okumali

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün86
mod_vvisit_counterDün787
mod_vvisit_counterBu hafta2112
mod_vvisit_counterBu ay10196
mod_vvisit_counterHepsi1850977

Turizm İdeolojisi

                                                

Sözlükteki haliyle “sırf gezmek için yapılan yolculuk, seyahat, gezi” anlamlarını ihtiva eden turizm(Doğan, 2020), etimolojinin ötesinde farklı veçheleri olan bir kavramdır. Fransızca “tur” kelimesinden türetilen İngilizce kökenli “turizm” kelimesi günümüzde oldukça önemli bir yere sahiptir. Peki, turizmin sahip olduğu bu önemin gerekçeleri nedir? Niçin günümüzde belirli bir sistematizasyon içerisindedir? Son olarak Mustafa Kutlu “Turizm bu topraklar üzerinden bir Moğol ordusu gibi çimen çiçek tanımadan her şeyi ezip geçecek mi?” cümlesiyle ne anlatmak istemektedir?

Turizm, en bilinen haliyle ihracatın bir “bacasız sanayi” kalemidir. Bir ülkenin kültürel, tarihi, mimari ve estetik manada görülmeye değer olarak telakki edilen “şey”in yabancıya sunuluşu için gösterilen çabadır. Bu çabada öncelik “gelecek” olana verilmektedir. Yabancının dikkatini çekecek “şeyler” sunmak turizm faaliyetlerinin başında gelir. Örneğin özellikle beynelmilel tatil tarihlerinde oteller ve acenteler, birlikte hareket ettikleri çoktur, turizm odaklı kampanyalar düzenlerler. “5 günde Marmara turu”, “7 günde Balkanları geziyoruz”, “Üç günde İstanbul’u keşfedelim” gibi birtakım kampanyalar ile güzergâhı önceden belirlenmiş bir organizasyon ile gelecek “yabancı” beklenir. “Yabancı”dan gelecek sıcak para turizmin iştahını artırmaktadır. Nitekim bu doğrultuda süreç içersinde kampanyalar daha da cezbedici seçenekler sunacaktır.

Peki, turizmin getirisi sıcak parayken götürüsü nedir? Öncelikle turizm, salt ekonomik temelli bir “şey” olarak düşünülemez. Merhum Akif Emre’nin söylediği gibi “Turizm ideolojik ve kültürel boyutlarından soyutlanarak sırf sektörel ve ekonomik olarak ele alınamaz.”(s. 55) Kazançlı olan parayı kazanan değil parayı verebilendir. “Gelişmiş Devletler” diye tabir edilen sömürgeci bölgelerden gelenlerin, değeri yüksek paralarıyla yaptığı turistik faaliyetler zaman içerisinde o bölgeyi de şekillendirir. O bölgenin insanı ona göre hareket eder, sıcak paraya göre hesabını yapar ve hatta “turist”i rahat ettirmek için kendi insanını “öteki” kılar.

Buna mikro ve makro düzeyde örnekler verebiliriz. Mikro düzeyde küçük işletmecilerin, özellikle Akdeniz’de, menülerine euro kısmı eklemeleri, makro düzeyse doğrudan devletten ihaleleri kurumların bakanlıkla ortak hareket edip turistin hareket alanını düşünücü tavırlarıdır. Örneğin pandemide “korkmayın, aşı olduk” maskesinin takılması, turiste test sorulmadığı gibi sokakta dolaşım serbestisi sunması ve güncel örnek olarak Ayasofya’nın üst katının ücretini 25 Euro’dan alınması bu garabetten ötürüdür. Hatta ilk günler turist yoğunluğu öncelenerek Türk vatandaşları alınmamıştır.(Turizm Ajansı, 2024)Turizm, belli bir pastanın dilim sahipleri tarafından aktif olunan bölgenin “yabancı” laştırılmasıdır.

Nitekim bu “yabancılaş/tı/rıl/ma” hali zaman içerisinde hem devlet politikalarının hem de halkın hareket alanlarını ciddi anlamda belirleyecektir. Bu minvalde Türkiye’nin Turizm meselesindeki tarihsel sürecine baktığımızda “turizm” meselesi devletin bütçesine katkı sağladığı ölçüde olsa gerek zaman içerisinde ciddiye alınmıştır. Sırasıyla 1934, 1957 ve 1967 yıllarında kademeli olarak gelişim gösteren turizm, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde iki kez Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak faaliyet göstermiştir. İlki 24 Kasım 1984, yaklaşık beş sene sürmüş, ikincisi ise 29 Nisan 2003’ten günümüze değin devam eden süreçtir.(Teftiş,2018 ) Görüldüğü üzere “turizm” sadece kendinden menkul bir bakanlık olmakla kalmamış “kültür” bakanlığını da bünyesine almıştır. Burada iki bakanlığın “birleşmesi”nden ziyade kültürel öneme haiz bütün “şey”lerin turizme arz edildiği anlamını çıkarmak bahsettiklerimiz itibariyle doğru bir değerlendirme olacaktır. Bu hususta yerelde ve genelde yapılan bütün kültürel faaliyetler turizme kazandırılması olası şeylerdir. Bu durum tek başına bir milletin varlığı için oldukça kıymetli olan “kültür”ün iktisadi anlamda metalaştırılması demektir.

