okumali

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün82
mod_vvisit_counterDün787
mod_vvisit_counterBu hafta2108
mod_vvisit_counterBu ay10192
mod_vvisit_counterHepsi1850973

Edilgenleştiren Post-Modern Sisteme Karşı Nübüvvetin Zaruriliği

İnsanı beşerden ne ayırır? Aralarında bir fark var mıdır? Şayet bir fark varsa o fark nedir? “Beşer”in kavram olarak, insanın biyolojik, metabolik yönüne işaret ettiğini söylersek; insan iradesiyle, itikadıyla(inancıyla), terbiyesi ile beşerden ayrılır. Kitab-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerin birçok noktasında insanın beşeri yönü vurgulanmıştır. Peki emaneti sırtlayan (AHZAB-72) insan bu dünyada neler yaparak insanlığını tescilleyebilir, ispat edebilir? Nelerden sakınarak iradesini çelikleştirmesi mümkündür? Hangi hayat şartları ve düşünce sistemi insanca yaşamayı mümkün kılar? Pekiyi insanca ve insanın fıtratına uygun yaşam hangi mücadeleleri göze almayı gerektirir?

Cevaplanması gereken birçok sorunun asıl önemli noktası bu soruları kimin(kimlerin) cevaplandıracağıdır. Cevaplandıracak düşünceye, sisteme göre insan ya kamil derecesine ulaşacak kodlarla mertebesini arttırabilir veya esfele-safilin çukurunda boğuşmaktan kaçamayarak bedbahtlıkta savrulur. Şunu da unutmamak gerekir ki bunca soruyu cevaplayanların cevap ver(e)meyenlere etkisi yadsınamaz bir gerçektir. İşte burada insana değer veren, insanı kavramlarla inşa eden ve insan için "aydınlatan bir ışık kaynağı olan" (Ahzab-46) Rasulullah(sav)'in metodunu ve yol haritasını bilmenin zorunluluğuna bakacağız. İnsanı madunlaştırmayan, yolunu aydınlatan aziz çağrının, günümüz müslümanlarının farkında olarak veya olmayarak kabullen(diril)diği lineer tarih anlayışından ve post modern anlayıştan kurtulabilmesinin yegane yöntemi olduğunu anlatmanın zaruriliği kaçınılmazdır.

Sözlükte “haber vermek” mânasındaki neb’ yahut “konum ve değeri yüksek olmak” anlamındaki nebve (nübû’) kökünden masdar ismi olan nübüvvet kelimesini Râgıb el-İsfahânî, “Allah ile akıl sahibi kulları arasında dünya ve âhiret hayatlarıyla ilgili ihtiyaçlarının giderilmesi için yapılan elçilik görevi” diye tarif etmiştir. Müslümanların ufkunda ve bilincinde Rasulullah(sav)'ın hayatı olması gerekeni, en iyiyi, mükemmeli temsil eder. Bu pak düşünceyi ispatlama mücadelesine gereği gibi omuz vermeyen Müslümanlar İslam'ın aziz çağrısını hakim kılmak için yeterli çabayı göstermiyor, dahası başka hayat sistemlerine, şartlarına onay verme bedbahtlığı sergiliyorlar. En içler acısı durum ise bu onayın, gerçekten İslam’ın buyruklarına uygun bir gidişat olduğu düşüncesiyle (bilgisizce) verilmesi yahut "İslam'ı özgür ve rahatça yaşıyoruz." Düşüncesiyle yapılmasıdır. Oysa ki tanımda geçen “ dünya ve ahiret hayatlarıyla ilgili ihtiyaçların giderilmesi” bahsi “rahat ve pasif yaşamı” değil “hakiki ve değerli yaşamı” temsil etmektedir.

Müslümanların nesneleşmesi ve fikir-aksiyon bağlamında üretkenliğini yitirmesinin ana sorunu vahiy-nübüvvet eksenli dünya tasavvurunun bir bütünlük içinde zihinlerde yer edememesidir. Zihinlerde oluşan boşlukları ise “tabiat boşluk kabul etmez” sözünden mülhem birçok farklı fikirle dolduran Müslümanlar gün geçtikçe özgünlüğünü kaybetmektedir. Özgünlüğünü yitiren insan kişiliksizleşmekte ve kimlik karmaşasının içinde kendisine “acizliğini itiraf edercesine” bir kurtarıcı aramaktadır.

Rasulullah (sav)’ın hayat ve dünya tanımı, insana değer veren (özne-özne) ve dini tasniflemeyen düşüncesi, ırkçılığı yasaklayan ufku, itikaddan taviz vermemesi hatta bir uzlaşı gündemi haline getirmemesi, devlet yapılanmasındaki adaleti ve ciddiyeti, duyguları ötelemeyen insanı robotlaştırmayan yaşamı ve en önemlisi ahlaki tutarlılığı aziz İslam dininin insanlığın umudu olduğunu apaçık göstermiştir. Nübüvvetin ilk yıllarında bu eksenle zihnini inşa edip Habeşistan’a giden Müslüman heyetinin Habeş kralı Necaşi ile yaptıkları görüşmede Cafer-i Tayyar(ra)’ın izzetli duruşu şu cümlelerde belirgindir:

Necâşî:“−Siz ne benim dînime ne de kendi kavminizin dînine girmediğinize göre, sizin kabûl ettiğiniz bu dîn, nasıl bir dîndir? diye sordu. Câfer-i Tayyâr söze başladı:

–Ey hükümdar! Biz câhil bir kavim idik. Taştan, ağaçtan yapılmış putlara ilâh diye ta­pardık. Ölü hayvanların etlerini yer, kız çocuklarını diri diri gömerdik. Kumar oynar, fâ­izcilik (tefecilik) yapardık. Zinâyı ve bir kadının birkaç erkekle münâsebetteki iffetsizliğini hoş görürdük. Akrabâmıza karşı vazîfelerimizi bilmezdik. Komşularımızın haklarını tanı­mazdık. Güçlüler zayıfları ezer; zenginler fakirlerin sırtından kazanırdı. Aramızda, hak nedir, bilinmezdi.

