birlikte kapatılan dergilerin arasındadır. Fakat İslami Hareket’in asıl kalbinin yandığı tarih 5 Temmuz 1980’dir. Sedat Yenigün faili meçhul bir cinayetle hayatını kaybetmiştir. Geride bıraktığı yazıları, davası, şuuru İslamcı gençliğe örnek olmuştur.

Cemil Meriç Sedat Yengün’ün şehit edilmesinden sonra şöyle yazmıştı:

“Şuurdu Sedat, samimiyet idi, imandı... Coşkun bir gönüldü. Zulmün kılıcını kanının ateşinde eritecek kadar coşkun bir gönül.

İsa Peygamber zamanında yaşasa havari olurdu, Asr-ı Saadette bir sahabe... Konuştuğu gibi düşündü, düşündüğü gibi konuştu...

Sevgi idi, ihlâs idi. Asırlardan beri hasretini çektiğimiz yiğit, pervâsız, içi-dışı bir, münevver. Çevresini ışığa boğmak için alev alev yandı..."

1-Hamza Türkmen, İslami Hareket Dergisi, haksozhaber.net

 

Mustafa YÜCEL


AddThis
 

Yorum ekle