Türkiye’de 2023 yılı temmuz ayı bakanlık belgeli toplam otel sayısı 20 binin üstündeyken otel yatağı sayısı ise 1 milyon 777 bin 758 adettir. İllere göre baktığımız zaman Antalya 2486 otel, 610 bine yaklaşan otel yatağı sayısıyla kapasite olarak ilk sıradayken İstanbul otel sayısında 2832 adet ile daha çok sayıda olmasına rağmen 210 bine yaklaşan otel yatağı ile kapasite olarak ikinci sıradadır. Bu iki ili Muğla, İzmir gibi kıyı illeri izlemektedir. 200 binin üzerinde işçi istihdamından söz edilmektedir.(Turizm Databank,2023) Bu minvalde iktisadi anlamda ciddi bir katkıdan söz edilebilir. Turizm otelcilik liseleri ise ülkenin her bölgesinde belirli sayıda olmasına karşın denize yakın yerlerdeki okulların sayısı görece fazladır. Burada yaz turizminin sektörel anlamda öneminden ötürü olması muhtemeldir.

İktisadi anlamda ciddi bir katkısı olan turizmin yerel anlamda bir dönüştürücü gücünden söz etmek mümkündür. Tur rotasında olan bölgelerde “hediyelik eşya” dükkânlarının artması, irili ufaklı lokantalarda menüye eklenen yabancı dil, bazı aktivitelerin döviz üzerinden hesaplanması(Kapodokya balon örneğinde olduğu gibi), yerli halkın satış yapmak adına öğrendiği birkaç yabancı kelime vb. durumlar mezkûr dönüştürücü gücün sadece birkaç veçhesidir. Sadece bununla sınırlı olmatan bu dönüştürü veya sömürücü güç zaman-mekan algısını da dumura uğratabilmektedir. Turistin rahat ettirilmesi adına tarihi önem taşıyan konakların zamanla otel olarak kullanılması, Avusturya Grazz kenti örneğinde olduğu gibi tepeye yapılmış bir kaleye “turistler kolayca çıkabilsin diye” çevreye zararı düşünülmeden dağın altının kazılması ile yapılan asansör(Pierloti tepesine ulaşım adına yapılan teleferik bu minvalde düşünülebilir) ve tarihi eserlerin mimari formu örnek alınarak üretilen(suni/yapay ruha sahip) lüks oteller turizmin adeta sömürgenin bir “yumuşak güç” olarak kullanabileceğine dair belirgin örneklerdir. Bugün Özbekistan’da bazı camilere girebilmek için, namaz kılmak amacıyla olsa dahi, bilet almanız gerekmektedir. Ancak müze koruma kapsamında olan bu camilere giriş için herhangi bir kılık kıyafet kuralıyla karşılaşmazsınız. Bir başka örnek olarak Endülüs’te bir katedrali ziyaret ettiğiniz zaman bilet alma şartı vardır fakat yine kılık kıyafet açısından bir mecburiyet yoktur. Çünkü turistik faaliyet, dini şeraitin önüne geçmektedir.

Zaman içerisinde bu ve benzeri durumlar bölge insanında suni bir yaklaşıma sebebiyet verecektir. Turiste göre alınan refleks bazen yerli halkı ikinci plana itecektir. Bu minvalde Kapadokya örneği önemlidir. Sıradan bir Türk vatandaşının bu aktiviteyi gerçekleştirme potansiyeli bir yabancı turiste oranla daha azdır. Peki, daha önce bahsettiğimiz iktisadi katkının verilen örnekteki kıyasa karşı tutumu nedir? Bir sosyal aktiviteden faydalanma durumunda ülkenin vatandaşının ikinci planda kalması turizm gelir pastasının halkta bulduğu(?) karşılığın bir göstergesidir. Türkiye özelinde müze kartın uygulamaya konulması ülke vatandaşının ilk öncelik olarak kazanımını sağlasa da birçok özel müzeler, mekânlar ve aktiviteler bu önceliği ortadan kaldırmaktadır.

Meseleyi genel hatlarıyla ele aldığımızda ortaya çıkan sonuç turizmin salt ekonomik katkı bazlı ele alınamayacağıdır. Turizme açılan bölgelerin zaman içerisinde bölge insanını birçok yönle değiştirmesi/dönüştürmesi meselenin gözden kaçırılan yahut göz ardı edilen yönüdür. Bu göz ardı etme hali aynı ölçüde devam ettiği sürece Kutlu’nun “moğol istilası” olarak bahsettiği turizm çimen çiçek tanımadan her şeyi ezip geçecektir.

Zübeyir ŞEKERCİ

KAYNAKÇA


AddThis
 

Yorum ekle