Allâh Teâlâ bizlere merhamet etti ve bizim ıslâhımızı diledi de, içimizden bir Peygamber gön­derdi. O Peygamber, asil bir soydan ve temiz bir kabîledendir. Kendisini «el-Emîn» diye isim­lendirmiştik. O bizi Allâh’ın birliğine çağırdı. O’na ibâdet etmeyi öğretti. Dedelerimizin putla­rından kurtardı. Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı. Kan dökmeyi, kumar oynamayı, iç­kiyi, fâizi, yalancılığı, yetimlerin mallarına dokunmayı yasakladı. Bize hep iyilikleri tâ­lim buyurdu. Doğruluğu, sözünde durmayı, komşu ve akrabaya iyi muâmele etmeyi, kadınların şerefini, kız çocuklarının hayâtını kurtarmayı emretti. Bizi vahşetten kurtardı. Bizi kula kul olmaktan kurtarıp yalnızca Allah’a kul olmayı öğretti. İyi bir insan olmamızı sağladı. Biz de kendisine inandık. O’nun yo­lunda yürüyoruz. Bu sebeple Kureyşlilerin düşmanlığını kazandık. Çeşitli işkencelere uğradık. Fakat işkenceler dayanılmaz hâle gelince, dînimizden de dönmek istemediğimiz için Peygamberimiz’den izin alarak hükümdarlar arasından sizi tercih ettik ve ülkenize geldik. Yurdunuzda zulme uğramayacağımızı umarak himâyenize sığındık!”

Rasulullah(sav), post-modernizmin aksine hakikatin kişiden kişiye göre değiştiğini değil hakikatin tek olduğunu insanlığa ilan etmiştir. Post-modernizmin ademimerkeziyetçi hayat tasviri kulağa ne kadar hoş gelse de işin aslında ahlaksız ve kimliksiz bir yaşamı vaad etmesi insanları nesneleştirmede, boşluğa sürüklemede, duyguları köreltmede(hissizleştirme) başat rolü üstlenmektedir. Hissizleşme ile ilgili Equalibrium filmini izlmenizi tavsiye ederiz. Post-modernizmin insanlara dayattığı kabulleniş, her yolu mübah görme, “yapabiliyorsak yaparız.” inancı İslam’la tamamen tezattır. Bundan dolayı İslam kesinlikle post-modernizmle uzlaşamaz ve Müslümanlar, post-modernist görüşte hakikati ve güzeli yayma, kötülüğü ve fuhşiyatı nehyetme vazifesinin ifa edemeyeceğinden (ki bunlar özne olmayı gerektirir) yaşaması da muhal hale gelmektedir. İtikadi olarak gereken hassasiyetin gösterilmediği menkıbelerin, hikayelerin, folklorik ritüellerin, ağıtlar yakmanın kendini ifade etme biçimi olarak görülen İslam, fikir-aksiyon noktasında yetersiz kalacaktır ve post-modernizmin etkisinde kalan Müslümanların itikadi noktada gösterdiği zafiyet tıpkı Hristiyanlıkta olduğu gibi dini tasnif etme çözümüne(!) götürecektir.

Lineer tarih anlayışı yutturmacası ile ihtiyaçlarının fazlalaştığına ikna olan post modern insan, tükettikçe istemekte istedikçe tüketmektedir. Vahşice çalışma şartlarından “hayatın gerçekleri” denilerek aklını alan tempodan da istediğini bulamayan post-modern insan en sonunda çözümü kendini katle kadar götürebilmektedir (intihar). Güneşin doğuşunun tadını çıkaramayan, gecenin ıssızlığında kendi derinliğine inemeyen yani “tefekkürden” bihaber zihinler tam da post-modern sistemin tasvir ettiği sorgulamayan, atıl, çelimsiz, fikir beyan edemeyen düşüncesiz yığınlar haline gelmektedir. Kitab-ı Kerim’de hayat tanımının “dünyanın oyun ve eğlenceden ibaret olduğu”(Ankebut-64) Rasulullah’ın(sav) hayatındaki tefekkürün ve istişarenin pek önemli yeri, hadis-i şeriflerde dünyada tüketerek mutlu(huzurlu) olunamayacağı metodu(bir vadi dolusu altın hadis-i şerifi), Allah’ın has kullarının lüks yaşamayacağı buyruğu, kanaatin insanın olgunlaşmasındaki yegane unsurlardan biri olduğu vurgusu Müslümanlar için post-modern sisteme bir başkaldırı ve insanca yaşamın mücadelesi için bir yol haritası olmalıdır.

Tam kurtuluş, kişiliğin her şeyiyle kurtulmasıdır. Nebevi düşünce sistemi, tam kurtuluşa çağırıp ahlaklı yaşamı, kendini değerli hissetmeyi(insan olmak), ekonomide adaleti, haksız kazancı önlemeyi, insanlar arasındaki güveni tesis etmeyi ve ihtiyaç fazlasını hayatından çıkarmayı sağlayacaktır. Mezkur mevzular günümüzde insanların başlıca sorunları olduğunu varsayarsak Vahiy-Nübüvvet eksenli sistem her zaman ver her mekanda insanlar için tek ve alternatifsiz çözümüdür.

Abdulkadir Enes Köylüoğlu


AddThis
 

Yorum ekle