Üye Girişi

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün431
mod_vvisit_counterDün415
mod_vvisit_counterBu hafta846
mod_vvisit_counterBu ay13716
mod_vvisit_counterHepsi624172

Kimler Sitede

Şu anda 48 ziyaretçi çevrimiçi

Dünya Sistemleri Analizi

Filozoflar insanların rasyonel yetkilerini kullanarak doğrudan hakikatin farkına varabileceklerini öne sürdüler. Gerçeğin ampirik (deneysel)  analizce öncelik verilmesi gerektiği savunuldu.18. Yüzyılın sonlarına doğru felsefe ile bilim arasında boşanma meydana geldi.(Deneysel bilim) (tüme varım yapılıp-kurumsallaşmış olmalıdır.)19 yüzyılda felsefe ikiye bölündü: doğa bilimler-beşeri bilimler.Bilginin ikiye bölünmesi çok önemli bir problemi de ortaya çıkardı; doğruyu aramak ve iyi-güzelin aranması arasında engel oluştu. Böylece doğa bilimciler değerden bağımsız olduklarını iddia ettiler.

 

Yahya Kemal,Hayatı ve Fikirleri

Yahya Kemal 2 Aralık 1884'te Üsküp'te doğmuştur. Babası Nişli İbrahim Naci Bey, annesi Leskofçalı İsmail Paşazade Bey'in kızı Nakiye Hanımdır. Asıl adı Ahmet Agah'tır. İlk tahsiline Üsküp'teki Yeni Mektep'te başlamıştır (1889), daha sonra Mektep-i Edeb'e girer (1892), orta öğrenimine Üsküp İdadisi'nde başlar (1895). Selanik'e taşınırlar ve Selanik İdadisi'ne devam eder (1897). Aynı yıl annesinin ölümü üzerine Üsküp'e dönerler. Yahya Kemal, üvey annesi ve babası arasındaki geçimsizlikten dolayı istanbul'a gönderilir (1902). Yıl ortası olduğu için İstanbul'da bir okula kayıt olamaz ve boşta kaldığı bu sürede devrin siyasi akımlarına yaklaşır.

 

Tevfik Fikret'e

Öncelikle Tevfik Fikret'i idrâk etmeye ve aktarmaya çalışmanın epeyce zor olduğunu belirtmeliyim. Günümüz zâviyesinden bir asrı aşkın bir süre kadar geriye dönüp bakmaktan bahsediyorum. Devriyle, zihniyetiyle Fikret'in şahsını yorumlamak...

Tevfik Fikret bir devrin şairidir. Kimilerine göre bir aktüalite, bir öğretmen, bir ibret kimilerine göre ise tutarsız bir şahsiyet, hâti protestan zangocudur. Ancak herkese göre o Servet-i fünûn neslinin yadsınamaz bir gerçeğidir. Fikret hakkında bu gibi çeşitli yorumlar yapılmasının ardında onun yaşamındaki evrelerin payı büyüktür. Hayatına dönüp baktığımızda otuz yaşının öncesi ve sonrası olarak kabaca ayırabiliriz; otuz yaşına kadar mütedeyyin, otuzdan sonra karamsar olduğunu görürüz.

 

Ulus-devlet ve Müslüman Kimlik

Yeniden şekillen(diril)en Dünya’da,özellikle yakın çevremizde,meydana gelen hadiseler haddinden fazla karmaşıklık ve tam da post-modern dönemin ruhuna uygun olarak belirsizlikler içerse de içinde bulunduğumuz durumun adlandırılmasında ulus-devlet kavramının önemli bir rol oynayacağını düşünüyorum.Dünyanın modern paradigma etrafında homojenleştirilmesi yani Avrupa merkezci/eurocantrik insan,evren ve tanrı anlayışının küreselleşmesi sürecinde 1. ve 2. dünya savaşları çok önemli bir rol oynadı.Finans kapitalin süratli dolaşımı ve üretim-tüketim anlamında yaşanan birörnekleşme zaten Eurosanrtik anlayışın olmasını arzuladığı bir duruma işaret ediyordu.

 

Şair ve Patron

Prof. Dr. Halil İnalcık; yirmi beşten fazla kitabı ve üç yüzü aşkın makalesi bulunan bir bilim insanı, tarihçidir. Siyasi tarih, sosyal ve ekonomik tarih, Osmanlı toprak rejimi ve tımar sistemi, Osmanlı hukuku, Osmanlı şehir tarihi, Osmanlı ticaret tarihi, Çözülme ve Reform dönemlerinde sosyo-ekonomik değişimler ve dönüşümler gibi konularda eserleri bulunmaktadır ve Osmanlı tarihinin hemen hemen tüm dönemleri hakkında araştırmalar yapmıştır. Burada, İnalcık'ın, "Patrimonyal Devlet ve Sanat Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme" alt başlığını taşıyan "Şair ve Patron" adlı eserini inceleyeceğiz. Şair ve Patron'un ilk baskısı 2003 yılı nisan ayında, beşinci ve son baskısı ise 2013 yılı eylül ayında, Doğubatı Yayınları tarafından, Ankara'da yapılmıştır. Eser, seksen sekiz sayfa olup, doksan dört adet kaynak, eser üzerinde ustalıkla kullanılmıştır, Türkçe olarak kaleme alınmıştır ve henüz herhangi bir dile çevrilmemiştir. Eser;"Patrimonyal Devlet ve Sanat, Osmanlı Saray Kültürünün Gelişmesi ve Osmanlı Divan Şu'arâsı, Patron ve Klasik Şiiride Sanat Anlayışı, Şu'arâ Tezkirelerinde Şair ve Patron, Fuzûlî ve Patronaj, İn'âm Defterlerinde H.909-917 Yıllarında Bağış Alan Şâirlerin Menşei ve Mesleği" olmak üzere altı bölüm ve kaynakçadan oluşmaktadır. 

 

Sis Şiiri Hakkında

Tevfik Fikret'in Sis şiiri Servet-i Fünun edebiyatının manifestosu gibidir. Fikret şiirde, doğrudan muhatabına söylemediği sözleri ve hatta hakaretleri bir sahn-ı mezalim, bir facire-i dehr olarak adlandırdığı İstanbul'a haykırır. Bu haykırış bizzat İstanbul'a veya İstanbul temi üzerinden devrin yönetimine veya da her ikisine birlikte de olabilir. Mehmet Kaplan'a göre;"Sis şiirinde Fikret'in kötümserliği İstanbul'un maddi ve manevi bütün varlığına karşı duyulmuş kuvvetli bir nefret halinde kendini gösteriyor." M.Kaplan'ın bu sözünden yola çıkarak şiire bakacak olursak genelinde olduğu gibi yine bir kısım kötümser İstanbul manzarasının ardından, "...ulu mâbed, ...şanlı mebâni-i münâcât kubbeler" gibi ifadeler de karşımıza çıkar.

 

Filler ve Çimen

Edward Said oryantalizmi emperyalizmin keşif kolu olarak nitelendirir.Nitekim oryantalistler öncelikle sömürülecek yerlerin etnik,mezhebi,demografik,kültürel gen haritasını çıkararak işgal için gelecek orduların işini kolaylaştırırlar.Oryantalistlerce Ortadoğu olarak adlandırılan bu coğrafyada meydana gelen hadiselerin 11 eylül eylemlerinin ardından dönemin ABD dışişleri bakanı Condelecca Rice’ın ‘’Ortadoğu’da sınırlar değişecek’’ diyerek dikkat çektiği bağlam üzerinden devam ettiği artık inkar edilemez bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.Tıpkı bu söz gibi Bush’un önce Afganistan,ardından Irak saldırısını ‘’haçlı seferi’’olarak nitelemesi dil sürçmesi yada alelade söylenmiş bir söz değildi.Birinci dünya savaşının yüzüncü yılını idrak ettiğimiz bu günlerde Dünya’da yeni nüfuz paylaşımlarının yaşandığı ve yeni bir yüzyıllık planlamalar çerçevesinde ülkelerin konumlandırılmaya çalışıldığını söylemek abartı olmaz.20.yüzyılın başında tarih sahnesinden silinen Osmanlı İmparatorluğu hinterlandında yaklaşık 22 ulus-devletin üretildiğini hatırlarsak nasıl bir süreçle karşı karşıya olduğumuz daha net anlaşılabilir.Tarihi vasatın 20.yüzyılın başındaki durumdan çok farklı olduğu ve güç dengelerinin farklılaştığı iddiasıyla anakronik değerlendirme hatasına düşme tehlikesi olmakla birlikte,modern paradigma çerçevesinde homojenleştirilen Dünyanın gidişatına tek direnç nokrası olarak İslam’ın/Müslümanların kalması bu yüzyılda da dünyanın alacağı şekilde İslam’ın belirleyeceği olacağını gösteriyor.

 

Etnosantrik Tepkisellikler Ya Da Acının Millileş(tiril)mesi

20.yüzyılın başında ulus-devlet eksenli ayrışmaların sonuçlarının en ağır bir şekilde hissedildiği içinde bulunduğumuz zaman diliminde,meseleleri olaylar ekseninde değil olgular ekseninde değerlendirmemiz gerekiyor.Birinci dünya savaşının üzerinden yüz yıllık bir zaman diliminin geçtiği bugünkü evrede,Müslümanlar olarak yaşadığımız mezhebi kırılmalar ve etnisite ekseninde meydana gelen kaotik durum hakkında esaslı değerlendirmeler yapma sorumluluğumuz ihmal edilmemelidir.Mü’min bilincin asla ve kat’a kabul edemeyeceği bu etnik ve mezhebi kırılmaların,aziz kitabımızın tefrikalar karşısında almamız gereken tavırla ilgili emirlerinin tefekkür edilmesi ve rasul-ü zişanın bir vücudun azalarına benzettiği müminler topluluğu metaforunun fehmedilmesi suretiyle aşılacağına dair kanaatimiz katidir.